Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Büyük maçlardan önce bir ritüel haline geldi… Medyaspor’da ofiste, herkes maç sonucu tahminini yazar ana tahtaya. Gün boyu editör arkadaşlarım, onların arkadaşları, benim arkadaşlarım vs derken ofise birçok kişi geldi. Tahtada 15 civarı tahmin birikmişti. Yazılan sonuçlarsa hep 1-0, 2-1, 0-1, 1-2 vs idi. Yani maçtan önce aslında herkesin tahmini az golün, az pozisyonun olacağı, dengeli bir karşılaşmaydı. Ben de tahmin olarak 1-1’i uygun görmüştüm.

Fakat skoru tahmin etmeme rağmen, ne oyunu, ne Mancini’nin çıkaracağı sistemi hiç böyle düşünmemiştim.

Ben açıkçası Hajroviç hamlesini özellikle Eskişehirspor maçındaki defansif ve yaratıcı performansından sonra bekliyordum. Hajroviç o maçta göstermişti ki Burak’a göre kanatta pozisyon almayı çok daha iyi bilen, alanını kapatan ve topla buluştuğunda da iyi kullanabilen bir oyuncu. Üstelik o maçın ilk devresinde de Galatasaray’ın en çok koşan oyuncusuydu. 60 gibi yoruldu ve oyundan çıktı. Yabancı yasağı olmayan bir Şampiyonlar Ligi maçında da oynayacağını düşünmüştüm. Sonra Juventus maçlarında kalitesini gösteren Chedjou’yu da bekliyordum. Son haftalarda beğenmediğim, konsantrasyonunu dağınık gördüğüm Semih için de “yedek kalabilir” diye tahminde bulunmuştum. Chedjou ve Hakan tecrübesiyle daha verimli olabilir diyordum.

Fakat oyuncu tahminlerini ve sonucu tutturmama rağmen şunu hiç düşünmedim. Ligin 2. yarısından bu yana oturan ve Galatasaray’ın alışmaya başladığı sistemi Mancini neden değiştirdi? Hala tam olarak ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini anlayamadım. “İstediklerim olmadı ilk 30 dakikada” demiş ama ne istemişti, sanırım bunu anlayabilecek kadar futbol bilgim ve tecrübem yok. Ya da Chelsea’yi tabii ki Mancini kadar çok izleyip etüt etmediğim için de ne yapmak istediğini anlayamamış olabilirim. Kafamda iki kenarın Sneijder ve Hajroviç’in içeri girip, göbeği zenginleştirerek 3’e karşı iki kalan Melo ve Selçuk’a katılmalarıyla ve ortasaha kalabalığını arttırmalarıyla ilgili bazı fikirler var ama zenginleştiremiyorum.

Yine de şunu diyebilirim ki, herkesin kısır bir maç olacağını ön gördüğü ve kısır geçen bir maçın Galatasaray’a yarayacağı bir durum varken tüm bu değişimler gereksiz bir riskti. Şapkadan tavşan çıkarmaya gerek yoktu. Takım ligin ikinci yarısında 4-3-3’e alışmışken ve sistem olarak işler hale gelmişken. Neredeyse 4-2-4’e dönen çift forvet, çift hücum kanatlı sistem biraz fazla sertti. Hele hele Chelsea bizi %80 eler diyen bir hoca için. Bence sol gösterip, sağ vurmak istedi. %80 eleniriz deyip, Fatih Terim 11’i çıkardı ama bu akıl oyunu da tutmadı.  Böyle sağ gösterip sol vuracağınızda ve Terim 11’i çıkaracağınızda bir de Terim gibi oyuncuları çok iyi motive etmeniz gerekir. Hem bu kadar hücumcu çıkıp, hem de ürkek başlayınca o gol elbet yenilecekti.

Maçtan önce Galatasaray için en gerçerli oyun planının, maçı 60. dakikalara kadar 0-0 götürmek olduğunu düşünüyordum fakat Mancini’nin bu dengeleri bozan 11’inden sonra bu ihtimal ortadan kalktı. Rakibin dengeli 4-2-3-1’ine karşı ortasahada sayısal olarak eksik kalıp çift forvete dönünce Galatasaray oyun için dengeleri kırdı.

Bu sistemin çarklarını kıran değişimin ya Galatasaray ya da Chelsea adına ilk devreden bir gol veya goller getireceği belli olmuştu. Fakat ne gerek vardı? Juventus’tan her iki maçta da sistemi kilitleyerek istediğini koparan Mancini şimdi neden sistemi kırma peşindeydi?

Drogba’yı bu maçta kesemezsiniz, kesmemelisiniz, beraberlik golü öncesi de takımı ateşleyen faktörlerden biriydi, insan onun ateşleyici hareketleriyle televizyon karşısında hırs yapıyor,  büyük bir lider… Arkadaşlarına da onu yansıttığı belli oluyordu ikinci devrede… Böyle karakterler, böyle maçlar için en önemli isimler o yüzden yedek başlamazdı… Sneijder’le ikisi yine sazı ellerine aldılar 2. yarıda, hem tribünleri hem arkadaşlarını coşturdular. Nitekim Drogba’nın bu maçta verimli olacağı belliydi. Burak son Beşiktaş maçında vasatı aşamamıştı. Onu kanada koyduğunuzda savunma görevlerini pozisyon alma anlamında unutabiliyordu, zayıf halkalardan Eboue’nin önüne onu koymak risk olacaktı… Bence tüm patlayıcı gücüyle sonradan girmeliydi.

Benim ilk 11’im. Yine 4-3-3 Mancini’nin tercihi 4’lüsünün önüne Ceyhun, onun önüne Melo, Selçuk, sağa Hajroviç, sola Sneijder ve ileriye de tek başına Drogba şeklinde olurdu. Takımın alıştığı düzenden vazgeçmesini istemezdim.

Mancini Ceyhun’a güvenmeliydi. Evet, yavaş ama maçta en çok koşan oyuncular 11.5 km koştu. Ceyhun’u oraya koyduğunuzda 13 km bile koşabiliyor.  Ayrıca sistemi işleten, önemli bir dişli… Hadi ona güvenmediniz, derinde daha sağlam boğa gibi güçlü Melo’yu kullanıp bari Yekta’yı oynatın ama yine de işleyen sistemi, oturan düzeni bozmayın!

Mourinho’nun Chelsea’sini az da olsa izlediğim kadarıyla, pek sürprize açık olmayan bir takım olarak görmüştüm. Aslında Real Madrid’te kurduğu düzenin çok benzerini de burada kurmuştu. 4-2-3-1. Oyun kurucu, yaratıcı, hücum planlarını belirleyen bir ortasaha Madrid’teki Mesut yerine Chelsea’de Oscar. Yıldız oyuncu olarak da sol kanatta ters ayaklı Ronaldo yerine Hazard. (Bu maçta hücumda sürekli etkili olamadı ama hem savunmada hem de bitirici paslarda sürekli en kritik anlarda kalitesini gösterdi) Ayrıyeten Xabi Alonso yerine Lampard vs. Bu devre arası Mourinho sırf oyun anlayışı için, kanatlarda oynamak istemeyen Mata’yı da Manchester United’a sattı biliyorsunuz. “Ben takımı Oscar üzerine kuracağım” dedi. Bu kadar güvendiği Oscar’dan yoksun çıkmıştı Chelsea maça ve bir organizasyon sorunu çekeceklerdi. Eğer Galatasaray sistemi kırmak yerine, sistemi kilitlese, oyunu hızlandırmayıp, yavaşlatsa o zaman Oscar’ın yaratıcı oyununu da çok arayabilirlerdi.

Willian birçok mevkide oynayabilen çift yönlü bir ortasaha olarak Oscar’ın yerinde oynamaya çalıştı ama o yaratıcılığı, o organizasyonu beceremedi. Aslında ilk yarım saat Galatasaray beklerini hurra ileri çıkarıp, savunmada neredeyse iki kişi kalmasa (Hakan ve Chedjou ile) zorla gelin bana kontra atak golü atın demese Chelsea bu maçta pozisyon üretmekte çok zorlanabilirdi.

60’tan sonra bir de yorulan Hajroviç ve Drogba yerine Burak ve Umut değişiklikleriyle çok daha fazla koşan, diri, kaostan yararlanabilecek oyuncular girebilir, taraftar baskısı, bir kaos, rakibi savunmaya gömmeyle yine aranılan gol de bulunabilirdi.

Mancini hemen 30. dakikada sisteminin işlemediğini anlayıp döndü ama o bir deplasman golü, Galatasaray için turu kaybettirmiş olabilir. Hajroviç’i ne kadar demoralize ettiği de cabası. Tabi 0-1’den sonra Ceyhun değil Yekta’nın girmesi çok çabuk bir oyuncunun savunmadan topu hızlı çıkarması için önemliydi. Bu doğru oyuncu değişikliği maçın tüm gidişatını da değiştirdi.

2. yarı başında Semih-Hakan değişikliğini de mantıksız bulmuyorum. Hakan’ın adelesinde gerilme oldu deniyor ama öyle değilse sanırım Mancini şunu düşündü. İkinci yarı Chelsea’yi baskı altına alabilmek için savunma çizgisini öne çıkaracaktı. (yaptı) O zaman da savunma arkasına atılacak toplarda Hakan çok yavaş kalabilirdi. Hele karşısında Torres oynarken…  İlk devre belki de takımın en iyisi Hakan çıkmak durumunda kaldı. Bu da aslında kötü sonuç vermedi. Semih topu oyuna sürerken bir iki pozisyonda sorumluluk almak yerine, top alsın diye Melo’yu geriye çağırması dışında özellikle savunmada, son haftalara göre çok daha konsantreydi.

İlk yarıdaki Hakan’ın da hakkını verelim, vasat bir oyun oynasa, Telles’in açıklarını kapatmakta geç kalabilir ve tur daha ilk devreden gidebilirdi. Dün gece hangi İngiliz internet sitesiydi hatırlamıyorum. Maç başlığının altına spota hemen şunları yazmış. “Galatasaray 2. yarıda savunmayı öne çıkardı ama Chelsea bundan yararlanamadı” Ne kadar anlayış farkı var aramızda değil mi? Bizim Türk sitelerimiz ise okuyucu kitlemizin cahilliğinden dolayı “Aslan ısırdı ama koparamadı” tarzı bir başlık atıp altına da 2. Yarı müthiş oynayan aslan… diye devam etmek zorundalar. Bizim halk ne anlar savunma çizgisini öne çıkarmaktan falan. Hadi okuyan anlamıyor tamam da bu sabah Lig TV’de izliyorum Alpay’la program yapan spiker Galatasaray’ın 2. yarıdaki toparlanma nedenlerinden biri olarak “Hakan’ın yerine ‘asıl’ mevkii stoper olan Semih, Chedjou ile daha iyi anlaştı” dedi. Yahu şu ‘asıl mevkii’ olayını duyunca çıldırıyorum. Tanrı ilerde futbolcu olacağını bildiği çocuklara ana rahmindeyken “sen Hakan sol beksin, sen Semih stopersin” diye mevkii mi giriyor? Bilgisayar oyunu mu bu? Hiçbir spor dalında ‘asıl’ mevkii diye bir şey olamaz. Alıştığı mevkii olabilir oyuncunun ama ‘asıl’ mevkii olamaz. Hocası hangi sistemde nasıl verim verebileceğine göre değerlendirir ve oyuncusunu o düzende, o mevkiide kullanabilir.

Dönelim Telles’e… Herkes çok beğenmiş, şaşırdım. Bence bu biraz beklentilerle ilgili, ben ve bizim gibi gençler zaten internetten adam daha gelmeden neler yapabildiğini görmüştük Brezilya liginde… O yüzden beklentilerimiz de yüksekti. Fakat bunu bilmeyenler ve bu tarz bir transfer politikasını Türk Futbol Tarihi boyunca hiç görmemiş olanlar ise beklentileri düşük olduğu için şaşkına döndü. O yüzden onlar Telles’i izlerken olumlu anlamda şaşırıyorlar, biz ise Telles’i izlerken çok daha objektif bir gözle bakabiliyoruz. Daha çok ama çok yolu olan bir oyuncu bence… En basitinden sol hücum kanattan beke evirilen Riera bile bu kadar ileri çıkma sevdalısı değildi. İleri çıkmak iyidir de neredeyse savunmayı unutacak kadar ileri çıkmak doğru değil. (Tabi Telles’in dayanıklılığı var çıkabiliyor, Riera istese de bu kadar çıkamazdı)

Bunlar olacak… İlk yarı bir pozisyonda İvanoviç’i geçmeye çalıştı, İvanoviç kolunu bir koydu Telles kornere çıktı. Yine ilk yarıda zor bir pozisyonda şut çekti Cech kolayca çeldi. Bu pozisyonlar gösteriyor ki Telles işi Brezilya’daki kadar kolay sanıyor Şampiyonlar Ligi seviyesinin yüksekliğini bilmiyor. İvanoviç’i Brezilya’daki sağ bekler kadar kolay geçilebilir sanıyor. Ya da o şutların gol olabileceğini düşünüyor. İvanoviç duvar ördü maç boyu, Telles de karşısında defalarca çıkıp bindirmesine rağmen kendisini geçip sıfıra inemedi. Zamanla güçlenecek ve doğru oynamayı öğrenecek, Eboue nasıl mesela? Dünya umurunda değil ama hücumda ne kadar tecrübeli. Geçemeyeceğini ön gördüğünde denemiyor. Oyunu çeviriyor, ne yapacağını ezberden biliyor. Eee 20’li yaşlarının başında Wenger’in elindeydi Premier Lig’teydi. O bilmeyecek de kim bilecek? Yanlış anlaşılmasın Eboue iyi oynadı, Telles kötü oynadı demiyorum. Eboue’nin konsantrasyon hatası golü yedirdi yine, sırf şu istikrarsızlığı yüzünden de yabancı kuralı olan bir ligde kuralın Eboue için harcanmaması gerektiği artık bariz... Esas anlatmak istediğim ise tecrübe. (Bu arada ben daha Telles gelmeden ne kadar mükemmel bir transfer olacağını yazılarımda anlatıyordum, Shakhtar Donetsk’leşme sürecinden bahsediyorduk o yüzden insanlar şimdi övgüleri sıralarken ben yermeye başlayabilirim)

Tecrübenin önemi yüzünden diyorum ki Ontivero’yu almak yerine, ya da Burdisso’yu altı aylığına kiralamak yerine Riera’yı kadroda neden tutmadı Galatasaray? Hem de 6 aylık maaşını peşin verip gönderdi. Telles hem lige uyumla uğraşıyor, hem ilk defa Brezilya’dan çıkmış bambaşka bir coğrafyaya uyumla uğraşıyor, hem de kaliteli alternatifi yok, 4 günde bir maça çıkıyor.

Hâlbuki mesela tecrübeli bir Riera, özellikle Galatasaray ilk 20 dakika bocalarken topu çevirerek, oyunu soğutamaz mıydı? Savunmadan top çıkarmada ne kadar yardımcı oluyordu. Telles ise bırakıp gidiyor, ilerde top istiyor. Hem Telles’in uyum süreci daha sağlıklı geçerdi. Hatta bu maç önlü arkalı oynayabilir Sneijder’i forvetin arkasında bile kullanabilirdi Mancini. Bu maç yine neyse de 3 kulvarda oynuyorsunuz. Bu maçta Telles’i oynattınız, Pazar yine Rizespor maçı var yine Telles oynayacak, hâlbuki Riera ile ne güzel bir rotasyona girerlerdi. Şuan Telles’in, Riera’ın tecrübesizi ama hızlısı olduğunu düşünüyorum.

Ocak dönemi bazı şeyler çok geç oturdu. Hem transferlerin geç bitmesi yüzünden yönetimin suçu var bunda hem de devre arası gerçekten kısa. 3’lü savunma, 3’lü savunma derken birden iki stoperin arasına giren ön libero ile 4-3-3’ü düşündü Mancini ve bu tuttu. Bu sistem tutarken öncesinde düşündükleri yüzünden aldırdığı stoper transferi ise biraz lüzumsuzlaştı. Üçlü stoperli bir sistem için Chedjou, Semih, Hakan, Ceyhun, Gökhan, Burdisso, Koray Günter yani 7 stoperli bir alternatif gerekli olabilir ama iki stoper hattı için 7 alternatif olması biraz lüks.  Telles’in alternatifi ise artık tüm meziyetlerinin stopere daha uygun olduğunu anlamamız gereken Hakan Balta ve ters ayakla Sabri… (Hakan Balta için daha 2009 yılından beri stoper oynamalı yazıyorum, tüm meziyetleri stoper olması için daha uygun, soğukkanlılığı, aklıyla oynaması, iyi pozisyon alması, ayağının düzgün olması bunlara rağmen yavaş bir oyuncu olması vs bek değil, stopere uygunluğunun kanıtıydı. Nihayet İtalyan gördü bunu, İtalyanlar gerçekten anlıyor bu savunma işinden,bizim ‘asıl mevki’ kafası sabit fikirli anlayışımız da bunları göremiyor tabi)

Maç öncesi Türkiye’nin en çok okunan spor sitelerinden birinde muhtemel 11’lerde Burdisso ya da Chedjou yazıyor, yayıncı kuruluşta maç öncesi konuşan yılların kaptanı Cüneyt Tanman, Burdisso’ya bu maçtan önce çok az süre verildi, bu maça daha çok oynayarak hazırlanabilirdi deniyor. Bu biz Türk halkının bu futbol işinden hiç anlamadığımız, hiç anlamaya da çalışmadığımızın kanıtı. (her şeyi bilip aslında hiçbir şey bilmediğimiz için) Ben değil ilk 11. İlk 18’de bile Burdisso’nun olmayacağını çok iyi biliyordum. Gökhan Zan bile giremedi 18’e. Zannediyoruz ki her yapılan transfer özellikle yabancıysa direkt ilk 11’e yapılıyor. Ee o halde 6+0+4 kuralı ne olacak?

Madem tribünde yabancı duracak o zaman çok ucuza alırsınız böyle sert oynayan bizim ligin tarzına uygun bir oyuncu tribünde tutarsınız. Bu Burdisso’nun Türk olanını almaya çalışsanız kural yüzünden dünya para. Ee 0+4 de var. Yahu hadi futboldan anlamıyorsunuz matematiğiniz de mi yok? Hiç adı geçmeyen Koray Günter 2.5 milyon Euro ve bayağı da bir maaşla alındı. Burdisso ise 250 bin Euro! Yani 10’da biri kadar paraya! Bu bile bir şeyler anlatmıyor mu?

Neyse ki Galatasaray yönetimi akıllı adamlardan oluşuyor. Bunu da bu hafta Zenit sayesinde biraz daha idrak ettim. Zenit de biliyorsunuz bir başka İtalyan taktisyen Spalletti tarafından yönetiliyor. Hikâyeye göre görevinin başına geldiği ilk gün takımıyla tanışıyormuş bizim Fatih Tekke de hoşgeldiniz mistır ‘spagetti’ demiş kendisine. Çok komik… Sonra da kadro dışı kaldı zaten.

Neyse bu Zenit, Galatasaray’dan çok daha ciddi bütçelerle ve çok daha önce kurulmaya başlanmasına rağmen, Galatasaray’ın çok altında bir seviyede futbol oynuyorlar. Geçen sene Hulk ve Witsel’e 90 Milyon Euro verdiler! Düşünsenize… Sonuç? Yok. Avrupa’da iki senedir yetersizler.

Galatasaray yönetimi ne yaptı peki? Hem de henüz 2.5 senede? Melo’lar, Muslera’lar, Snijeder, Drogba şimdi Telles falan. Her adımda biraz daha büyüyor Galatasaray.

Zenit 90 milyon Euro Hulk ve Witsel’e verirken Aysal sadece 7.5 bonservis vererek. Toplamda 25 milyon Euro’ya 1.5 yıllığına hem Sneijder’i hem Drogba’yı aldı. Hulk ve Witsel’in maaşlarını da söylemiyorum bakın.

Devre arasında Mancini direkt 11’e stoper istemiş. Tabi seçenekler devre arası kısıtlı. Ranocchia bunu da bildiğinden 3 milyon Euro civarında acayip bir maaş talep etmiş ve Galatasaray yönetimi de kendisine gülmüş. Göz göre göre kazık yemektense böyle inşaatın temelini sağlam atıp, adım adım, tuğla tuğla binayı sağlam kurmak daha mantıklı.

Bakın Zenit, Hulk ve Witsel’i almadan önce mükemmel bir takım kurmuştu, şahane bir uyum ve hava vardı takımda. Bütün Rus Milli takımı neredeyse onlardaydı, klas yabancıları da vardı. Fakat takımın çok çok üzerinde maaşlara hiç gereği yokken hem Hulk hem Witsel gelince kadroda olaylar çıktı bir sürü oyuncu bu maaşlara isyan etti. Takımın en değerli tecrübeli oyuncuları kadro dışı kaldı.

Parayı da nasıl harcayacağınızı bilmeniz gerekir. Ham yıldızlara haddinden fazla paraları akıtırsanız sadece maddi zarar etmezsiniz manevi olarak da diğer oyuncuları zorlarsınız. Hulk ve Witsel biraz kendisini göstermiş başarılı olmuş birer oyuncu olarak, geçmişinde hiçbir büyük başarısı olmadan 90 milyon Euro’ya falan gelince oyuncular şok yaşadı tabii. Fakat Drogba ve Sneijder öyle değil. Aldıkları parayı tartışmak kimsenin haddine olmadı bu yüzden.

Şimdi de yeni moda başlamış. Devre arası 20 milyon harcanmış da Telles ve Hajroviç dışında hemen katkı alınacak oyuncu yokmuş. Ee? Hemen katkı verecekleri zaten 2 senedir aldı Galatasaray. Muslera, Eboue, Ujfalusi, Riera, Melo, Selçuk, Burak, Sneijder, Drogba, Elmander vs hepsi hemen katkı içindi. Geleceğe katkıyı ne zaman düşüneceksiniz peki? 2 senede bir temel atıldı ve artık geleceğe adım attı Galatasaray. Bu da eleştiri konusu olur mu yahu?

Bir kere 20 dedikleri 18 tabii parayı eleştirmek için yüksek göstermek zaten bizim ülkenin iş güzarlığına çok iyi uyuyor. Bunun 6.250’si Telles’e direkt 11’e zaten. 3.5 Hajroviç’e 1 de Veysel’e 4.5’u da rotasyonda gerekli isimlere. Yani 18’in 11 milyonu zaten kadroya öyle ya da böyle hemen etki edecek isimler. Geri kalıyor 7 milyon. 2.5 Koray Günter, 2.5 Salih, 2 de Ontivero’ya. Bunlar da gelecek adımları. 7 Milyona 3 tane genç ve potansiyelli adam almak mı eleştiri konusu yani?

Peki diyeceksiniz ki Galatasaray’ın yükselişini anlatırken Zenit’i örnek veriyorsun ama Olympiakos’tan bahsetmiyorsun. Onun için ricam, herkes açsın Manchester United maçında Olympiakos’un ilk 18’inde kaç Yunan oyuncu olduğuna baksın. Sonra Chelsea’nın Galatasaray karşısında ilk 18’de kaç İngiliz bulundurduğuna bakılsın. Galatasaray da Şampiyonlar Ligi’nde istediği kadar yabancı oynatıyor, oynattı ama Eboue bir aydır bekliyor ki “Şampiyonlar Ligi maçı gelsin de oynayayım”. Böyle olur mu bu iş? Böyle formda kalınır mı? Nitekim ilk yarıya tutuk başladı, sonra kendisine gelebildi.

Yani kim ne derse desin, tüm engellere rağmen, Galatasaray Aysal yönetimiyle son 2.5 senede çok ciddi bir büyüme içinde. Bu yüzden bu tur kazanılır veya kaybedilir ama Galatasaray’ın önü önümüzdeki yıllarda da açık bence.

YORUMLAR

FM 27 Şubat 2014 Perşembe 23:11

Hajrovic de fos çıktı ve bence bu takımın hala doğru düzgün bir kanat oyuncusu yok. Bu şartlar içinde en doğru sistem 3-4-1-2 gibi geliyor bana. Chelsea deplasmanı için uygun mudur sizce?

utqu ramazan 1 Mart 2014 Cumartesi 14:36

yazdıklarınız cok yerinde ve sıradan bi yazar olmadıgınız belli ki analizleriniz cok iyi hep sizler gibi yazarlar olsa ve okuyucularda dogru bilgilendirilse inanıyorumki gelecek dahada güzel günlere kadir


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları