Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Ligimiz yerli teknik direktörlerinin senelerdir belli bir kalıbın dışına çıkamamaları ve ezber bir zihniyet ürünü, birbirinin kopyası sistemler üretmeleri çok üzücü.

Fakat teknik adamların da dışında bu kulüplerin analistleri, yardımcı hocaları tam olarak ne iş yapıyorlar gerçekten anlamıyorum. Tek olayı eskiden Türkiye liginde futbol oynamak olan eski eğitimsiz arkadaşlarınızı hoca yaparsanız, senelerdir olduğunuz yerde sayarsınız. Zira esasında insanları geliştiren fikir üretmelerini sağlayan arkadaşlarıdır, çevresinde oluşturduğu insanlardır. Kimse Einstein değil zaten, kendini geliştiren herkes kendisi gibi öğrenme merakı olan insanlarla fikir alışverişi yaparak ya da okuyarak geliştiriyor kendisini. Fakat bu hocalarımız öyle değil. Öğrenmek uğruna, o her birinde Capello boyutunda olan egolarını kontrol edemiyorlar.

Merak ediyorum, bu yerli hocalarımızın kaçı, Türk futbolunda devrim yapan Derwall’in kitaplarını okumuşlardır? Kaçı dünya futbolunun gelmiş geçmiş en önemli teknik direktörlerinden Ferguson’un kitabını okumuştur? Zaten yabancı dil yok Ferguson’u okuyamazlar. Peki, Türkçe olarak da basılan Derwall’i neden okumazlar? Baksınlar meslektaşlarına… Türk futbolunun en büyük üç teknik adamından birini, Mustafa Denizli’yi bizzat Derwall yetiştirmiş, böyle bir eğiticiden ders almak, hem de bedavayken (kitabı 10 lira falandı) neden hiç birinin aklına bile gelmez? Derwall’i kitabı olduğunu dahi bilmiyorlardır… Neden söyleyeyim. Her biri Capello sanıyor kendisini de ondan. Anadolu kulüplerinde başkan çantacısı bazı yöneticiler var, kulüpler bu Capellolara az maaş vermek için bu çantacı yöneticileri kullanıyorlar. “Aman hocam en büyüksün, Morinyo’sun, Klap klop kimmiş sen bir numarasın, o yüzden 10 senedir Anadolu takımlarını değiş tokuş etmekten başka başarılarınız yok her birinizin.” diyorlar. Son cümle hariç söylüyorlar gerçekten. Ben bizzat kendi gözlerimle şöyle bir sahne gördüm. Xspor (Süper Ligde bir Anadolu takımı) hocası X, ben ve Xspor başkanın kardeşi ve aynı zamanda 2. Başkanı Y, üçümüz oturuyoruz. Xspor takımı hocası x birden gaza geldi iki kolunu da yana açarak, “Ben Türkiye’nin en iyi hocasıyım kardeşim” dedi. Bana bakarak söyleyince bir an ürktüm, adama bir şey mi dokundu falan diye. Benim şaşkın şaşkın bakıp cevap vermediğimi görünce ikinci başkana döndü ve “öyle değil mi başkan” dedi. Başkan kardeşi ikinci başkan da “ondan şüphemiz yok hocam” dedi. Yahu nasıl şüpheniz yok? Bu konuşan hoca Fatih Terim değil, Mustafa Denizli değil, Şenol Güneş değil.  50’lili yaşlarının ortasına geliyor hala bir takımda 2 yıldan fazla kalmışlığı yok. Yani nasıl hiç şüphe dahi etmezsiniz yahu… Komik öyle gaza gelmelerini ve şaşkınlığımı hatırlayınca hala gülüyorum.

Bu ağır eleştirilerimi ve genellemelerimi bu maç üzerinden açacağım. (hikâyedeki hoca Mehmet Özdilek değil bu arada yanlış anlaşılmasın)

Art arda dördüncü iç saha maçını yerinde izledim Fenerbahçe’nin, deplasman maçlarını da televizyondan izliyoruz… Zaten ligimizin lideri, herkes izliyor, herkes görüyor. Bu işe benim gibi kafa yoranlar hemen hemen şu aşağıdakileri kolaylıkla anlıyor.

Ben Fenerbahçe’nin rakibi olsam ne yapabilirim? Fenerbahçe’nin güçlü yönleri nelerdir? Zayıf yönleri nelerdir? (Bunlar sene başından beri de değişmedi)

1-      Fenerbahçe bek oyuncularını çok öne çıkarır ve hücumda yararlanır. Yani bizim kanat oyuncularımız git gel yapmalı ki, savunmada topun arkasına geçmeli ki Fenerbahçe’nin çok formda iki beki, sürekli hücum bindirmeleri yapıp bizi cezalandırmasın. Peki, biz kimi koymuşuz. Jimmy ve forvetten bozma Zec, ikisi de savunması iyi kanat adamları değil. Gökhan ve Caner’i sürekli kovalamayacakları ortada… Üstelik benim en iyi oyuncum sol bek Tosic de yok.  Genç Uğur’un önüne bir de forvet Zec’i koydum. (Bu ilk hataydı ama Caner ve Gökhan pek etkili olamadığı için bu hata değerlendirilemedi)

2-      Fenerbahçe bu iki bekini sürekli hücuma çıkarma lüksünü nasıl telafi ediyor? Mehmet Topal’ı onlar çıktıklarında stoperlerinin arasına sokuyor ve üçlüye dönüyor, savunmada çoğalıyor. Öyleyse ben stoperlerini beklerinin boşalttığı alanlara kaydıran ve savunmada bir kişi çoğalıp, ortasahadan bir kişi azalan Fenerbahçe’nin çok pasla etkinliğini azaltabilirim. Göbekte Mehmet’in geri dönmesiyle iki kişiye düşen Fenerbahçe’yi göbekte top dolaştırarak uyutabilir ve baskısını kırabilirim. Konyaspor bu şekilde etkili oldu mu? Oldu. O maçın iyi izleyip etüt ettik mi? Hayır. Fenerbahçe bu Mehmet’in önüne bir Alper bir de oyun kurucu özellikli Meireles, Emre, Baroni gibi bir oyuncu koyuyor. Bu oyuncunun dayanıklılığı, savunma gücü düşük, Alper’in ise dağınık ve pozisyonunu kaybeden bir savunma anlayışı var üstelik çok kolay faul yapıyor. Yani ben soğukkanlı bir şekilde top dolaştırabilirsem Fenerbahçe’nin etkisini kırabilirim. Peki, ben ne yapmışım? Göbeğe Doğa, Gosso gibi topa kötü yaklaşan oyuncularımı koymuşum. Top ayaklarına geldiğinde benden çıksın diye telaş yapan oyuncularımla, topa basıp, pres kırabilir miyim?

3-      Peki ben neden 3 tane ön libero kullandım ve bunların 2’sinin topla arası kötü? 3 oyuncumu da göbeği kaplamaya harcadım ama Fenerbahçe en son ne zaman göbekten gelerek gol attı ki? Hangi göbek organizasyonuyla, hangi oyuncuların verkaçlarıyla, arapaslarıyla, driplingleriyle pozisyona giriyor Fenerbahçe? Göbek oyuncusu Alper bile kenara açılarak, geniş alanı kullanıp kanattan içeri girerek pozisyon üretebiliyor. Fenerbahçe en son ne zaman göbeği kullanıp verkaçlarla, driplinglerle vs yani ‘oyun yaparak’ gol attı?. O halde ben rakibimin hücum gücünü hiç analiz etmediğim için bir de gereksiz yere ortasaha göbeğini bu kadar kalabalık ve kazandığım topu hemen kaybedecek (Petroviç hariç) oyuncularla doldurdum.

4- Fenerbahçe’nin en büyük silahı ne? Duran toplar! 23 haftada tam 23 tane duran top golü atmış rakibim. Yani her maça 1-0 önde başlıyor diyebiliriz. Duran topları iyi kullanıyor ve fizikleriyle iyi eziyorlar diyebiliriz. 10 tane kornerden gol atmışlar 3 tane taçtan gol atmışlar. Bildiğiniz 70 ve 80’lerin İngiliz futbolunu oynuyorlar. Duran toptan olmayanlar da kenar ortalarla oluşturulan karambollerle gelen goller. Peki, hal buyken benim savunma oyuncularım neden en küçük preste topu kornere veya taça vurur? Yahu Fenerbahçe’den hücumda çalım yiyin, verkaç yapmalarına izin verin, faul yapmayın, taça kornere top atmayın. Zira zaten o çalımlarla, verkaçlarla gol atabilen oyuncuları yok. Hücum oyuncularının yaratıcılıkları sıfır… Emenike’ye verdiğiniz pası geri alma şansınız yok gibi. En yaratıcı oyuncu Salih’e şans verilmiyor. O halde neden Fenerbahçe’yi kötü yaptığı şeye değil de iyi yaptığı duran toplara itersiniz?

Yani tüm bu sistemi (savunması zayıf kanatlar kullanmak hariç) Fenerbahçe’nin tam tersi futbol oynayan Galatasaray’a yapmanız gerekir esasında. Fenerbahçe oyun yapamıyor, organizasyon üretemiyor, Fenerbahçe fizikle eziyor, Fenerbahçe’ye fiziğini kullanacak karambol ve duran top, Galatasaray’a da oyun yapacak alan ve top vermemeniz gerekiyor esasında.

Şimdi bu maç dışına çıkarak Gençlerbirliği hakkında da birkaç şey söylemek lazım. Öncelikle senelerdir müthiş bir kadro istikrarsızlığı var. Sürekli değişiyor… İslam Çupi’nin güzel bir sözü vardır bununla ilgili. “Eskiden takım dediğimiz, futbolcularını ezbere sayabildiklerimizdi. Takım dediklerimiz 3-5 yıl bir arada oynayınca uyum sağlıyorlardı, takım oluyorlardı. Şimdi baktığımızda Türkiye’de pek takım yok! Her sene değişiyorlar ki, ne zaman takım olacaklar?”

Yani uyumdan, arkadaşlıktan, birbirinin nerede pas bekliyor olduğunu gözü kapalı anlamadan bahsediyor üstat. Gençlerbirliği ise bunun tam tersini yapıyor seneledir... Geçen sene Sırp asıllı oyuncular aldılar. Tosiç, Petroviç, Tomiç ve Lekiç oyuncuların kariyerleri de çok iyiydi. Lekiç yanılmıyorsam La Liga’dan, Petroviç’ Premier Lig’den, Tosiç de İspyanya’dan tecrübeler edinip gelmişti. Tosiç hemen ligimizin en iyi sol beki oldu, Petroviç uzun süre oynamamıştı çok ağır ama zeki bir oyuncu, bu sene verimli oluyor. Tomiç liginde çok iyi oynuyordu burada şans bulamadı. Lekiç’i de geri gönderdiler.

Fuat Çapa Lekiç’e çok az şans verdi, pivot özellikli bir oyuncuydu beğenmedi, yerine gitti başka bir pivot Vleminckx’i getirdi. Lekiç de tekrar İspanya’ya dönmüş şimdi döktürüyormuş. Vleminckx de Erciyesspor’da yedek.

Bu yaz başında Fuat Çapa ile konuştum Gençlerbirliği’nden ayrılmış, Erciyes’in başına yeni geçmiş çok istekli ve heyecanlıydı, birlikte bir kahvaltı yaptık sağ olsun beni ağırladı. Kendisiyle konuşurken “Geçen sene çok değerli Sırp oyuncular geldi Gençlerbirliği’ne, sizin bulduğunuz oyuncular mıydı?” dedim. “Yok, pek benim inisiyatifimde olduğu söylenemez” dedi. “Peki, bu transferleri özellikle aynı ülkeden olmalarından dolayı, uyum ve bir jenerasyon yakalamak için değerli görüyor muydunuz?” dedim. “Hayır, ben aslında aynı ülkeden ikiden fazla futbolcuya sıcak bakmıyorum” dedi. Şaşırmıştım. “Daha önce Galatasaray Romenleriyle, Fenerbahçe Brezilyalılarıyla çok iyi bir uyum yakalamış ve ülkenin en önemli Avrupa başarılarına biraz böyle imza atmışlardı, temel buna bağlıydı.” dedim. “Olabilir, ben çok sayıda dil bildiğim için futbolcularla anlaşmakta sorun yaşamıyorum zaten” dedi. Bence bu çok hatalı bir bakış açısıydı. Fuat hoca sadece kendisi ve oyuncuları arasındaki iletişimi ve ilişkiyi düşünüyordu. Hâlbuki oyuncularının birbiri arasında olan iletişimi de en az o kadar mühim ama hocalar bunu unutuyorlar çoğu zaman. Robot gibi davranıyorlar oyunculara… İstiyorlar ki, oyuncu benim verdiğim taktiği anlasın, uygulasın… Tabi ki bu doğru ama oyuncu saha içinde en az sizi anladığı kadar takım arkadaşını da anlamalı. Bu kısa vadede aynı dili konuşmakla, aynı kültürden gelmekle kolay çözülebilirken uzun vadede senelerce aynı takımda oynamakla, İslam Çupi’nin dediği gibi de çözülebiliyor.

Tüm bu konuşmamız beni şaşırttığı için, “Hocam, oyuncularınız arasında bir gruplaşma falan mı sezdiniz?” diye sordum ona da hayır diye cevap verdi. Erciyesspor’da da bir sürü farklı ülkeden bir sürü oyuncu transfer ederek, PTT 1’den gelenlerin %90’ını gönderip yaklaşık 20 tane yeni oyuncu transfer ederek bir kadro kurdu. Oyuncular birbirine uyum sağlayamadı ve ‘takım’ olamadılar.

O sabah kahvaltıda, “çok heyecanlıyım, ilk defa tamamen benim kurduğum bir kadro ile yarışıp kendimi ölçmüş olacağım” diyordu. Fakat bence o da egosuna yenildi. Çok dil bilmesine ve geçmişte çalıştığı ülkelerdeki tanıdıklarına güvendi. Kötü transferler yaptılar, başarısız oldular. Gençlerbirliği ise en önemli sorunları kaleye ve stopere devre arası transfer yaptı. Ramazan bence çok kötü bir kaleci, senelerdir defalarca şans verildi ama olmuyor. Bugün elini kırdığı pozisyonda faul yok, gol verilmeli bence (gerçi ofsayt var) bir kaleci öyle topa çıkar mı yahu? Yeni stoperi çok iyi etüt edemedim. Belki sorunları biliyorlar ama en büyük sorunları kadro istikrarı, önce bunu çözmeye çalışmaları lazım.

Geçen gün Doğa’nın Quiz programını izledim yayıncı kuruluşta “en gaddar futbolcu Gosso” dedi. Bu maçta da öyleydi. İlk yarım saatte sarı kartı görmeliydi sonra da oyunu soğutmak adına o kadar çok faul yapamazdı zaten. Hakemler futbolu oynatmakla görevliyken, Türkiye’de oynatmamayı sağlıyorlar. Hürriyet, Gosso gibi oyuncular böyle hakemlerle bu lig yönetildiği için şanslılar. Yoksa sürekli ilk yarım saat sarıyı görür son bir saati hamlesiz ve dolayısıyla etkisiz geçirirlerdi. Biz de futbolu oynamak yerine, öldüren oyunculardan kurtulmuş olurduk. Tabi siz hakem hatalarından sıtkınız sıyrıldığı için, hakemin haklı olduğu pozisyonların da içinde bulunduğu bir video hazırlayıp toplantılar yaparsanız da hakemler kendilerini tehlikeye atmamak için bu oyun dışı ama kendilerini zora sokmayacak hareketlere ‘devam’ derler. Garip, diyorsunuz ki “hakemlik baskı altında olmadan yapılması gereken bir iş ve diyorsunuz ki hakemler formsuz” ama sonra da gösteri hazırlıyorsunuz. Aslında dediğiniz “ben hakemleri etkilemek istiyorum, biraz da benim lehime hatalar yapsınlar” Yapıyorlar da böyle olunca… Hem dağılıyorlar hem de istiyorlar ki bol faul olsun, sarıyı çıkarmayayım ki haksız kırmızı sorunu yaşamayayım, oyun bol bol dursun, hızlanmasın ben de hızlı atakta gözden kaçıracağım düdükler çalmayayım…  Gosso’nun yaptıklarının aynısını Galatasaray-Beşiktaş maçında Melo ve Veli de ilk yarıdan yapıp bir sürü atak kesmelerine rağmen geçen hafta onlara da hiç sarı kart vermedi Cüneyt Çakır. Kendisini kurtarıyor artık, oyunu öldürüyor ama kendisini kurtarıyor. Sonra da büyük hakem diyorlar. Büyük mü bilmem de kurnaz adam.

Maç sonu Fenerbahçe stadında “Ankara’nın bağları” türküsünün çalınması rakibe saygı çerçevesinde değerlendirince en hafif tabirle ayıp bir durum…

Son söz Fenerbahçe-Kasımpaşaspor maçında küfürlü tezahürat oldu. Emre golü atınca içinde Galatasaray kaptanı Sabri Sarıoğlu’nun da adının geçtiği küfürlü bir tezahürat söylendi. Fakat geçmişte dediğim gibi tüm bu kuralların değişmesinin ve Fenerbahçe’nin ceza almasının küfürle hiç ilgisi olduğunu sanmıyorum. Küfürle çirkin tezahüratla ilgili olsa Galatasaray tribünleri de her hafta “… sizi Didier Drogba” diye küfür ediyor. Geçen hafta derbide “Beşiktaş’ın köpeğine…” diye hakaret de ettiler. Bunlara rağmen bence Galatasaray tribünleri “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk” diye bağırmadığı için ceza almıyor.

Bu halde de yine siyaset spora, bizzat siyasiler tarafından sokuluyor. “Hem de spora siyaset karışmasın” adı altında. İroni desen ironi değil. Bu şartlar altında da adil bir yarıştan bahsedebiliyor musunuz?

Fenerbahçe efsaneleri televizyonlarda en çok bunu bahsetmeleri gerekirken susuyorlar. “Başbakanımız çok büyük Fenerbahçelilik yaptı” diyorlar. Başbakan ismi olumsuz anıldığında ‘Atatük’ ismi geçtiğinde saha kapanıyor… Atatürk ismi geçmeyen, kendisine eleştiri yapılmayan, Taksim diye bağıranları döven stadyumlarda sorun çıkmıyor… İlginç bir Fenerbahçelilikmiş bu doğrusu.

YORUMLAR

İlk yorumu siz yapın!



Sinan Yılmaz Köşe Yazıları