Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Hepiniz izlemişsinizdir U20 Dünya Kupasında genç yeteneklerimizi bizlere tanıtan reklam filmini… “Hepimiz mahallelerde oynadık, şimdi ülkemiz için oynayacağız, hayır ben o değilim, şuan beni tanımıyorsunuz… Aslında yirmi ikimizin de adı aynı; Türkiye’nin geleceği” vs vs.

Reklam filminde ön plana çıkarılan bir figür var. U20 Dünya kupasında ülkemizi temsil edecek kardeşimizin ağabeyi yıldız futbolcu ilgi odağında, etrafında kameralar, güzel kızlar vs var. O sırada bizim geleceğin yıldızı arkasından eşortmanları ile geçiyor. “Hayır, ben o değilim” diyor. Biz sanıyoruz ki “ben o olmayacağım” demek istiyor. Aslında gencimizin demek istediği, “ben de öyle olmak istiyorum”…

Bu konuya sonra tekrar değineceğim… Yeni bir turnuvada yeni gençlerimizi izliyorum ve hiçbir şeyin değişmediğini görüyorum. Yine çok yetenekli oyuncularımız, yine koşamıyorlar…

Salih’in pas yüzdesi mükemmel, Hakan’ın şutları, topa hâkimiyeti çok iyi, Okay’ın öyle. Kerim dripling konusunda çok iyi ama hepsi fizik güç olarak çok yetersiz. Hepsi top bir arkadaşının ya da rakibin ayağındayken koşmaya üşeniyorlar. 3 günde bir maç oynayınca dilleri dışarı çıkıyor. Sonra ne kadar yetenekli olursanız olun, böyle turnuvalarda uzun vadeli gidemiyorsunuz. Bu gece Avustralya’ya yenilip az daha eleniyorduk. Yetenekli oyuncularımız şut becerilerini gösterdi ve bu seferlik bizi bir üst tura taşıdılar ama açıkça söylemek gerekir ki Fransa karşısında hiç şansımız yok. Avustralya’ya karşı bile doğru dürüst bir tane etkili pozisyon üretemedik. Neden? Bırakın top rakipteyken koşmayı, top bizdeyken bile herkes durarak oynarsa, üç günde bir maç yapınca herkesin dili dışarı çıkmaya başlarsa bu kaçınılmaz olur.

Fransa’ya bakıyorsunuz kadrodaki oyuncuların hemen hemen tamamı, bu sezon ligde 30 küsur maç oynamış. Bir de bize bakıyorsunuz? Bank Asya’dan gelen bile, 2. Ligten gelen bile sürekli 11 oynamakta zorlanmış sadece Ethem ve bir iki oyuncu var bu sene takımında sürekli 11 oynayan. Fransa’da ise sürekli oynamayan sadece bir iki oyuncu var! O zaman evvela Teknik Direktörleri eleştirmeliyiz. Genç oyunculara yeteri kadar şans vermedikleri, yeteri kadar güvenmedikleri için onlar da suçlu…

Sonra… 2. maçımızı Kolombiya’ya karşı oynadık. Yorumcu Ömer Üründül her on dakikada bir “rakip bizden çok üstün” dedi durdu. Ben de ekstra merak edip bütün Kolombiya kadrosunun çetelesini çıkardım. Nedir bu Kolombiya’yı bizden bu kadar üstün kılan diye…

Gördüm ki kadroda Avrupa’da futbol oynayan sadece bir (sayıyla 1) oyuncu var. O da yıldız oyuncuları Quintero… Serie A’da Pescara’da oynuyor. Bize de güzel bir gol attı ve 1-0 yenildik.

Onun dışındaki oyuncuların büyük çoğunluğu Kolombiya liginde diğerleri de yine Güney Amerika liglerinde oynuyorlar.

Yani en iyi oyuncuları dışında hiç biri ne Salih gibi Avrupa Ligi yarı finali oynamış. Ne Alparslan gibi Belçika’nın en iyi takımlarından birine transfer olmuş. Ne Kerim Frei gibi Premier ligde oynuyor. Fatih gibi Hollanda’da oynayan yok, Hakan gibi Almanya’da oynayan yok. Ya da Taşkın Çalış gibi daha 17 yaşında 1 milyon dolara transfer olabilen adam da yok.

Türk futbolcuların piyasası bu Kolombiyalı oyuncuların falan çok önünde… Türkiye Hollanda’dan, Almanya’dan, Belçika’dan, Avusturya’dan falan bir sürü oyuncu pazarına da sahip. Tek Türkiye’de yetişenlere de bağımlı kalmıyoruz ama bir Kolombiya’nın sadece kendi topraklarında yetiştirdiği oyuncular bizden çok üstün olabiliyor? Kolombiya’nın nüfusu 45 Milyon. Bizim neredeyse yarımız. Hiç Almanya’yı, Belçika’yı, Hollanda’yı, Avusturya’yı da katmıyorum.

O halde teknik direktörlerden de çok eleştirmemiz gerekenler var. Onlar da altyapı hocaları. Senin elinde böyle fazla sayıda potansiyelli oyuncu var ve sen bu oyuncuları geliştiremiyorsun. En büyük suç kesinlikle senin! Bu kadar fazla genç nüfus ve bu kadar büyük bir futbolcu olma arzusuna bu kadar istihdam gerçekten büyük beceriksizlik.

O zaman şunu da düşünmemiz lazım. Yıllardır bunca beceriksizliğe, başarısızlığa rağmen neden hala aynı altyapı hocaları, hala aynı örümcek zihniyetle görevdeler? Neden teknik direktörlere Milyon Eurolar saçan kulüp yöneticileri bu başarısızlığı malum altyapı hocalarını görmüyor? Sırf eskiden futbolcuydu diye hangi akla hizmet bu adamlar altyapı antrenörü yapılıyorlar? Bu konuya da yazının sonraki bölümlerinde döneceğim.

Bir suçlu daha var. Bu kadar oyuncu potansiyeline rağmen memlekette yeşil alan bırakmayan ve gençlere spor tesisi yapmak yerine Milyon Euroları acayip acayip statlara döken. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’lara falan döken devleti de görmemiz lazım. Hem en küçük bir yeşil alan betonlaştırılıyor, gençlerin kendi kendisine sokakta yetişmesini engelliyorsun. Hem de onlara profesyonel spor tesisleri yapmak yerine Belediyespor’lara Milyon Eurolar harcıyorsun…

Şimdi başa dönelim. Genç oyuncu “hayır o ben değilim” diyor ama en büyük arzusu gelecekte o olmak. Öyle reklamda gördüğünüz gibi mütevazı bir şekilde eşortmanıyla idmana gidip, sonra evine dönmeyecek. Biz bu yaşam tarzı yüzünden kaç yetenek kaybettik malum.

Ben de o genç arkadaşın yaşlarındayken bir dönem 3. Ligde mücadele eden bir ilçenin A takımına kadar çıkmıştım ki yaşım 17-18 falandı. O zaman arkadaşlarla futbol dışında doğru dürüst bir aktivite bulamadığımız için ve bizi doğru yönlendirecek kimse de olmadığı için elimize geçen üç beş kuruş parayla akşam eğlenmeye, içmeye falan giderdik. Bazılarımız kızlarla birlikte olmaya çalışır bazılarımız da alkol masalarında sabahlardı. Hem de henüz 18 yaşımızda olmamıza rağmen. Sonra ben Üniversite tercihi yaptım ve yaşam tarzım çok değişti. Film izleyerek, kitap okuyarak daha çok evde vakit geçirmeye başlayan birine dönüştüm.

Buna üniversitedeki ortam sayesinde adapte oldum ama futbolcu olarak devam etmeye çalışsaydım muhtemelen o her akşam bir mekana gidip zaman geçiren genç futbolculardan biri olacaktım. Bu da malumunuz bir futbolcu için en zor, en zararlı yaşam tarzı. Evde değil de alkol masalarında, her akşam az uyuyarak, her akşam kız arkadaşlarınızla eğlenerek güçlü bir sporcu olmanız imkansız.

Görüyorum ki, Kolombiya sahada bizi eziyor. Bizimkilerden yetenekli oldukları için mi? Hayır. Salih’in pas yüzdesi harika… Taşkın, Okay, Kerim, Hakan top ayaklarındayken yeteneklerini belli eden oyuncular ama hiç biri koşamıyor. Kondisyon olarak Kolombiya’nın çok altındayız, yetenek olarak değil! Zar zor yendiğimiz tek pozisyona giremediğimiz Avustralya maçında turnuvanın en güzel iki golünü atacak kadar yetenekliyiz!

Demek ki çalışmıyorlar. Demek ki düzgün beslenmiyor, yeteri kadar uyumuyor, yeteri kadar sağlıklı yaşamıyorlar.

Batuhan Karadeniz gibi daha hızlı giden araba almayı merak ediyorlar, ya da daha güzel kızla birlikte olmayı, ya da en güzel mekânlarda içmeyi, ya da bilumum dumanlı eğlence sigaralarını merak ediyorlar.

Hâlbuki bu sporculara bizim önemli bir spor müsabakasını izlemeyi merak ettirmemiz lazım. Bu oyuncuların çoğu kendi oynadıkları dışında herhangi bir spor dalını izlemiyorlar. Kendi yaptıkları sporu bile spor çerçevesinde merak etmiyorlar. Bizim bu gençlere en hızlı giden arabayı değil, yeni çıkan Oscar filmini merak ettirmemiz gerekiyor.  Bu gençlerin içtikleri içkileri merak etmek yerine Dostoyevski’nin bir kitabını merak etmesi gerekiyor.

Yani evde de vakit geçirebilmeyi, daha sakin ve mütevazı yaşamayı öğrenmeliler. Mesela Pirlo'nun profesyonel bir ressam olduğunu biliyor musunuz? Adamın oyun kalitesiyle yaşam kalitesi birbirine ne kadar benziyor değil mi? Bizim de oyuncularımızın yaşam kaliteleri yükselmeli kaliteli müzik dinlemeyi bir enstrüman çalmayı resim yapmayı tiyatro izlemeyi vs bilmeliler yoksa tek eğlenceleri mekan gezmek olan oyuncularımız 3 günde bir maça çıkınca ikinci maçında dili dışarda futbol oynamaya başlıyor.

Burada da suç kimin… Tabi ki bu gençleri sadece futbolculuk olarak değil karakter olarak da yetiştirmeyi bilmeyen alt yapı hocalarının! En büyük suç onların… Serdar Özkan gibi, Batuhan, Barış Memiş gibi potansiyelleri heba eden onlar.

Slaven Biliç'in Oğuzhan'a, Veli'ye, Necip'e neler katacağını göreceksiniz? Adamın bir dünya görüşü var. Gitar çalıyor... Bu güne kadar Dünya futboluna kattığı genç oyuncular malum. Önder Özen ve Biliç bence genç oyunculara kaliteli yaşam tarzı da sunacaklar.

Eğer bu gençlere kaliteli yaşam tarzlarını öğretmezseniz bu gençler gündüz araba galerilerinden, gece en kaliteli mekânlarda içki masalarından kalkmazlar! Fakat bu gençlerin antrenörleri… Onlar okumuyor ki çalıştırdıkları gençlere okuma yazmayı sevdirsinler. Onlar sinemadan tiyatrodan anlamıyor ki çalıştırdıkları gençlere anlatsınlar.  Daha doğrusu onlar zaten bu yetiştirdikleri gençlerin 20 sene sonraki halleri.

Yani… Ülkemizde bir yerli futbolcu futbolu bırakıyor. Futbolu bıraktığı camia ona vefa borcu olarak sahip çıkıyor. X bizim çocuğumuzdur gelsin bizim alt yapıda antrenör olsun deniyor. Yahu X antrenörlük kursuna gitmiş mi? Yok. X internet kullanmayı biliyor mu yeni antreman tekniklerini araştırabilecek mi? Yok. X’in okuma yazması var mı merak edip bu işte farklı kaynakları okuyup kendisini geliştirecek mi? Yok. X’in özelliği ne? Bizim kulübün eski yerli, cahil futbolcusuydu. O zaman hiç kusura bakmayın o X de kendisi kadar yerli yeni cahil futbolcu yetiştirecektir.

Bu saçmalığı göremeyip bu isimleri altyapılarda görevlendirenler de yine babasından atasından kalmış mirasla başkanlık yapmaya çalışan bilumum yöneticidir. Ziyadesiyle görev verdiği eski yerli cahil oyunculardan bir farkı da yoktur.

Şimdi Salih büyük kulübe gitti onunla oturup muhabbet eden, onu tanıyan arkadaşlarım var. Kendisi için çok düzgün bir çocuk diyorlar. O iyi yetiştirilecektir onun daha iyi olacağını düşünüyorum. Fakat diğerleri konusunda hiç de umutlu olamıyorum. Misal ismini vermeyeyim U20 takımımızda sürekli 11 oynayan oyuncularımızdan birini bundan 2 sene önce bir arkadaşım altyapı maçında izlemeye gitmiş. Maç sonu bu genç de çok güzel oynayıp goller atınca arkadaşım bu gençten formasını istemiş. Bu genç oyuncumuz da arkadaşımla alay edip formasını vermemiş. Eh diyorum… “Ben o değilim reklam filminin devamı ben o olmak istemiyorum değil. Ben de onun gibi olmak istiyorum”

Son söz olarak seneler sonra bir turnuvada yeteneğinden çok mücadele gücünü övebileceğimiz bir Milli takım izlersek o zaman Türkiye çok değişmiştir diyebiliriz. Bu belki gençlerin yeni çıkan Ferrari’yi değil de eski bir Stanley Kubrick filmini konuştukları gün olabilir.

YORUMLAR

erk 29 Haziran 2013 Cumartesi 05:27

Altyapı sistemi sorunlu - buna katılıyorum lakin Kerim Frei, Fulham alt yapısında ve a takımında oynuyor ( ama sakatlık nedeniyle bu sene bayağı bir maç kaçırdı ), Hakan Çalhanoğlu geçen sene Karlsruhe de bütün sezon forma giydi ( şimdi ise sakatlıktan yeni çıktı ), bahsi geçen diğer oyuncuların çok büyük kısmı altyapılarını Almanyada almış oyuncular. Bu nedenle bu oyuncuların fiziksek yetersizlik veya sıkıntılarını Türk altyapı sisteminin yetersizliğine bağlamak kanımca yanlış olur.

ins 29 Haziran 2013 Cumartesi 19:48

budur agzına saglık


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları