Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Galatasaray zirve umutlarından uzaklaşırken bir kez daha zemine takıldı. Oyuncuların formsuzlukları, isteksizlikleri bir yana oyunu taktik olarak yorumlarsak ilk söyleyeceğim bu olur. “Galatasaray yine zemine takıldı.”

Öncelikle Gaziantepspor… Geçtiğimiz günlerde Hayatım Futbol dergisini hazırlayan arkadaşlarım benden bir Gaziantepspor–Sergen analiz yazısı istediler. http://www.hayatimfutbol.com/sergen-mucizesi-mi/ bu yazıda son üç paragrafta Gaziantepspor’un nasıl oynamaya başladığını anlatmaya çalıştım. Öncelikle Gaziantepspor defansif yapıda bir anlayışla başarılı olamaz, hem savunma elemanları hem de defansif ortasaha elemanlarının yetersiz olduğu bir kadrosu var. Buna rağmen etkili kenar oyunculara ve Cenk gibi özellikli bir santrfora sahip o yüzden Gaziantespor’un risk alıp kaleye gitmesi lazım. Sergen bunu ilk etapta iyi gördü ve ilk 4 maç gol atıp yiyen bir takım yarattı son 3 maçında gol atamamasına bakmayın bu maçta da olduğu gibi pozisyonlara yine girdiler aslında. Aynı şekilde kalelerinde de her maç pozisyon veriyorlar. Öncelikle, fizik gücü yüksek, agresif, cesur, oyunu tutabilecek ortasaha oyuncuları olmadığı için Gaziantepspor topu bir an önce ileri aktarma hedefinde. Topu gevelemeden mümkün olduğunca çabuk kenar adamları ve Cenk’le buluşturmaya çalışıyorlar. Bu da topu dikine ve hızlı oynamalarına yol açıyor, zira kendi yarı alanlarında kaptıracakları toplar ani akınlara yol açacak. O yüzden geride kısa ve çok pasla oyun kurmaya, hücuma geriden çıkmaya çalışmıyorlar. Topu az ve uzun paslarla kullanmak pek tabi daha çok top kaybına ve yüksek tempoya yol açıyor, 4-2-4 gibi bir düzene sahipler kanatları yetenekli fuleli ama savunma yardımları eksik. Traore, İbrahim Akın ve Turgut pek topun arkasına geçmeyen tarzda adamlar. (Bugün Traore olsa Antep üç puanı da kapardı bence) Bu oyun tarzı bir kendi kalesinde bir rakip kalede pozisyonlara neden olabiliyor. Tabi takımın boyu da uzun kalıyor yani stoperler ile santrfor arasında uzun paslardan doğan bir mesafe açılıyor. Bu artık miladını doldurmuş bir futbol tarzı. 10 küsur yıldır gördük ki, çok ve kısa pas yapan, tempoyu kendi ayarlayan, topu kendi kullanan ve takımın boyunu santrfor ile stoper arasındaki mesafeyi kısaltan takımlar, uzun ve az pas yapan takımlara daima üstünlük sağlıyor. İlla aklınıza Barcelona’yı getirmeyin. Sivasspor’un ligdeki her takıma kök söktürdüğü dönemlerde Zico’nun Fenerbahçe’si Deivid’i, Semih’i, Alex’i, Aurelio’su ile topu ve oyunu tutar, Sivas’a da 4 tane atıp dönerdi. Yine Arda, Lincoln, Kewell ve Baroş’lu hücum hattı en zor Ankara deplasmanlarında 3’er 3’er atıp 3 puanı alabiliyordu (sonrasındaki sakatlıklar devamını getirmedi)

Maça dönersek ilk 25 dakika ortasaha göbeğinde Emre Çolak, Selçuk ve Sneijder olan Galatasaray topu kullanıp, tempoyu kendi ayarlayıp oyuna hükmetmek amacındaydı, verimli de oluyordu sadece rakibini kovalamayan sahada ruh gibi duran Eboue oyunu aksatıyordu, onun dışında işler Galatasaray’ın istediği gibiydi. Ne zaman yoğun bir yağmur başladı, o zaman Galatasaray’ın çok ve kısa pas ihtimali düştü. 2-3 dakika geçmeden Mancini sistemi 3-5-2’den, 4-2-3-1’e döndürdü bu yağmurda ilk planı tutmayacaktı. Yağmur çok ve kısa pası engellediğinden oyun Gaziantepspor’un istediği şekle döndü. Fuleli kanat adamları Galatasaray bekleriyle teke tek kaldı ve çok müsait kontra pozisyonlar yakaladılar.

Evvela herkes yine tabela yorumculuğu yaptığı için, taktik tutunca ‘taktisyen’ tutmayınca ‘takımı çorba yaptı’ şeklinde konuşulduğu için; ben fikrimi baştan söyleyeyim “ben de Mancini yerinde olsam direk bu 11’le çıkardım. Hatta direk bu 18’i tercih ederdim.” (Sadece Eray’ı, Ufuk’tan daha çok beğeniyorum)

Şimdi Riera’dan başlayalım. Son 3 Türkiye Kupası maçında etkisiz bir Riera izlediğimizi düşünüyorum. Gidiyor geri gelemiyor, geri geliyor hücuma çıkacak gücü bulamıyor. Bir kanat/bek oyuncusunun olmazsa olmazı ileri geri oynayacak dayanıklılığa sahip olmakken (bknz: Asamoah, Candreva, Maggio vs) Riera bunları yapamıyor. Galatasaray Arena’da oynarken, toplu oyunu mükemmel beceriyor oluşu, kanatta bir pas istasyonu oluşturabilmesi, tempoyu ayarlayabilmesi bir avantaj ama deplasmanlarda bu gereksinimler bir ‘ortasaha yardımı’na bir ‘pres gücü’ne, dayanıklılığa evirilmek zorunda. Bu açıdan son 3 kupa maçında kötü bir fiziksel görüntü çizen Riera’nın yerine Sabri gibi git gel yapabilen, gerektiğinde ortasaha presine katılabilen bir oyuncuyu ben de tercih ederdim. Zaten Sabri de bu maçta Melo, Semih, Muslera ile birlikte nadir performans verebilen oyunculardan oldu Galatasaray adına, iyi bir top çalma sayısına ulaştı. Gelecek haftadan itibaren Telles 11’e geçince de sağ tarafta Sabri olmalı diye düşünüyorum. Zira daha önce de yazmıştım, Sabri tüm yeterlilikleri ve yetersizlikleri göz önüne alındığında en iyi bu mevkide oynar. Ortasaha göbek için topu kullanma konusunda kötü, top ayağındayken kafasını kaldıramıyor, salt hücum/kanat için yaratıcı değil, 4’lü savunmanın beki olarak deseniz, hem hava hakimiyetinin olmaması arka direğe yapılan ortalarda sorun, hem kötü pozisyon alması defansif açıdan sorun, hem kademe yetersizliği sorun ama arkasında bir sağ stoper olduğunda bir kanat/bek olarak bu açıklarının kapatılması onun eksiklerinin azami şekilde görülmesine yardımcı olacaktır. Ekstra olarak yaptığı ‘bireysel pres’ ortasahaya çok yardımcı olacaktır. En iyi özelliği dayanıklılığı yani 90 dakika yorulmak bilmeden mücadele edebilmesi bir kanat/bek için olmazsa olmaz, sürekli bindirip kanat akınları da arayabilecektir. Mancini’yi bu maç özelinde Eboue’nin kötü oyununu hemen ilk 15 dakikada görüp Sabri ile yer değiştirmediği için eleştirebiliriz, eleştireceksek...

Ayrıyeten Burak’ın cezalı olması Umut ve Drogba’ya başka bir forvet alternatifinin olmaması Amrabat’ın da Mancini tarafından tüm kupa maçlarında ve hazırlık maçlarında forvet olarak denenmesi ve Amrabat’ın bu mevkide Tokatspor ile Celtic maçlarında etkili olması, istekli oynaması da 18 için onun ismini Riera’nın önüne çıkardı. Chedjou’nun ve Gökhan Zan’ın sakatlıkları, Ceyhun’un üçlünün ortasında oynadığı Ajax ve Elazığspor maçlarında çok ağır kalması da Melo’yu göbeğe çeken Emre Can’ı da 18’e alan nedenlerden biri oldu, eğer yabancı kuralı 7 olsa muhtemelen bence yine Riera değil Dany kadroya girerdi (stoper alternatifi eksik olduğu için sahaya 5 yabancı ile çıkıp Dany’i yedeğe aldığı bir lig maçı daha vardı ama hatırlayamadım)

Başta da belirttiğim gibi ilk 11 maç öncesi çok eleştirilse de aslında bence çok mantıklıydı. “Melo nasıl stoper göbeğinde olur!” deniyordu ama Melo lider karakteriyle 3’lüyü iyi kontrol ediyor ve top kullanma becerisiyle ileri de çıkıyordu ilk yarım saatte bunları birkaç kez yapıp bir de çok etkili bir şut çıkarmıştı sağ olsun Lig TV’nin bu sene işini çok kötü yapan görüntü yönetmeni bize pozisyonun devamını izletmedi.

Eboue Semih’e hiç yakın olmadığı için Turgut Eboue çıkana kadar müthiş etkili oldu. Bu yabancı kuralında birçok oyuncunun gönderilmesi düşünülürken bence bunlardan biri de Eboue olmalı. En azından önümüzdeki sene için. Böyle bir istikrarsızlık Galatasaray gibi, liginin zirvesine oynayan ve en azından 34 maçının 20-25’ini kazanmak zorunda olan bir takım için kabul edilebilir değil.

İlk yarım saat Galatasaray istediğini yapmasına rağmen neden gol atamadı derseniz bu kısa ve çok pasla çıkan Galatasaray’a ileri ikili hiç ama hiç yardımcı olamadı. Umut zaten top kontrolü ve pas konusunda içler acısı bir yeteneksizliğe sahip bir de Drogba’da bu konuda anlam veremediğim bir gerileme söz konusu. Hiç sırtı dönük top alıp, alan açıp, arkasındaki oyunculara şut imkânı, verkaç imkanı yaratamadığı için Galatasaray yağmura kadar golünü çıkaramadı. Sonrasında bu ikilinin etkili olabilmesi de yine yerden ve ortadan paslara değil, mümkün olduğunca çok kenar ortaya bağlıydı ama Galatasaray 4-2-3-1’e de geçse senelerdir alıştığı gibi ortadan ve pasla hücum etmeye çalıştı. Öyle ki ikinci yarıda Selçuk’un önü boşken kanatta aldığı bir top var. İçerde Umut-Drogba-Melo ve Sneijder ceza sahasındaydı o çalım atmayı deneyip topu kaptırdı, orta kesmeyi unutmuş gibi Galatasaray futbolcuları. O pozisyon 3 Gaziantepspor’lu 4 Galatasaraylı oyuncu vardı cezasahasında ve Selçuk önü boş olduğu halde orta kesmeyip çalım atmayı denedi, beli de kalın olduğu için geç döndü, topu da kaptırdı.

4-2-3-1’de solda Umut top kullanamadığı için sağda Emre bu ağırlaşan zeminde zayıf kaldığı için verimsiz oldular. 2. yarı Emre ya da Umut ile Amrabat değişikliği beklerken yine Amrabat’ın geç girip bir de Umut’u sağa çekip kendisinin sol kanada geçmesi, ters ayağını kullanması kanat akınlarını yine geçersiz kıldı. Sonrasında Umut-Salih değişikliğini de başta anlamadım ama sonra şuna yordum…

Öncelikle Salih ismi Galatasaray’la anıldığından beri “Ancak ‘üstün fiziği olduğu için’ 3’lü stoper hattının sağında yararlanılabileceğini, hücumda hiçbir yaratıcılık, teknik özellik barındırmadığı için etkisiz kalacağını söylemiştim. Bu gün de 4 gün önceki Elazığspor maçında olduğu gibi -topu kullanmada- yine etkisiz kaldı. Fakat sonradan onunla başlayan veya onun oluşturduğu karambollerle doğan pozisyonları görünce şunu düşündüm. Salih’in Galatasaray’a gelmesi konusunda tek neden üstün fizik gücü olabilir. Galatasaray’daki futbolcu arkadaşlarından bir artısı varsa bu muhakkak fiziksel üstünlüğüyle ilgilidir. Zamanında Fenerbahçe’nin Tuncay’ı kullandığı gibi orada ayarsız bir enerji, ters koşular, karamboller yaratır düşüncesiyle, rakibin dengesini bozmak için oyuna sokulmuş olabilir, bunu da kötü yapmadı aslında, en azından Umut’a göre çok daha etkili oldu. Galatasaray o girdikten sonra sağ kanadından bir şeyler yapmaya çalıştı. Umut’un forma bulduğu bir maçta şansını bu kadar kötü kullanması da normal değil. Daha iyi motive olmalı.

Drogba için Hakan Şükür (kendisi de 37-38 yaşına kadar futbol oynadığı için, bu fiziksel zorlukları o da yaşadı bu yaşlarda) “dinlenmeli” demişti. Daha sene başında Emirates, Süper Kupa, 2 Juventus maçı, Beşiktaş maçı, Fil Dişi Milli Takımıyla Dünya Kupası elemeleri ve başarılar. Hemen hemen bütün büyük maçlarda takımlarını sırtladı ve Ağustos’tan itibaren de Fenerbahçe ile ligde oynanan derbi hariç bütün kritik maçlarda belirleyici oldu. O yüzden yorulması normal, hiç dinlenmedi, Ülkesini de taşıdı ve devre arası iyi dinlenmeliydi. Ligin ilk yarısında son 2-3 maçta da böyle çok hareketsizdi. Sonra dinleneceği yerde şanssız bir sakatlık geçirdi ve devre arasını kötü değerlendirdi. Elazığspor maçından sonra bu maçta da resmen takımın zararına oynadı. Şimdilik sakatlığına bağlamakta fayda var ama Galatasaray Drogba ile sözleşme uzatma konusunda da kesinlikle aceleci olmamalı. Sözleşme uzatılacaksa da seneye yabancı kuralı nasıl olacak buna ve Drogba’nın sözleşmesinin maç başı ağırlıklı olmasına dikkat edilmeli. Bu halde özellikle savunmada takımın 10 kişi oynamasını sağlıyor asla takım savunmasına yardımcı olmuyor.

Sneijder ise onun aksine son maçlarda çok sinirli görünüyor, ileri uçla istediği etkileşimleri yapamadığı için olabilir, bugün Salih’in kendisine sağ ayağına bırakamadığı bir pozisyon var ki sinirlenmemesi zor gerçekten. Yine de sinirli olması yaratıcılığını kötü etkiliyor gibi. Son bir aya kadar kendisini Alex vari bir sakinlikle izliyorduk…

Oyuncu bazında son olarak değinmek istediğim isim Selçuk, insanlar neden sağ tarafta oynatıldığını sorguluyor. Şaşırıyorum takım 4-2-3-1’e dönmüş. Melo ile Selçuk orta ikili. Kimsenin Selçuk’a geç sağ kanatta oyna dediğini sanmıyorum, oldukça mantıksız olur bu. Aksine ben bu Ocak ayı itibariyle 1. Kaptanlığa terfi eden Selçuk’un sorumluluktan kaçmak yerine sorumluluk almasını beklerdim. Sabri’ye oranla kaptan olmasını %200 desteklediğim halde bugün Sabri ters kanatta, ters ayakla oynayıp elinden geleni sınırlı kabiliyetiyle yapmaya çalışırken Selçuk ise fazlasıyla kaçak oynadı. Halbuki sorumluluk alacak ve gerekirse kötü tercihler yapacak, kötü oynayacak ama en azından oynamaya çalışacak, kaptanlık böyle yapılmalı.

Maç sonu Mancini’nin açıklamalarına ve bu değişken sistem konusuna değinirsek. Aslında İtalyan’ın eli kolu bağlı... Kendisi de açıklamış, Bruma’nın kiralanmasının etikliğini değil, sistemin kulüpleri neden buna ittiğini sorgulamak gerek demeye çalışmış. Bakın en basitinden anlatacağım. Bu, ‘dünyada eşi benzeri olmayan’ kural, tüm dünyadan daha iyi bir futbol zekasına sahip süper zekâlar tarafından ne sebeple hazırlandı? Evet! Sebep neydi?

Alttan Türk oyuncu yetişmiyordu, Yabancı kuralı sayesinde takımlar alt yapıdan çıkan oyunculara daha çok yer vermek zorunda kalacaklardı. Öyle mi oldu? Hayır!

Altyapılarının yetersiz olduğunu bilen Anadolu takımları ne yaptı? Bu yabancı sınırıyla yaratılan boşluğu Alman, Belçika, Hollanda vs 2. ve 3. Lig takımlarının alt yapılarında oynayan gurbetçi oyuncularla doldurdular. Jimmy, Tarık, Mervan vs. Bunlardan bazıları Türk de değil, Türk pasaportuna sahip. Türk değil derken Türk Milli takımında oynamıyor yani. Şimdi Erkan Zengin İsveç Milli takım oyuncusu, Jimmy Durmaz da İsveç Milli takım oyuncusu, Holmen de İsveç Milli takım oyuncusu. Peki, kardeşim bu ligde Jimmy Türk statüsünde, Erkan Türk statüsünde de Holmen neden yabancı statüsünde? Holmen’in suçu ne? Geçen senelerde Jimmy ve Erkan’dan daha iyi performans göstermesine rağmen bu sene müzmin yedek? Bu mu etik? İşte sistemin bariz açığı... Yabancı kuralı diyorsun ama Türk pasaportlu yabancılar geliyor ve onların da Türk Milli takımına katkısı söz konusu değil!  Türk Milli takımında oynayabilecek olanlar da misal Tarık Çamdal, Kerim Frei gibi Almanya’da, İngiltere’de çok daha iyi antrenörlerle çok daha iyi alt yapısı olan takımlarla çalışıp kendilerini daha çok geliştirip Türk Milli takımına ilerde daha çok katkı sağlayacakken kendilerine önerilen vergisiz yüksek maaşa kapılıp bu bam-güm oynanan lige getiriliyor, yabancı yasağının yarattığı boşluğa yamanıyorlar. Böylece onların da gelişimini kötü etkiliyorsun. Yani bu süper zekalarla getirdiğin kural bir de aksine sana zarar veriyor şaka gibi ama değil! Milli Takımın faydası için, süper zekalıların dahiyane planıyla getirdiğin kural, Türk Milli takımına uzun vadede zarar veriyor.  Semih Kaya da kalkmış geçen gün açıklama yapmış… Önce “ben de 2-3 seneye takımın kaptanlarından biri olmak isterim, o yüzden konuştuklarıma, davranışlarıma özen göstermeye çalışıyorum” demiş. Sonra da “ben yabancı kuralını olumlu buluyorum bu sayede bizim Emre’yle çıktığımız gibi bu devre de Emre Can ile İbrahim Coşkun çıkış yapabildi, belki yabancı kuralı olmasa çıkamayacaklardı” diyor. Hiç de konuştuklarına dikkat ediyormuş gibi bir açıklama değil bu. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak ve direkt söylemek gerekirse ‘cahillik’ bu… Son 2-3 yılda Anadolu’da alt yapısını Türk takımlarında almış kaç oyuncu çıkış yaptı? Semih önce kendisine baksın. Yabancı kuralı yüzünden değil Servet’ten iyi olduğu için kesti rakibini Semih! Emre Çolak da aynı... O dönem bekleneni veremeyen Riera’dan daha etkili olduğu için oynadı. Kimse yabancı kuralı var diye gökten indirmedi onlara formayı. Yani yeterliliği, kalitesi olan oynar. Bu kural boşluklarla dolu… Semih’in de 'büyükleri' gibi süper zeka olmasına gerek yok normal zekası olan insanlar diğer ülkelerin bu konuda nasıl kurallar getirdiğine bakar. Biraz araştırmacı olmak, öğrenmeye meraklı olmak yeterli. Tabi ben, bu uzun yazılarımı görenlerin neredeyse yarısının okumaktan vazgeçtiğini bildiğim gibi, bu süper zekalıların da diğer ülke federasyonlarının ne yaptığını araştırmadığını biliyorum. Bizim ülke gençliğimizde “özet geç” “kör oldum” gibi tabirler, deyimler oluştu... Öylesine zırcahilliğe meraklıyız, o kadar öğrenmekten, okumaktan korkuyoruz biz. Meşhur da bir söz vardır zaten “Herkes hak ettiği biçimde yönetilmeye mahkumdur” Onun için bu ülkenin futbolunu bu süper zekalar yönetiyor! Yoksa okuyan, araştıran bir ülkede süper zekalı olmaya hakikatten gerek yok… Normal zekası olan bir insan evladı, hiç olmazsa Şampiyonlar Ligi’ne futbolun tepesine bakar. Şampiyonlar Ligi 25 kişilik liste istiyor senden “bu 25’in 4’ü kendi alt yapından 8’i senin ülkenin bir takımının alt yapısından olmak zorunda” diyor. Devre arası transfer sezonunda bu listeden 3 oyuncu çıkarma 3 oyuncu ekleme şansı veriyor. Sen liste almıyorsun 2 transfer dönemi olan ligde, sadece lig başındaki yabancıları kabul ediyorsun, devre arası gelenler ile değiştirilmelerine izin vermiyorsun! Böyle bir süper zekalık olabilir mi? Nasıl böyle müthiş bir şey düşünülebilir? Sen yaz döneminde aldığın herhangi bir oyuncunun kötü çıkma ihtimalini ve devre arası bir başka transferle değiştirilmesi gerekebileceğini nasıl bir süper zeka ile hesaba katmazsın? UEFA yetkililerinden, Şampiyonlar Ligi gibi futbolun en üst seviyesini oluşturan ligin yetkililerinden daha mı zekisin?

Liste kabul etseniz en başından, 34 maçlık lig, daha yoğun bir maraton olduğundan 30 kişilik bir liste olabilir bu. Devre arası transferler, gelenler gidenler olacağından değişiklik ihtimali tanısanız hiç böyle saçmalıklar olmazdı. Yanlış anlaşılmasın “TFF Galatasaray düşmanı olduğu için daha yaz başından bunların olacağını düşünmüş” diyemem. Tamam, süper zekalar ama bu kadar zeki değiller canım. Bunu olsa olsa süper zeka oldukları için hesaba katmamış olabilirler. Diğer ligleri araştıracaklarını zaten üstün zekalı olduklarından, gerek duymayacaklarından dolayı hiç ihtimale katmıyorum.

Bu bir sürü hatası olan, en başından pasaport bazlı düzenlendiği için amacına hizmet etmeyen yabancı kuralı (Mervan’lar, Jimmy’ler Anadolu’dan alt yapıdan oyuncu çıkmasına engel oluyor) bu transfer döneminde Galatasaray’ın önünü tıkadı. Aynı sorunları bu aynı süper zeki TFF yönetimi Beşiktaş’ın başındayken de yaşamıştı ama o zaman Delgado ile, Sivok ile, Fink ile sözleşme dondurulmuştu. Bu sene ise ne olduysa sözleşme dondurulması yasaklanmış. Bu yasakçı zihniyet (ki bu karakterlerden, bu über etik karakterlerden de böyle bolca yasak beklenir zaten), bu süper zekalar olmasa Galatasaray Ocak başında Amrabat’ı, Dany’i listesinden çıkarır, Alex transferini erkenden bitirir kadrosuna ekler bu Antep maçında da Sabri sol kanat/bek oynamak zorunda kalmazdı. Hatta Bruma’nın sakatlığının ardından bir de stopere yer açılır şimdiye kadar o transfer bile bitmiş olabilirdi.

Bu pasaport yasağı yerine 30 kişilik listene 7 tane alt yapından ve toplam 14 tane ülkenin kulüplerinde yetişen adam ekleme zorunluluğu getirsen hem gurbetçi çocukları 18 yaşında zengin etmezsin, geleceğini tıkamazsın, hem ülke çocuklarına sporcu olma imkanı yaratırsın. Bu berbat kuralda bir sürü ‘boşluk’ ve ’hata’ olmasına rağmen,  yanlış kurgulandığı için amacına hizmet etmemesine rağmen uygulanmakta da ısrar ediliyor ya bu hepsinden beter!

Türk futbol tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı ismi Fatih Terim ‘Türkiye Futbol Direktörü’ olarak tam yetkiyle atandığı görevinde en önemli sorunu buyken bu sorun hakkında ilk 3 ay görüş bildirmiyor, Sonra toplanıp bir şeyler görüşülüyor, kulüp teknik adamlarından fikir alıyor. En son da geçen Lig TV’ye açıklamalar yapıyor ve diyor ki “"Ben daha sayın başkan ile bu konuyu hiç konuşmadım. Konuşacağız. Fikirlerimi hem sayın başkana hem de yöneticilerimize aktaracağım.Hala daha bekliyoruz, Neyi bekliyoruz?

Biz beklerken bu arada Adana 5 Ocak Stadyumunun ismi 5 Ocak Fatih Terim stadyumu oluyor. Çok yakıştı, kesinlikle çok da sevindim. Türk futbolunun en başarılı figürü olarak Fatih Terim bunu 13,5 sene önce hak etmişti. Gel gelelim Şenol Güneş de 11.5 sene önce hak etmişti. Fakat o böyle bir itibara nail olamıyor. Terim geçen sene bu dönem “beni itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar” dediği isimlerle ‘kader birliği’ yapıyor. Hükümetin atamasıyla göreve geldiği belli olan bir başkanla çalışıp bir de Başbakanın belgesellerinde oynuyor ve hak ettiği itibara ancak böyle ulaşabiliyor. Şenol Güneş ise “Ben bu federasyon başkanını tanımıyorum. Artık bu noktadan sonra kulüp başkanı veya federasyonla çalışmam için geride bıraktığım 60 yılımı unutmam lazım çünkü sistem ters işliyor” diyor.

Uzun lafın kısası iki büyük teknik direktörün arasında ‘her zaman gücün yanında yer almak’ ile ‘ne kadar güçlü olursa olsun, fikirlerine uymadığında muhalif olabilmek, cesur olmak’ gibi iki büyük farklılık duruyor. Bu isimlerin aslında Terim’in fikirlerine uymadığını nereden mi biliyorum? Mersin İdman Yurdu maçından sonra söylediklerinden biliyorum.

Bu saçmalıklar, müthiş etik durumlar arasında Alex Telles’ler, 'Brezilya’da bölgesinin en iyi oyuncusu' seçilen isimler gelsin ama süper zekalıların ‘süper lig’inde oynatılamasın. Sistem boşluğundan faydalanarak kadrosunu yenilemeye çalışan Galatasaray da etik dışı davranmakla suçlanılsın.

Alt yapıdan oyuncu çıkarmak için konulan bu kural, alt yapısını gurbetçi oyuncularla dolduran kulüpler tarafından etik olarak taça çıkarılsın. Kulüpler bu gurbetçileri devletin çok etik olarak koyduğu vergi avantajı sayesinde sağlasın. Bu da Türk gençlerinin, yerlerini Almanya’da falan daha iyi eğitim görmüş sporculara kaptırmasını sağlasın. Tüm bunlar etik, bu süper zeki sistemin boşluğundan yararlanmak ve Bruma’yı kiralamak etik dışı olsun!

Üstelik Bruma’yı kiralayacak Gaziantepspor’un 10 yabancısı bulunsa bile 11. Bruma’yı yine transfer edebilir, oynatamaz ama alabilir olsun. Yani bazı ‘bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan ahlak bekçileri’nin söylediği gibi ‘yabancı kontejyanını satmak’ diye bir durum da söz konusu olmasın.

----------------------------------------------------------------------------------------------

Sanırım yazının son bölümünde kontrolü kaybettim, bağışlayın… Kusuruma bakmayın, tüm bu süper zekalıların yarattığı durumlar ortadayken sizleri Sabri’nin sol kanat/bek oynamasını tartışmaya davet etmekten yoruluyorum.

YORUMLAR

ksaralp 27 Ocak 2014 Pazartesi 14:43

sen yazmaya devam et. yazılarını sonuna kadar okumaya devam eden çok kişi var.

Özgür 27 Ocak 2014 Pazartesi 19:36

Gerçekten beğenerek takip ediyorum yazılarınızı, lütfen devam edin. Teşekkürler.

Hwanin 27 Ocak 2014 Pazartesi 20:49

Elinize sağlık sürekli takip ediyorum yazılarınızı ne olursa olsun akılcı yöntemle yaklaşıp birşeyleri anlatmaya çalışıyorsunuz insanlara aslında sorun bu işte diyebiliyorsunuz. siz bir yazınızda feldkamp fatih terime uefayı kazandıracak bir zemin bıraktı demiştiniz. Peki Fatih terim Manciniye böyle bir zemin bıraktı mı? birgün bunu değerlendirirseniz sevnirim...Tebrik ve teşekkür ederim.

Ziyaretçi 28 Ocak 2014 Salı 02:02

Abi gerçekten çok iyi yazıyosun yazılarının uzunluğunun kısalığının farkında bile değilim zevkle okuyorum.

Ziyaretçi 28 Ocak 2014 Salı 16:01

ben hâlâ anlamış değilim, Fatih Terim gibi bir sembol kişilik, nasıl mersin maçı sonrası o lafları ettiği, onlarla artık daha hırslı savaşacağını söylediği insanlarla şimdi ortak yolda yürüyebiliyor. hani itibarsızlaştırıyordu bu federasyon seni? fatih hocam şaşırttı..

Vesper 28 Ocak 2014 Salı 17:40

Süper yazı. Teşekkürler. İnş. Galatasarayımız çok daha iyi olacak Mancini önderliğinde.

marki 28 Ocak 2014 Salı 18:49

Bu guzel ve aydinlatici yaziniz icin tebrikler. Ben de surekli yeni yazi olup olmadigini takip ediyorum. Umarim yazmaya devam edersiniz. Ozet gecmeden, rahat rahat yazin.

Ziyaretçi 1 Şubat 2014 Cumartesi 07:36

Ellerine sağlık abi

Ziyaretçi 3 Şubat 2014 Pazartesi 11:23

Yazılarını sonuna okuyoruz, sen detaylı ve kaliteli yazılarına devam et.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları