Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

En son söyleyeceğimi ilk başta söyleyeyim maçın adamı tek kelimeyle Mancini'dir. Maç öncesi kadroları gördüğümde “Bravo Mancini’ye” dedim. “Sinyor dersine yine iyi çalışmış.”

Erciyesspor’un sol beki Ekrem Ekşioğlu 18 gün sonra 36. yaş gününü kutlayacak ve unuttuğum birisi yoksa ligimizin en yaşlı oyuncusu. Mancini de bek oyuncularını kesmiş ve karşısına birden hızlanmasıyla meşhur Bruma’yı koymuş. Ekrem aslında yavaş bir oyuncu değil ve zeki de bir oyuncu ama dayanıklılığı ne kadar olabilirdi ki? Arkada Sabri’nin de sürekli bindirmesiyle Galatasaray maçın başından itibaren o kanattaki madeni işlemeye koyuldu. İlk 13 dakika iki gol iki orta da sağ kanattan... Bu şüphesiz tesadüf değildi. Ekrem’in dayanıklılığını sorguladık ama Bruma’nın da bu konuda eksiği var. Belki devamlı oynamadığı içindir ama 60’tan sonra düşüyor hep. Mancini maç sonu açıkladı. "Devre arası çok çalışmak zorunda" dedi. Gazeteler kiralanacağını söylüyorlar ama hiç ihtimal vermiyorum İtalyan, 'siyah inci'sini kendisi işleyip, parlatmak istiyor.

13. dakikada maç bitti ve artık oyun değil, bireysel performans izleme zamanıydı. İşte bazen tek bir teknik adam hamlesi ilk 13 dakikada maç bile bitirebilir ve kalan dakikalarda o maç taktik, teknik yönden incelenmez, bireysel performanslara dayanır. Yazının ilk paragrafında 13 dakikada fişi çeken maçın adamı Mancini’ye değindik bundan sonra paragraf paragraf futbolcuları değerlendirelim.

Yukarda Sabri’den söz açtık, devam edelim. Birinci dakikada gol attı takımı, 2. dakikada penaltı yaptı Sabri… Yasin sıfıra indi Sabri sol koluyla gereksiz bir şarj yaptı. Verilir-verilmez, ağır olur o ayrı ama Sabri ceza sahası içinde hiç olmayacak, akla sığmaz bir müdahale yaptı mı? Yaptı. İşte sırf bu yüzden diğer bütün performansı izleyenler için hep şüphe. İyi bindirdi, hücuma iyi destek oldu. Son iki haftanın tam aksine kötü ortalar kesti… Dengesiz bir oyun sergiledi. Maçtan maça istikrarı kötü olduğu gibi maç içindeki istikrarı da kötü Sabri’nin… Bakıyorsunuz 10 dakika çok etkili, 10 dakika basit hatalar yapıyor vs. Daha önce de belirtmiştim… 3-5-2’nin sağ bek/kanat oyuncusu olarak çok daha iyi oynar hatta futbolculuk meziyetlerine göre en iyi oynayabileceği mevkii de odur. Arkasını toplayan bir sağ stoperin varlığı savunmadaki hamlelerini daha tehlikesiz kılar, üstelik dayanıklılığını ve pres gücünü kullanırsınız hem çizgide git-gel yapar hem ortasahayı kalabalıklaştırıp pres gücünü arttırır.

Sneijder, Mancini geldikten sonra çok değişmişti, çok iyi futbol oynadı, sakatlandı. Sakatlığı uzun sürdü. İtalyan teknik adam ona izin verdi “Git İtalya’da benim önereceğim doktorlarımla görüş” dedi. Kasımpaşa gibi önemli bir deplasman öncesi Sneijder’in takımı bırakıp İtalya’ya gitmesini şahsen hiç hoş karşılamamıştım zira sakatlığı geçmiş ve daha bir iki maç önce Real Madrid maçında oyuna girmişti. Mancini ise onu riske etmedi. O da ne kadar iyi bir profesyonel olduğunu gösterdi. Sahalara tekrar çok sağlam döndü. Önce Juventus maçında Şampiyonlar Ligi’ne sonra Trabzonspor ve Kayseri Erciyesspor maçlarındaki asist ve golleriyle takımının hem Avrupa’da hem Türkiye’de yarışta kalmasını sağladı. Gerçekten çok değerli bir oyuncu… Terim döneminde performansını sisteme bağlıyordum ama sırf sistem de değil. Mancini döneminde her sistemde etkili futbol oynuyor. Demek ki sistem harici başka şeyler de varmış diye düşünüyorum. Maçtan önce ofiste arkadaşlara Sneijder’nin çok güçlendiğini, çok formda olduğunu Trabzonspor maçında çok üstün oynadığını bu maçta da gol atabileceğini, Kayseri zemininin çok iyi olduğunu ve bu tarz zeminlerde geniş alanda Galatasaray hücumcularını durdurmanın çok zor olduğunu anlattım. “Bahis vs oynayabiliyorsanız Sneijder'e gol atar oynayın” dedim. Maç başlamadan önce oynadılar ve yatırılan sıcak paranın üzerinden 5 dakikada geçmeden Sneijder beni doğruladı.

2. gol Burak’a gelirsek Türkiye’nin en çok tartışılan futbolcusu… Geçen gün Medya Takip Merkesi 2013 yılı istatistiklerini yayınladı yılın en çok habere konu olan futbolcu Drogba’ymış, 2. sırada ise Burak varmış. Belki Drogba daha çok habere konu olabilir ama haber dışında sosyal medyada, taraftar forumlarında en çok konuşulan oyuncu ben eminim ki kesinlikle Burak. Üstelik hakkında yazılanlara artık ben bir futbolsever olarak sinirleniyorum. Bunu da bizim ülkemizin karakteristik özelliğine bağlıyorum. Zamanında yıllarca Hakan Şükür’e yaptık şimdi de Burak’a yapıyoruz. Türkiye’de bir Türk yükseldiği zaman millet ne yapacağını şaşırıyor. Kıskançlık desem değil, tam olarak ne olduğunu anlamadığım bir biçimde millet o yükselen ismin paçasına yapışıyor. Futbol olsun başka bir spor dalı olsun ya da bir sanat dalı olsun fark etmez. Tabi elbette başarı kıskanılır ama bukadarı normal değil. Diğer takım tarafları karakterinden dem vuruyor (kendisini yere atıyor diye) Galatasaray taraftarları da futbolculuğunu beğenmiyor çok gol kaçırıyor diye. Öncelikle Kendisini yere atma olayı tam bir mazeret. Ligimizde kendisini yere atmayan futbolcular atan futbolcuların ancak %10’u kadar. Sadece ligimizde değil bu dünyada da böyle zira futbol bir kandırmaca oyunu. Yine ülkemizin bir karakteristik özelliği, kimse kendisini değerlendirmeyi, aynada kendisini görmeyi sevmez ama ahlak konusunda ahkâm kesmeye herkes bayılır. Ben her zaman (Burak’tan bağımsız) hakemi kandırma çalışmalarının futbolun içinde olduğuna inanmışımdır. Zira hakemin bir yaptırımı da var. Oyuncu bir risk alıyor ve sonuçlarına katlanıyor. Hakemi kandıramazsa sarı kartı da görüyor. Oyun bahsettiğim gibi bir kandırmaca oyunu rakibe çalım atar kandırırsınız, kaleciyi kontrpiyeye yatırır kandırırsınız, aşırtma vurur kandırırsınız, topukla pas atar savunmayı kandırırsınız ve işte hakemi de böyle kandırabilirsiniz. Son haftalarda sadece Fenerbahçe’den üç futbolcu aklıma geliyor mesela Baroni, Egemen ve Kuyt denedi hakemi kandırmayı ama başaramadılar. Burak bunlardan daha süratli bir oyuncu olduğu için aksiyonu daha hızlı yapıyor ve hakemler müdahale olup olmadığını tam çözemiyorlar. Burak da kandırabildiği için 'emek hırsızı' oluyor, hâlbuki herkesin niyeti kandırmak ama kandırmak isteyip kandıramayanın suçu yok. Şaka bir yana, anlatmak istediğim Burak’ın yapabildiğini misal Fenerbahçe’de deneyen oyunculardan biri başarabilse bu sefer Galatasaraylılar sinirlenecekti “emek hırsızı” vs diyeceklerdi. Maradona elle golü attı. Hareketi o kadar çabuk yaptı ki hakemler anlayamadı. İngilizler hala nefretle anıyorlar, Arjantinliler de ‘Tanrı’nın eli’ diyorlar. Hâlbuki dediğim gibi ikisi de değil, bu oyunun içinde hem vardı, hep olacak. Oyun zaten kandırmacanın ta kendisi… Performansına değinecek olursak, formdan ziyade bu haftalar bana iyi çalışıyor ve yine eksiklerinin üzerine gidiyor gibi geldi. Geçen sene çok iyi vurduğu kafa şutlarını bu senenin ilk yarısında görememiştik. Bugün yine iyi bir kafa vurdu.

Fakat esas değinilmesi gereken konu son iki maçtaki 'topa davranış'ı... Trabzonspor maçında da bu konuda beni ilk defa şaşırttığını belirtmiştim. Burak hep topsuz oyunu çok iyi bildiği konusunda övüldü ama toplu oyunda da bir o kadar kötüydü. İngilizler ‘off the ball’ derler. Top yokken bir santrforun yapabildiği gol koşularını, markajdan kurtulabilmesini anlatır bu terim. Burak bence bu konuda dünya çapındadır. Hatta geçtiğimiz aylarda oynanan Sneijder’in de gol attığı Türkiye-Hollanda maçı sonrasında, maçı izlemeye Kadıköy’e gelen Hollanda’lı bir arkadaşla internet üzerinden yazışmıştım. O da ilk kez çıplak gözle izlediğini ve Burak çok gol kaçırmasına rağmen “off the ball” konusunda müthiş olduğunu söylemişti. Türk insanı tabi çok fazla stada gidip maç izlemeyi sevmediği için (bugün de stat bomboştu Kayseri’de) Burak’ı çıplak gözle izleme zevkine erişemiyor. İnanın kameranın gösteremediği o kadar çok depar atıyor ki. İşte bu deparlar ne yayıncı kuruluşun kötü yönetmeninin kamerasına yansıyor ne de yine yayıncı kuruluşun maç sonu koşu istatistiklerine yansıyor. Bir tempolu koşu vardır bir de depar vardır. Bu markajdan kurtulma adına sağa sola bazen de direkt savunma arkasına atılan deparlar Burak’ta o kadar çok ki inanın izleyen insan yoruluyor. Gerçekten de koşu mesafesinden çok daha zordur bu deparları atabilmek zira tempolu koşmak bir derece meşakkatli bir iştir ancak depar nabzı tavana çıkarır ve sık sık yapmak neredeyse imkansızdır zira nabız bu kadar yükselince biraz durup dinlenmek zorunda kalıyorsunuz. Burak ise dönüp bu deparların üzerine bir de rakibe pres yapmaya da başladı. Son haftalarda Burak’ın pres gücünü de arttırdığını düşünüyorum. Özellikle Trabzonspor maçında bu konuda çok özveriliydi bu maç erken koptuğu için o kadar da kendisini yormak zorunda kalmadı. Durum şu ki, bu kadar çok koşan oyuncuların, fiziğini bu kadar zorlayan adamların bu kadar yüksek nabızda, tansiyonda son vuruşlarda soğukkanlı kalmaları da zorlaşıyor. Hoş, ben sezon başında baskı altında olduğu dönem hariç Burak’ın kötü bir bitiriciliği olduğuna da hiç inanmıyorum. Tüm bu artılarının yanında eksiği var mıydı Burak’ın tabi ki vardı. Bunlarından en önemlisi de topa yaklaşımıydı. Top kontrolü, pas şiddetini ayarlama eksiği, verkaçlara girmeyi bilmemesi, top sürmesi. Topla yaptığı şeyler genel olarak kötüydü. Özellikle top sürerken kafasını kaldırmak ve oyunu görmek istediğinde ayağındaki topun hâkimiyetini kaybediyordu. Aynı konular Umut Bulut’un da en önemli eksikleri! Bu ikilinin fizik gelişimleri için o kadar mesai harcanmış o kadar çalışılmış ama çocuk yaşta öğrenilmesi gereken daha birinci sınıf dersi teknik eğitimden muaf kaldıkları için Dünya çapında olamamış olmaları çok acı. Umut oyuna girer girmez bir top kontrol yapıyor, bir futbolsever olarak üzülüyorsunuz. "Bu kadar çalışkan, bu kadar profesyonel bir oyuncu 30 yaşında ama bu kadar basit topları kontrol edemiyor" diyorsunuz. İşte sorun da o zaten. Topa yaklaşım 10’lu yaşların başında öğretilir. Bir insanın tekniği o zaman eğitilir. Fizik kapasite ergenlik döneminde fiziksel gelişimle birlikte arttırılabilir  16 yaşından sonra çocuğun gelişen fiziğiyle birlikte ekstra gelişim için çalışabilirsiniz ama 'teknik' dediğim gibi ilk eğitim. Büyük futbol kulüplerinin akademilerinde 8-12 yaş grubu eğitimi sırf teknik üzerine; top kontrol, top sürme, şut, pas vs. 12-16 yaş arası zekânın gelişimiyle birlikte de pozisyon alma, doğru karar verme gibi mental eğitim başlıyor. Fizik en son adım 16 ve sonrası için ama bizim futbolcularımızın çoğu futbola en son sınıfta başlıyor. Yine de Burak’ın Trabzonspor ve Erciyesspor maçlarında bu konuya daha çok özen gösterdiğini fark ettim.

Hakan Şükür maç sonu çarpıcı açıklamalar yaptı. O açıklamaların genel bir özeti şuradahttp://www.medyaspor.com/haber/hakan-sukur-17419 Burak Yılmaz’la ilgili de geçen Milli takım kampında kendisiyle görüştüğünü söyledi. Burak’a “Sürekli golü düşünemezsin, sürekli topu bana atsınlar ben koşayım ve golü atayım diyemezsin. Oyun sıkıştığında, sen topu almak zorundasın, verkaç yapmak oyunu açmak zorundasın” demiş. Hakan Şükür yaptığı birçok işin dışında gerçek bir futbol tecrübesi ve bence esas bildiği işi yapmıyor. Burak bugün Sneijder’le verkaça girdiği bir pozisyon olsun, rakip kapandığında geri gelip Selçuk ve Melo’dan top isteyip oyunu kanatlara yaymaya çalışması olsun bildiğimiz oyunundan çok daha olumlu bir oyun oynadı. Küçük pas hataları yapmadı mı yaptı ama mantık olarak işin ehemmiyetini kavramış gibi ve bu şekilde son iki maçtır çok verimli oluyor. Gerçekten en büyük eksiği o, kafa şutları vs bir şekilde kabul edilir bir eksik ama teknik kabiliyet futbolda üst seviye için çok önemli o eşiği de kırarsa bence oynamayacağı takım yok. Herkes eleştiriyor ama ben en çok eleştirildiği, sanırım 5 golü falan olduğu dönemde de Twitter’da yazmıştım. Burak bu sezon yine gol kralı olur demiştim. İşte bu kadar eleştirildiği sezonda ilk devre sonunda gol krallığında yine zirvede... Bazı insanlar bunu takımın çok pozisyon üretmesine ve Burak yerine kim olsa o kadar gol atacağına bağlıyorlar. Attığından çok kaçırıyor diyorlar ama işin aslı eminim ki hiç de öyle değil. Tamam, takım gerçekten yaratıcı ayaklara sahip ama Burak o pozisyonların hepsinde ekmeğini taştan çıkarıyor. O kadar koşuyu yaparken bir gün çatlayacak, kalbi sıkışıp düşecek diye korkuyorum. O kadar çok boşa kaçıyor ki o kaçırdığı gollerin hemen hepsini hak ediyor. Zira bu saçma yorumları yapanlar, “bu hücum hattıyla kim olsa o kadar atar” falan diyenler komik bir zeka noksanlığı kanıtlıyor aslında… Kim olsa değil, yanında direkt Drogba oynuyor, futbol tarihinin en üstün golcülerinden biri ve Burak kadar golü de yok, o kadar pozisyona da giremiyor. O yüzden Burak'ın hakkını vermek zorundayız.

Tabi Drogba demişken Burak kadar pozisyona girememesi yaşı itibariyle normal. Üniversite zamanlarımızda, zevk için futbol izlemeye çok daha fazla boş zamanımız olduğunda, Premier Ligi de sıkı takip ederdik. 2008 yılı falandı sanırım, sonbahar dönemiydi, yıldan tam emin değilim. Bahsettiğim dönem acayip bir form grafiği yakaladığını hatırlıyorum 3-4 maçını art arda izlemiştim o kadar formdaydı ki, o zamandan beri hiç o seviyede durdurulmaz bir santrfor performansı izlemedim. Öyle ki bir Manchester United maçında Rio Ferdinand’ı ezip geçtiğini hatırlıyorum. Ki Ferdinand’ı da güçlü bir stoper olarak biliriz. Resmen sırtı alıp taşıyordu Ferdinand’ı Drogba… İki stoperle birden boğuşuyordu o Manchester United - Chelsea maçını hala unutmuyorum. Bu futbol efsanesinin son iki maçta çok vasat oynadığı malum, gerçekten çok yorgun görünüyor. Onun için de güzel bir yorum yaptı Hakan Şükür. Şampiyonlar Ligi, Lig, Fildişi Milli Takımı neredeyse hiç dinlenmedi ilk devre boyunca hepsiyle çok önemli maçlara çıktı. Ülkesinin sorumluluğunu aldı, sırtladı Dünya Kupasına götürdü. Galatasaray’ın sorumluluğunu aldı sırtladı Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkardı. Doğruya doğru, son Juventus maçında Sneijder müthiş bir top kontrol ve bitiricilikle galibiyette ön plana çıkan isim oldu ama bu gruptan çıkma işinde aslan payı kesinlikle Drogba’nındı. En önemli rakip Juventus’a iki maç bir gol, iki asist. Barzagli, Bonucci, Chellini kim geldiyse ezdi geçti. Juventus’un Dünyaca ünlü yıldızı Tevez’in iki maçta Galatasaray’a ne golü var ne asisti. Esas trajik olan İtalyanlar için… Drogba Galatasaray’a gelmeden önce Juventus’un da gündemindeydi. Son 2,5 yıllık yükselişlerindeki en büyük darbeyi de Drogba’dan yediler. Sezon öncesi Süper Kupa oynandı Drogba neredeyse tek başına oynadı kupa Galatasaray’ın oldu. Emirates Cup oynandı Drogba tek başına Arsenal'i ezdi geçti kupa yine Galatasaray'ın oldu. Lige kötü başlandı, çok iyi başlangıç yapan Beşiktaş karşısında deplasmanda ilk yarıyı 1-0 mağlup kapattı Galatasaray, 2. yarı çıktı Drogba iki tane attı maç döndü. Bütün kritik maçlarda ‘winner’ kaybetmeyi bilmeyen adam çıktı sihirli değneği dokundurdu. Hem ülkesine, hem Galatasaray’a. Devre arasında iyi dinlenmesi gerekiyor.

Galatasaraylı oyunculardan ziyade Galatasaray sol kanadı pek kullanmasa da Cem Can da çok hata yaptı. Geçtiğimiz hafta “Mancini kornerlere el atmalı” demiştik. Bu hafta Galatasaray’ın çok daha etkili korner kullandığını gördük. Hatta ilk defa Semih Kaya’nın çıkıp bir kornerde kafa vurduğunu gördük sanırım. Zira kornerde sorun sadece kullananda değil vuranlarda da vardı.

Galatasaray, Kopenhag maçından sonra yine temposunu 2. yarıda da sürdüremedi ama kısmen Elazığspor maçına kıyasla daha istekli ve daha uzun süre tutkulu oynadıkları kesin. Özellikle Burak... Hatırlarsanız Elazığspor maçında ilk yarının ortalarında Mancini ile Burak tartışmıştı. Maç sonu Mancini kendisine bunu soran muhabirlere “Burak iyi çocuk ama onu daha ciddi olması yönünde uyardım, 2-0 olunca ciddiyetten uzaklaştı. Büyük futbolcu olmak istiyorsa daha çok istemeli, Ronaldo, Messi bir maçta bir golle yetinmiyor daha çok atıyor, daha çok istiyorlar, durmuyorlar” demişti. Tercüman Mert bu açıklamaları çok yumuşak çevirdiği için söylemlerin önemi pek anlaşılamadı. Hâlbuki Mancini bunları çok net ve kesin bir üslupla söylemişti. Burak’ın bu maçta sonra yine takımının 2. golünü attıktan sonra, bu sefer daha ciddi ve istekli göründüğünü söyleyelim. Mancini City’de bulduğuna acımayan 5-6-7 attıran bir hocaydı, Galatasaray’da ise böyle bir anlayış hiç yok, senelerdir hiçbir teknik adam döneminde olmadı. Skoru bulunca üstelemiyor takım. İtalyan hocanın yavaş yavaş bu mantaliteyi de değiştireceğini düşünüyorum.

Yine oyunculara dönersek Melo bu sezon çoğu kez olduğu gibi çok iyi oynadı. Tek eksiği maç 0-3’ken ikinci yarı başında durduk yere sarı kart görmesiydi. Galatasaray kadrosunda alternatifi en zor üretilecek oyunculardan biri Melo bu kadar dikkatsiz olmamalı. Yine de Galatasaray’ın yabancıları diğer takımların yabancıları gibi Christmas kafasında değildi. Son iki maçı da oldukça istekli oynadılar. Özellikle Sneijder, Muslera ve Melo… Burada yabancı transferinde 'iş ahlakı'nın ne kadar önemli bir kriter olduğunu göz önünde tutmak gerek. 2 sene önce magazin programlarından, spor basınına, ana haberlere kadar herkes Melo-Riera kavgasını konuşmuştu ama sanırım kimse kavganın neden çıktığıyla ilgili pek düşünmemişti. Galatasaray yabancı oyuncuları aldıkları parayı hak edip, hak etmeme konusu yüzünden birbirlerine girmişlerdi. Aslında bu da çok önemli bir ayrıntı… Melo’nun aldığı maaşı hak etmediğiyle ilgili yorumuna çok sinirlenen ve böyle agresif bir adamla kavga etmeyi göze alan Riera o kavgadan sonra Galatasaray formasını kesinlikle hak ederek giydi ve gönderileceğini bile bile aylarca mükemmele yakın bir performans gösterdi.

Hakan Balta hem savunmada hem hücumda kusursuz oynadı ama Galatasaray’ın sol kanadı gibi Erciyesspor’un da sağ kanadı hiç işlemedi o da Hakan için pozitif bir durumdu. Sabri’nin aksine Hakan’ın da en iyi oynacağı mevkiinin 3-5-2’de 3’lü savunmanın sol stoperi olacağını düşünüyorum. Zeki ve çok iyi pozisyon alan, soğukkanlı ve ayağı da kötü olmayan bir stoper olarak ilerleyen haftalarda orada denenebileceğini düşünüyorum. Mancini ilk defa Balıkesirspor maçında stoperde denedi Hakan’ı.

Muslera mükemmel oynadı, adeta kalecilik dersi veriyor... Son bireysel performans yorumum da Selçuk’a...Dayanıklılığını çok arttırdı. Bir takımın en çok koşan oyuncusunun o takımın oyun kurucusu olması gerçekten şaşılası ve inanılmaz takdire şayan bir durum. Ara ara kıyaslandığı Fernandes’e bakınca bu iki ismi kıyaslayanların futbol bilgilerine gerçekten, içten duygularla gülüyorum. Selçuk ülke sınırları içinde aynı görevi yapan oyun kurucu arkadaşlarının neredeyse iki katı koşup üç katı savunma yardımı yapıp bir de en az onlar kadar da oyun kuruyor, tam anlamıyla komple bir oyuncu oldu. Çabukluk eksiğini, kendi etrafında çabuk dönüp, driplinge yatkın bir oyuncu olmamasını çok koşup, savunmasını çok geliştirerek giderdi Selçuk. Burak da Selçuk da 2010’lu yıllarda Galatasaray’ın kaderini değiştiren iki yerli oyuncu, ikisinin de en önemli özelliği bence çok büyük bir istikrarla çok mücadele etmeleri ve fizik kapasitelerini çok geliştirmeleri. Kötü olabilirler, formsuz, şanssız olabilirler ama asla çabalamadı, koşmadı diyemiyorsunuz.

Bugün maç dışında Galatasaray’la ilgili Dany’nin kiralandığını öğrendik. Daha transfer sezonu açılmadan kiralanması, zaten ilk etapta satılmak istenmediğini gösteriyor. Zira amaç satmak olsa transfer sezonu boyunca beklenir taliplerin önerdikleri teklifler masaya yatırılırdı ancak amaç belli ki kiralamak. Mancini de maçtan sonra Dany için “kaliteli oyuncu ama yaza Dünya kupası var. O yüzden onun için öncelik ne olursa olsun sürekli ilk 11 oynayacağı bir takıma gitmek” dedi. Hocanın oyuncularının istikbalini düşünen tavrı da bu açıklama dolayısıyla çok şıktı. Türkiye’de Galatasaray’la adı geçen stoper muadillerinin (Serdar Aziz vs) Dany'nin çok altında isimler olduğuna da katılıyorum.

Son olarak karizması, saha kenarındaki duruşuyla ‘Sinyor’ bence Galatasaray gibi aristokrat bir kültüre sahip camiaya çok yakışıyor. Hatta yanındaki Tugay Kerimoğlu da öyle. İnsanlardan sağda solda Tugay Kerimoğlu ile ilgili “ne iş yapıyor?” tarzında son derece saçma sapan yorumlar okuyorum. Yahu Tugay’ın ne yaptığını sen nereden bileceksin zaten? Tugay Kerimoğlu’nun yeterliliğini ölçebilecek tek isim Mancini. Tugay’la çalışan yetkili isim o çünkü. Biz Mancini’nin asistanı Tugay’ı hangi görevlerde kullandığını bile bilmiyoruz ama böyle her konuda bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olma hastası olduğumuz için de olur olmadık yorumlar yaparız. Sadece futbolculuğunda zeki ve aynı zamanda kariyeriyle çok tecrübeli, dil bilen bir insan olduğunu söyleyebiliriz. Onun dışında “Tugay ne iş yapıyor" demek ne ahmakça bir yorumdur! Ümit Davala, Tugay Kerimoğlu en azından dil bilen ve futbol oynarken de zekâlarıyla ön plana çıkan oyunculardı. Bu yorumlar Hasan Şaş üzerinden yapılsa bir derece anlardım, “Tecrübesi yok, dil bilmiyor, futbolculuğunda da mental sorunları olan biriydi falan” denebilirdi. Çok yetersiz argümanlar olsa da bir elle tutulur yanı olurdu ama Tugay konusunda yorum yapmak tam bir saçmalık ve sadece art niyet görüyorum.

Galatasaray teknik heyeti ve çalışanları bence kaliteli ve kalifiye isimlerden oluşmaya başladı Vedat İnceefe’lerin vs gitmesi, tecrübeli İtalyan'ların gelmesi iyidir. Mancini’nin yardımcıları dünya çapında tanınan hocalar, Erciyes’in ligin son sıra takımının bile böyle iyi etüt edilmesi önemli bir olaydır. Tekrar edeyim… Sinyor Galatasaray’a yakışıyor.

YORUMLAR

İlk yorumu siz yapın!



Sinan Yılmaz Köşe Yazıları