Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Maç başlamadan bir saat önce Eray – Eboue – Dany – Chedjou - Gökhan Zan – Riera – Selçuk – Melo – Aydın - Umut ve Burak ilk 11’ini görünce herkesin aklına klasik 4-4-2 gelmişti. Dany’i sol bek, Riera’yı sol açık ve Aydın’ı sağ açık olarak düşünmüştük. Ben hatta Sivasspor’un sağ kanadı Cicinho ve Burhan’la çok etkili kullanmasından dolayı Dany’nin önüne, akıllıca pozisyon alabilen Riera’nın koyulmasını biraz da rakibin en güçlü yerini durdurmak olarak görmüştüm. Yanılmışım. Takımlar maç öncesi sahaya çıkana kadar aklıma 3-4-3 ve 4-5-1 karışımı bir –yeni İtalyan sistemi- hiç getirmemiştim. Futbolcular yavaş yavaş sahadaki yerlerini aldılar ve Dany Chedjou ve Gökhan Zan sağdan sola üçlü stoper halinde Eray’ın önünde pozisyon aldılar. Benim için çok büyük bir sürpriz olmuştu bu. Mancini’nin arayışlar içinde olduğunu biliyorduk ama böylesini beklemiyordum. Sonra düşününce aslında bu sistemin iki ayaklı bir deney olabildiğini 5-4-1’in Madrid deplasmanı için de çok akıllıca olabileceğini düşündüm. Zira kadroda da bu sisteme uyumlu birçok adam vardı. Dany’den ziyade Hakan Balta’lı hali bu sistemin daha verimli olurdu. İyi pozisyon alan zeki bir Hakan Balta için en iyi oynayabileceği mevkii üçlü savunmanın solu olurdu. Chedjou da çabuk ve iyi sezileri olan bir stoper olarak sağ stoperde kullanılabilirdi. Fiziğini kullanmayı ve önde basmayı seven Gökhan da göbek olabilirdi belki. Ben olsam Chedjou-Gökhan-Hakan şeklinde uygulardım bu üçlüyü. Gökhan hem hava toplarında hem de üstün fizik gücüyle önde basma konusunda göbek için daha uygun. Hakan ve Chedjou da arkayı toparlayabilecek oyuncular. Sneijder iyileşene kadar bu sistemle Madrid maçına da çıkmak mantıklı. Aydın ve Bruma bu sistemin kanatları ve Burak ile Umut da bu sistemin yine kanat forvetleri olabilecek oyuncular.

Bu sistemde top rakipteyken Eboue sağbeke Riera solbeke geçiyor. Dany-Chedjou-Zan üçlü stoperi oluşturuyorlar. Aydın ve Umut kanatlara yerleşip 5-4-1’e dönülüyordu. Top Galatasaray’a geçtiğinde ise Aydın ve Umut birer kanat/forvet olup Eboue ve Riera da ortasahaya kadar geldiler. Galatasaray oldukça kompakt bir yapıdaydı. Ligin en iyi hücum eden takımına hele geçen maçlarına kıyasla az pozisyon verdi. Ha yine gol yemeyi başardı ama zaten bu Terim döneminden beri süre geliyor 13-14 maç oldu Galatasaray gol yemeden bir maç bitirebilmiş değil. Tabi bu sistem arayışlarında takım savunmasının oturması da zor. Sol savunma sürekli değişiyor. Chedjou ve Dany istikrarsızlar çok bireysel hata yapıyorlar. Eboue çok istikrarsız ve Semih’le Muslera’nın sakatlıkları da tuz biber.

Sistem üzerinden konuşmaya devam edeceğim. Biz Türk basınının bilmediği bu farklı İtalyan dizilişi santra öncesi yerlerini aldığında maçı izlediğim basın tribünü üyeleri kafası kesik tavuk gibi durumu algılamaya çalıştı. Eboue’yi sağ açık sanandan, Gökhan Zan’ı sol bek sanana kadar ne ararsanız var. Hatta biri “Ağabey adam Gökhan Zan’ı sol bek yapmış yahu! Bu maçta da puan kaybederse bu Gökhan Zan’dan sol bek yaratma çabaları çok ağlatır Mancini’yi” dedi! Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. İşte buna cahil cesareti deniyor. Hatta zırcahil, kör cahil! Bizim Türk spor basınına İtalya Milli takımının ve son yıllarda İtalyan kulüpleri arasında açık ara en güçlü kadroya sahip olan Juventus’un buna benzer bir oyun anlayışı belirlediğini anlatmak tabi zor!

Tüm bunlar haricinde Mancini rakibini çok iyi çalışmış ki bizim spor basınının Sivas hakkında bir şey bilmediği de biliyorum o halde ben anlatayım.

Bu sene bulunduğu konuma benim için sürpriz olmayan bir şekilde gelen Sivasspor’un artılarını eksilerini yazayım kısaca ve Mancini’nin de dersini nasıl iyi çalıştığını görmüş olalım. Öncelikle Sivasspor’un bu başarısı bence Roberto Carlos’un olduğundan çok yönetimin bir başarısı. Bugün Şampiyonlar Liginde gruplardan çıkması beklenen ve en son geçen senenin Avrupa Ligi finalisti Benfica’yı yenen Yunanistan şampiyonu Oliympiakos’un santrforu Djebbour Sivasspor’a geldi bu yaz! Djebbour geçen sene Olympiakos’ta 20 gol atarak çok üstün bir performans göstermişti ve onunla kalmayıp çok tecrübeli bir oyuncu olan, Fransa Ligue 1’de senelerdir oynayan Utaka da Sivasspor’a geldi. Bu transferler kariyer ve kalite itibariyle üç büyüklerin yapacağı transferlerdi. Trabzonspor yıllardır santrfor arıyor ve misal Burak ayrıldığından beri Djebbour gibi bir santrfor bulamadı. Beşiktaş yine keza… Hiçbir santrforu Djebbour kalitesinde değil. Sonra geçen sene Elazığspor’da patlama yapan Aydın Karabulut 3 büyükler olta atamadan önce hemen Sivasspor’a alındı ve üstün performansına Sivasspor’da da devam ediyor. Manuel Da Costa ve Cicinho gibi transferleri de Carlos ismi sayesinde getirince Sivasspor çok kaliteli bir kadro kurdu. Zira bu transfer başarısı yeni değil. Aatıf geçen sene başında Bulgaristan’dan gelmişti. Bu isimlerin bu kadar çabuk uyum sağlayıp, istikrarlı bir şekilde devam etmesi de aynı dili konuşup aynı kültürden gelmeleri bu da önemli bir plan program işi. Refik Djebbour, Mehdi Tauil, Aatıf Chahechouhe ve Manuel Da Costa Cezayir ve Fas asıllı Fransızlar. Bu Cezayir ve Fas asıllılara bizim Türkler de eklenince Müslümanlar birliği gibi bir şey oldular. Her golden sonra tüm takım secdeye yatıyor olmaları da bu açıdan sempatik olduğu kadar takım olma yolunda da olumlu bir görüntü.

Peki, çok güçlü hücum hattıyla çok gol atabilen Sivasspor’un çok gol yeme sebebi ne? Yani Sivasspor’un eksiği nedir? Mancini bunu çok iyi etüt etmiş.

Öncelikle Sivasspor’da kadroda bir ön libero yok. Kaptan Kadir çok koşan, çift yönlü bir oyuncu. Yanında oynayan Adem veya Mehdi ise ayağına kısmen daha hakim ve oyun kurucu görevini yapabiliyorlar. Ortasaha göbeğinde iki oyuncu kullanmak bu açıdan ofansif bir hamle. Sağda Burhan ve solda Aydın da süratli, fizikli oyuncular. Aatıf forvet arkasında dripling yapan, şut atan çok formda bir oyuncu ve santrforda da zaman zaman Djebbour zaman zaman Utaka çok etkili olabiliyorlar.

Sezon başından beri 4-2-3-1 oynuyorlar. Ortasaha ikilisi kalabalık ortasaha kullanan takımlara karşı eksik kalabiliyor bunu Kadir’in bitmek bilmeyen pres gücüyle engel olmaya çalışıyorlar ve fakat Aydın ve Burhan da istekli ancak akıllı pozisyon alan adamlar değiller. Bu savunmayı sürekli yapamayan yerli kanatlara bir de hücuma çıkmayı çok seven bekler Ziya ve Cicinho eklenince Sivasspor kanatlarda çok etkili olduğu kadar, aynı şekilde kanatlarından pozisyon da verebilen bir takım oluyor.

Cicinho da Ziya da çizgiyi kullanmayı çok seven bek oyuncuları ve bindirmeler yapmaktan da asla çekinmiyorlar. Halbuki bir bek çizgiye değil yanındaki stopere yakın olmalıdır öncelikle! Bu yüzden Ümit ve Da Costa beklerden hiç kademe yardımı alamıyorlar. Eh zaten Sivasspor derinde de yani ön liberoda da oyuncu kullanmıyor demiştik. Yani bir Mehmet Topal’ı yok Sivasspor’un. 4-2-3-1’de stoper ikilisi ile ortasaha ikilisi arası çok geniş boşluklar bırakabiliyorlar.

Bu boşlukları Sivasspor’un bu güne kadar oynadığı maçlarda rakip takım ofansif ortasahaları çok iyi değerlendirdi. Örneğin Sivasspor’un kendi sahasında kaybettiği Kasımpaşa maçı bu maçlara örnekti. Scarione kendisini yakın marke eden bir ön libero olmaksızın elini kolunu sallaya sallaya Sivasspor yarı alanında topla buluştu ve oyun kurdu. Babel ve Viduez de Cicinho ve Ziya’dan kendilerine yakın bir markaj gelmeyince, kademeyi de düşünmeyen beklerden kurtulup sürekli içeri kat ederek oynadılar  çok gol atıp daha çok da gol kaçırdılar. Da Costa’nın yanında oynayan Ümit ve yedeği Murat Akça düşük kalitede oyuncular. Da Costa da süratli, çabuk bir oyuncu değil. Hal böyle olunca Sivasspor stoperlerinin arasına deparlar atan forvet oyuncuları istediklerini alabiliyorlar. Burak da bugün bir gol, bir de kırmızı kartla rakibin fişini çekti diyebiliriz.

Bu güne kadar Burak’ı birçok kez kanatta deneyen Mancini bu maçta Umut ve Aydın’ı kanatlarda kullandı ve Burak’ın deparlarıyla bu madeni işledi maçı da bu taktiği sayesinde aldı. Ziya’nın yerine oynayan Eren daha düşük seviyede ama daha defansif bir bek olduğu için Aydın’ı pek içeri sokmasa da Umut da Burak’a zaman zaman destek verebildi.

Mancini’nin planı son derece akıllıcaydı. Aatif, Burhan, Aydın bu oyuncular geniş alanda çok etkili, şimdiye kadar birçok kontra atak golü attılar. Takım halinde Sivasspor çok kişiyle hücum edebiliyor. O halde ben kendi 2. bölgemde rakipten kalabalık olmalıyım ve alan daraltarak bu oyuncuların geniş alandaki müthiş etkinliklerini yok etmeliyim. Bu planı tuttu. Savunmada 5-4-1’le rakibi karşılayacak ve Burak’ı da yavaş ve yardımsız Sivasspor savunmasının göbeğine atacaktı. Sivasspor’u kendi silahı kontra atakla defalarca vurdu Mancini gol attı, goller kaçtı, Burak stoperlerden birini attırdı. Bir sistem daha fazla tutamazdı. Hatta ikinci yarı başından Burak oyundan çıkana kadar da Galatasaray ortasahası daha ciddi olsa daha çok pozisyonda Burak Korcan’la karşı karşıya kalırdı.

Her iki takımın da atlet oyuncuları sert ve dişe diş bir mücadele sergilediler.Çok sayıda kart çıktı hatta daha da çıkmalıydı bazı sarı kartları da atladı hakem. Dany’nin gördüğü kırmızı kart bir büyük takım oyuncusu için çok büyük hayalkırıklığıydı. Bir lider takım savunmacısı bu kadar kontrolsüzce rakibine giremez! Hele de sarı kartı varsa…

O dakikadan sonra takım 4-4-1’e döndü. 5-4-1’in devamıydı sadece. Sistem o kadar güzel işliyordu ki Aydın ve Burak sakatlanmasa Mancini muhtemelen oyuncu değişikliği için son dakikaları bekleyecekti.

Aydın bu sezon güçlenmiş görünüyor. Ben bireysel meziyetlerini çok beğeniyorum Aydın’ın. Buna karşın ilk devrenin sonlarında Galatasaray taraftarını delirtti. Herkes topun arkasına tam konsantrasyonla geçmeye çalışırken Aydın resmen halı saha futbolcuları gibi yürüyordu. Takımı kontra atağa çıkarken gösterdiği dikkati rakip hücum ederken göstermiyor. Sanki “benim işim savunma değil, siz topu alın da hücuma çıkalım” der gibi bir hali var. Tabii günümüz futbolunda böyle bir saçmalık kalmadı. Bunu en iyi diğer kanatta oynayan Umut’tan görmesi lazım Aydın’ın.

Galatasaray savunması bugün de gol yemesine rağmen diğer maçlara oranla başarılı ve konsantreydi. Riera’nın oynadığı maçlarda Selçuk ve Melo’nun performansının artması tesadüf değil. Zira onlara bir yardımcı, bir pas istasyonu daha doğuyor Riera ile.

Eray’ın Kopenhag ve Fenerbahçe maçlarından sonra özgüveni gözle görülür şekilde yükselmiş. Boşuna demiyorlar kaleci oynayarak gelişir diye. Kalesinde bariz bir pozisyon olmadı belki ama yan toplarda olsun, geri paslarda ve savunma arkası atılan paslarda olsun son derece konsantre ve çabuktu. Galatasaray rotasyonunda böyle isteyen(!) oyuncu uzun zamandır görmüyorduk. Eray hiç değilse Galatasaray formasını istediğini gösterdi.

Burak ve Selçuk maçın adamıydılar. Son söz olarak Drogba… İki dakikada iki oyuncu attırabilecek kadar yetenekli ve fakat sıradan bir gol atmayı düşünemeyecek kadar da büyük olduğunun maalesef bilincinde. Galatasaray’da kaçırdığı ikinci penaltı ve ikisini de üstten auta vurdu. Drogba için basit bir plase fazlasıyla sıradan geliyor ona… Topu güçlü bir şekilde üst ağlara vurmak istiyor ve biraz da şanssızlığından iki seferdir kaçırıyor. Bu penaltıyı kullanmak istemesi normal… Yoktan var etti pozisyonu maç 2-1’di ve zaten son dakikaydı. Muhtemelen 1-1 olsa Selçuk’a bırakırdı. Yavaş yavaş duran toplar konusunda arkadaşlarına daha çok saygı duyuyor. Benzer bir pozisyonda birinci penaltıcı olmamasına rağmen Kadıköy’de geçen sene Burak da kullandı penaltıyı. Bu arada Mancini'nin maç sonu duran top yorumu da manidar. "Tabiki duran topları kimin kullanacağı belirli ama bunlar da profesyonel futbolcu, çocuk değil" diyor. Küçük bir eleştiri var sanki Drogba'ya. Yine de Drogba duran toplar konusunda biraz gereksiz eleştiriliyor bence. Belki eleştirilecek başka bir şey bulunamadığındandır. 40 metreden vuruyor deniliyor mesela. O kırk metreden ne Sneijder’in ne Selçuk’un kaleye sert bir şut atmaya gücü yetmez. Zira Drogba böyle bir gol de attı Kayserispor’a. Fenerbahçe ve Kopenhag maçlarında da sert şutları kalecinin üzerine gitti. Zaten o kadar uzaklıktan ve kaleyi karşıdan gören yerlerden rakip kaleye orta da kesemezsiniz. Drogba kaleye yakın bölgelerde ve taç çizgisine yakın bölgelerde frikik kullanmadıkça uzaktan frikik atması bence olumsuz değil hatta olumlu. O kaleyi ıskalayarak geçen veya kaleci tarafından kurtarılan toplar psikolojik bir tehlike habercisi aslında. Drogba kendisini gösteriyor ve 40 metreden bir füze gönderiyor. Gol olması çok da önemli değil. Bu bir tehdit! Zamanında Hagi maç başlarında bunu çok yapardı ilk 10 dakika uzaktan bir bazuka muhakkak atardı. Top direkten dönsün, kaleci çıkarsın, direğin yanından auta gitsin çok önemli değil. Kaleciye ‘ben buradayım ayağını denk al’ tedirginliğini verirdi maç başı.

YORUMLAR

İlk yorumu siz yapın!



Sinan Yılmaz Köşe Yazıları