Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Dünya Kupasında A ve B grupları sonuçlandı. Bu turnuvadan sonra, özellikle bu gruplarda yaşanan gelişmeler, Dünya futbolunun da seyrini değiştirecek.

Evvela son 4-5 yılda önce Mourinho İnter’le sonra Real Madrid’le Barcelona’yı yenebilerek, ardından Heynckes Bayern Münih’le Barcelona’yı perişan ederek, Simeone Atletico Madrid’le yine Barcelona’yı eleyerek ve son olarak Ancelotti Real Madrid ile pas futbolunu benimseyen Guardiola’nın Bayern Münih’ini yenerek tiki-taka adı verilen oyunun defolarını ortaya sermişlerdi.

Son olarak futbol dâhisi Van Gaal de Bosque’nin İspanya’sını perişan ederek artık bu oyunun dinamiklerini yerle bir etti. Buna karşın İtalya’dan çıkan, Conte’nin Juventus’u ile başlayan, Prandelli’nin İtalya Milli takımı ile devam eden 3-5-2 oyunu da dünya futbolu üzerindeki ağırlığını her geçen gün arttırıyor. Turnuvanın sürpriz ekiplerinden Şili ve Meksika mütevazı kadrolarına rağmen kaliteli oyunlar çıkardılar ve Hırvatistan, İspanya gibi Avrupa’nın en üst seviye oyuncularının oluşturduğu ülkeleri bu sistemle elediler. Hollanda ise yine bu sistemle dudak ısırtan performanslar sergiledi.

Bu arada bu 3-5-2 sistemi özellikle bu yıl, Juventus adına Avrupa’da hiç verimli olmadı. Hücumda çoğalma anlamında büyük sıkıntılar yaşadılar. İtalya Milli Takımı da 3-5-2’den vazgeçmesine rağmen onlar da Kosta Rika maçında görüldüğü gibi hücumda çok eksik kalmaya devam ediyorlar. Zira kanatlar hücuma katılamıyor ve ortasaha merkezi de rakip tarafından geri püskürtüldüğünde forvetleriniz top alamadan rakip savunma arasında kayboluyorlar. Ortasaha ile forvet oyuncuları arasındaki alan çok açılıyor ve hücum varyasyonlarını çok sınırlayabiliyorsunuz. Balotelli son Kosta Rika maçında neredeyse ayağına top değmeden maçı bitirdi diyebiliriz.

Şili, Meksika, Hollanda gibi takımlar ise İtalyan’ların aksine bir kontra atak oyunu benimsiyor ve Alexis Sanchez, Dos Santos, Robben gibi oyuncularını geniş alanlarda teke tek bırakıyorlar.

İtalya ve Juventus topa sahip olup, rakibi kendi yarı alanına hapsederek bu sistemi uygulamaya çalıştıklarında, kanatları çalıştıramadıkları için yeterli baskıyı kuramıyorlar ve verimli olamıyorlardı. Ancak Hollanda, Şili ve Meksika gibi takımların derdi zaten bu değil. 3-5-2 mutlak kazanmak zorunda olduğunuz maçlar için belki doğru bir düzen değil ama mükemmel bir kontra atak sistemi. Bakın Hollanda da kazanmak zorunda olduğu Avusturalya maçında çok zorlanırken Şili maçında oldukça rahattı. Maç 2 gün daha oynansa gol yemeyecek ve istediği beraberliği alacak gibiydi. Yine İtalya da İngiltere karşısında tam olarak istediğini alırken Kosta Rika maçında hücumda çok acizdi.

Dip Not: Mancini de büyük bir sürprizle Şampiyonlar Ligi’nden Juventus’u elediğinde 3-5-2 sistemini kullanmıştı.

TİKİ – TAKA’NIN SONU

Aslında bu son ‘çok acı bir şekilde, bir anda geldi’ deniliyor ama pek de öyle değil. Geçen sene Konfederasyon kupasında sonun başlangıcını izlemiştik. Ardından İspanyol Milli takımının oynadığı birçok hazırlık maçında da bu sorunlar devam etti. Geçen sene Konfederasyon kupası finalinde Brezilya sürekli önde bastı, oyunun ağırlık merkezini İspanya yarı alanına yıktı. Orada kazandığı toplarla da 3-0’lık çok net bir sonuç elde etti.

İnsanlar hep yanılıyor. Barcelona ve İspanya Milli takımı oyuncuları çok teknik ve yetenekli olduğu için, en iyi yaptıkları iş ‘pas’ zannettiler ve oyunun adına da ‘pas futbolu’ dediler. ‘Tiki-taka’ dediler. Halbuki bu oyunun mükemmelleştiği şey ‘pres gücü’ydü. Barcelona ve İspanya son 8 yılda mükemmel pres yaptılar. Tarihte kaybettiği topu en kolay geri kazanan takım onlardı. Real Madrid maçlarını hatırlayın, Madrid topu kazanmak için oradan oraya koşar, yırtınır ve topu kaptığı gibi kaptırmamak için Ronaldo’nun önüne vururdu, Ronaldo da tüm hızıyla ona koşup kontra atak yapmak isterdi. Çoğu zaman aciz bir görüntü oluşturuyordu bu. Fakat başka bir şansınız yoktu. Barcelona’dan aldığınız topu 3-4 saniyeden fazla ayağınızda tutamıyordunuz. Sahaya mükemmel yayılıyorlardı ve her biri sanki Gattuso’ymuş gibi basıyordu. 11 Gattuso’ya karşı oynuyor gibiydiniz. Tabi alakası yok. Bu pres gücü fiziksel üstünlükle ilgili değil, sistemin mükemmelliğiyle ilgiliydi. Kimse aksatmıyordu. Hiç kimse… Sürekli 2’li, 3’lü presler yapabiliyorlardı. Nihayetinde yetenekli ayaklar da topu bu kadar çok kullandıklarında bol bol pozisyonlar üretiyorlardı. 90 dakikanın zaten 70 küsur dakikasını onlar oynuyordu. Hem de rakip kaleye yakın yerde oynuyor, topu orada kaybedip yine orada kazanıyorlardı ve orada üretiyorlardı.

Gel gelelim 8 senede bu takım yaşlandı ve pres gücü düştü başarıya doymaları da cabası. Abidal’in yaşadığı talihsiz hastalık. Alba’nın onun yerini dolduramaması. Pique’nin bir medya yüzü olması ve futbolculuğu unutması… Puyol’un çok ciddi sakatlıkları ve yerinin dolmaması. Xavi’nin baskın karakteri ve yaşlanınca temposunun düşmesi, dahası Fabregas’ı yetiştirememesi… Messi’nin bu yılki sakatlığı. Villa’nın yaşlanıp gitmesi ve Alexis gibi oyuncuların onun kadar zeki olmamaları… Bunlar hep önemli etkenlerdi ve çözülme savunmadan başladı. Hollanda maçında Robben’in 2. golde Pique’ye attığı çalım o kadar basit ki adeta Shevchenko’nun Servet’i düşürdüğü durumu tekrar izler gibi olduk.

Barcelona futbolu Real Madrid ve Atletico Madrid’in arkasında kalmıştı ama İspanya Milli Takımı yine de Barcelona futbolunu kabul etti. Bu da pek adil bir durum değil açıkçası. En adaletsiz olan da son 2 yılda çok kötü bir performans gösteren Xavi’nin Milli takımda direkt 11 oyuncusu olması ve mükemmel bir sezon geçiren Atletico Madrid’li Gabi’nin kadroya dahi alınmamasıydı.

XAVİ’NİN KARAKTERİ

Xavi kupadan önce yaptığı basın toplantısında şunları söyledi. “Bu güne kadar ne kazandıysak hep ‘tiki-taka’ sayesinde kazandık. Bu turnuvayı da kazanacaksak yine böyle kazanacağız, ya da yine bununla kaybedeceğiz”

Evvela bu rahatsız edici bir açıklama zira bu açıklama bir futbolcunun yapabileceği tarzda bir açıklama değil. Takımın nasıl bir sistemde oynayacağına ne kazanmış olursa olsun bir futbolcu karar veremez. Sistem hocanın bileceği bir iştir ve bu açıklamaları yapacaksa hocanın yapması gerekir.

Hele hele son sezonunda çok kötü bir performans sergileyen bir oyuncunun liderliği üstlenip bunları söylemesi, pek doğru değil. Atletico Madrid’in lideri Gabi ve arkadaşları bu söylemlerden rahatsız olmazsa yanlış olurdu esasında.

Nihayetinde ilk maç oynandı, Katar ligine gitmeyi düşünen Xavi, Katar ligi seviyesinde bir oyun oynadı ve 5 metre kare içinde al ver yapmaktan başka bir şey yapmadı. Top kazanamadı, pres yapmadı. Sonuç da ortada 2. ve 3. maçta yedek de otursa ilk maçtaki büyük hezimet zaten sonu getirdi.

15 Ağustos 2011… Fabregas’ın büyük ümitlerle ve büyük tartışmalarla, büyük paralara Barcelona’ya geldiği tarih. Alınma sebebi şuydu. “Fabregas bizim alt yapımızdan yetişti, bizim gibi futbol oynuyor ve üstelik liderimiz Xavi yaşlanıyor. Onun yerini dolduracak ismi yine o yetiştirmeli ve en geç 2 sezon sonra yerini Fabregas’a bırakmalı…

Tam üç sezon geçti. Xavi rotasyona neredeyse hiç düşmedi, kimse onu kesemedi. Bu değişimin gerçekleşememesinde Barcelona’nın sürekli hoca değiştirmesi ve istikrarı kaybetmesi de var tabi… Fabregas, Xavi ile birlikte aynı rollerde oynadığı maçlarda başka görevlerde çok başarılı olamadı. Nitekim 3 sene sonunda Xavi bitti, seneye Katar’a gitmesi düşünülüyor. Fabregas ise Xavi’den sonra görevi alacakken Mourinho’ya, Chelsea’ye kucak açıyor. Tarihin en sistematik kulübü 2000’lerin temellerini 1990’larda atan Barcelona’dan, fazlasıyla sistematik bir yanlış görüyoruz. Seneye ne Xavi, ne Fabregas olmayacak. Burada hataların en büyüğü yine Xavi’nin baskın karakterinde. Fabregas’ın yetiştirilememesinde en büyük sorumlu yine o.

DEL BOSQUE’NİN CESARETSİZLİĞİ

Korkaklığı demek istemedim zira çok acımasız kaçacaktı. Bosque elinde Messi de olmamasına rağmen, Barcelona futbolunu Milli takıma yansıtma konusunda mükemmel bir başarı gösterdi ve 3 büyük turnuvayı art arda kazandı. Bu dönemlerde mükemmel bir sistem hocası olduğunu gösteren Bosque bu yıl ise yeteri kadar basiretli ve güçlü bir karaktere sahip olmadığını gösterdi. Zira kimse kusursuz değil ama bir Mourinho ya da Van Gaal bu sene onun yerinde olsa muhtemelen çok şeyi değiştirirdi. Tam 1 sene… 2013 Konfederasyon kupasından bu yana oynanan tüm maçlarda İspanya’nın etkinliğini kaybettiğini görmeliydi. Barcelona bu kadar çökmüşken daha radikal kararlar alıp, daha aç oyunculara forma vermeliydi. Dahası öncü takım olarak Madrid’in iki takımını öne çıkarmalıydı.

Azpilicueta Chelsea’de birçok maçta başarıyla sol bek oynadı. Yine Juanfran da sağbekte harika bir sezon geçirdi. Buna rağmen bu ikili yerine Alba’yı solda tercih etmesi ilk hatası bence. İkinci olarak Pique’deki düşüşü görememesi Hollanda hezimetinin nedenlerindendi. Üçüncü olarak da Gabi’yi kadroya alıp Xavi’yi kesememesi en önemli hatası bence. Tabi bunu bu turnuvada değil daha geçen sene Konfederasyon kupasından hemen sonra yapmalıydı zaten.

Costa çok tepki çekeceği ve baskı altında oynayacağı barizken bu kadar elzem değildi. Zira santrforsuz da oynayabilirdi bence İspanya… Sonra Koke, Cazorla, Mata gibi çok daha aç ve sorumluluk almak isteyecek yeni yüzlerin ilk 11’e katılımı değerli olabilirdi. Sistem yavaş yavaş forvetsiz bir 4-3-3’e evrilip önde Silva-Mata-Cazorla derinde Alonso ve sağ ile sol yanında Koke-İniesta’lı düzene bile geçilebilirdi. En azından bu şekilde pres etkinliğinin daha iyi olacağı bariz.

Tüm bu gerekli değişiklikler yapılmayınca da bu turnuvada beklenen acı yaşandı İspanya adına.

KOVAÇ’IN ŞANSINI KULLANAMADI VE HERRERA MÜTHİŞ BİR BAŞARI SAĞLADI

A ve B grubunun diğer olumsuz sürprizi de Hırvatistan adına yaşandı. Kovaç altın jenerasyonlardan birini kullanamadı. Son yıllarda Biliç ve Kovaç tercihi ilginç. Hırvatlar mükemmel jenerasyonları tecrübeli ve kurt hocalara değil, genç ve hırslı kendi hocalarına verdiler ama pek de başarılı olamadılar. Kovaç’ın elindeki bu kadro Biliç’inkinden de iyiydi ama Kovaç, Biliç’in aksine büyük hayal kırıklığı yarattı. Rakitiç ve Modriç hayatlarının en iyi sezonlarını geçirmişlerdi. Mandzukiç yine öyle. Corluka – Lovren üst seviye liglerde oynuyorlardı. Yani takımı iskeleti oldukça sağlam olmasına rağmen kenarlar hiç işlemedi. Üstelik Srna gibi de bir bekiniz var ve Oliç gibi tecrübeli silahlarınız da malum. Jelaviç yine keza… Kovaçiç ve Rebiç gibi patlama yapması beklenen genç oyuncularınız da var… Kısacası helva yapmak için her şey vardı. Hırvatlar kenarları kullanmak isteyip, çok başarısız oldular. Kanatlar hiç işlemedi. Hâlbuki 4-3-1-2 gibi bir sistem belirleyip Oliç-Mandzukiç arkasına Rakitiç, beklerin Pranjiç ve Srna’nın sürekli bindirdiği bir düzen yaratılabilirdi. Aksine genelde ortasaha göbeği Rakitiç ve Modriç çok geride ve eksik kaldılar… Sürekli savunmayla uğraşmak zorundaydılar bu da onların en önemli meziyetleri hücum silahlarını tekniklerini sergileyememelerini sağladı.

Kamerun ve Avusturalya’da değinilecek pek bir şey yok. Son olarak Herrera… Aslında bitmekte olan bir jenerasyonun kupaya zar zor katılımı sonrası silik bir performans bekliyordum ve gruptan çıkmalarına hiç ihtimal vermiyordum. Kamerun’u dahi 3.’lük için daha şanslı görüyordum. Şans eseri, Amerika sayesinde Dünya Kupasına katıldılar… Amerika’nın son maçta Panama’yı son 10 dakikada attığı gollerle yenmesi Meksika’nın önünü açtı. Son dönemde defalarca teknik adam değiştirmişlerdi ve son olarak Herrera gelmişti. Tüm bu istikrarsızlığa ve düşük beklentilere, yaşlı takıma rağmen inanılmaz başarılı oldular. Kaptan Marquez falan futbolunun son demlerini yaşıyor. Kadronun çoğu Meksika liginden gelen oyunculardan oluşuyor. Hernandez Moyes’la birlikte kötü bir sezon geçirdi ve bu turnuvada da yedek. Ona rağmen müthiş bir takım oldular ve müthiş bir takım oyunu oynuyorlar. Teknik Direktör Miguel Herrera henüz 46 yaşında ve bu turnuvadan sonra en önemli transferi de o yapabilir gibi geliyor bana.

YORUMLAR

Ziyaretçi 24 Haziran 2014 Salı 18:32

Baskın karakterin varsa vardır, yoksa yoktur. Xavide olan liderlik özelliği Fabregasta yok, bu kadar basit. Bu yüzden de Barcelonanın yeni oyun kurucusu Rakitic olacak. Senelerce İspanya ligini domine etmiş, Avrupada bütün rakiplerine korku salmış 2008-2013 Barcelonası (dolayısıyla 2008-2012 İspanyası) gelmiş geçmiş en iyi takımlardan birisi olarak hatırlanacak. Tiki takadan fazla hoşlanmayan birisi olarak Barcanın takımı gençleştirip karakterini korumasını isterim.

Ziyaretçi 24 Haziran 2014 Salı 18:42

3-5-2 bence futbol kalitesinin daha düşük olduğu ligleri ve şampiyonaları kaldırır ama Avrupa kupalarında sıkıntı çıkarır. DKda 3-5-2 kullananların çoğu defanslarına güvenmedikleri için zaruretten kullanıyorlar.

misafir 25 Haziran 2014 Çarşamba 09:00

tiki taka değil bence, form düzeyi, yanlış kadro ispanyayı bitirdi. orta saha tercihi çok defansifti bence. 5 3 2ise şimdilik heyecan katsada, çok defansif duruyor. takımlar sadece hızlı ataklarla sonuca gidiyorlar. aynı taktiği kullnanan takımlar karşılaşınca da ortaya çok sevimsiz futbol çıkıyor.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları