Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Galatasaray adına bu maçı, önce Yekta Kurtuluş üzerinden yorumlamak gerektiğini düşünüyorum. Mancini bu denemeleri son bir aydır farklı sistemlerde, farklı oyuncular üzerinde denedi ve yavaş yavaş kendi doğrularını bulduğunu düşünüyorum. Türk futbol yorumcuları üzerinde nereden geldiğini bilmediğim bir anlayış var. Futbolcuların ‘asıl’ mevkilerinin olduğuna inanıyorlar. Sanki x futbolcu doğarken annesinin karnında ona “x sen bir sağ açıksın” denmiş gibi bir dogmaya inanıyorlar. Gerçekte futbolcuların alıştığı mevkiler olabilir ve fakat ‘asıl’ mevkisi diye bir şey söz konusu olamaz. Teknik direktörü hangi mevkide nasıl oynaması gerektiğini istiyorsa futbolcu o şekilde oynamak durumundadır. Onun futbolculuk melekelerini değerlendirecek ve istediği gibi kullanacak olan teknik direktördür. O yüzden “x orada oynar mı?” tarzı eleştirilerin fazlasıyla basmakalıp ve ezber zihniyet ürünü olduğunu düşünüyorum.

Geçenlerde okuduğum makalelerin birinde Avrupa’da geçen seneki Galatasaray’ın 4-3-1-2 düzeninin şu eleştirilere maruz kaldığını öğrendim. Fatih Terim geçen sene 3’lü ortasahayı sağhaf Hamit, defansif ortasaha Melo ve solhaf Selçuk olarak kurgulamıştı. Avrupa’da Selçuk’un defansif ortasaha olarak, Melo’nun sol yada sağhaf olarak oynaması gerektiğine dair yazılar çıkmış. Bunun açıklaması sanırım şöyle. Salt defansif ortasaha olarak Melo’nun defansif kabiliyetleri fizik gücü tabi ki Selçuk’un önündedir ama bir büyük takım, savunmadan top çıkarmak istiyorsa ayağı düzgün oyuncuyu 4’lü savunmanın önünde kullanmalıdır diyorlardı. Eh bu konuda da Selçuk'un Melo'dan daha üstün olduğunu söylemeye gerek yok. Bu anlayışa örnek olarak Pogba’nın, Vidal’in daha iyi defansif oyuncular olmasına rağmen savunma önünde Pirlo’nun tercih edilmesini görebiliriz. Veyahut Guardiola gibi bir taktisyenin, Busquest için Yaya Toure’yi kesmesi ve göndermek durumunda kalması da buna örnek. Büyük takımsanız, topu kontrol etmek zorundasınız. Pek tabi bunu Terim de biliyor. “En iyi savunma oyunu, oyunu oynamaktır” diyen Terim bunu hepimizden önce senelerdir biliyordu ancak bu sorunu çözmek için gerekli denemeleri en azından ligde yapmalıydı. Sanırım başka problemlere gömülmekten bunlar üzerine yeterli mesai harcamadı.

Selçuk’la ilgili geçen sene yaptığım eleştirilerden biri şöyleydi. Selçuk kendi ekseni etrafında topla yada topsuz yeterince çabuk bir oyuncu değil. Bu yüzden üst seviye maçlarda, Şampiyonlar Ligi’nde Selçuk’un geri ve yan pas yüzdesinin lige oranla çok arttığını yazmıştım. Bunun sebebi Şampiyonlar Ligi takımlarının genel kalitesi ve lig takımlarına göre çok daha iyi pozisyon almaları. Yani Selçuk topu alıp dönene kadar bu takımlar çok iyi alan kapatıyorlar ve Selçuk’un dikine pas yapmasını, opsiyonlarını engelliyorlardı. Selçuk’un o yüzden lige oranla Şampiyonlar Ligi’nde sıradanlaştığından bahsetmiştim. Sneijder ise bu kısa mesafede ve kendi ekseni etrafında dönme konusunda ise misal çok çabuk. Belki Avrupalıların dediği gibi Selçuk göbekte Hamit ve Melo haf oyuncuları olsalar Galatasaray kısmen daha başarılı olur ama yine optimum seviyede savunmadan top çıkarma konusunda başarılı olmazdı diye tahmin ediyorum. Optimumu Mancini deneye deneye buldu gibi görünüyor.

Bundan 1-2 ay önceki maç yazılarımda Mancini’nin savunma oyuncularına çok kızdığını, savunmadan top çıkarma konusunda onları çok uyardığını yazmıştım. Hatta iç sahadaki Konyaspor maçı savunmadan top çıkarma denemeleri yüzünden az daha kaybediliyordu. Aynı maçta Mancini kulübeden çıkıp defalarca Chedjou'yu sertçe uyardı ve kalecinden top istemesini söyledi.

Chedjou-Gökhan Zan-Semih savunmadan top çıkarma konusunda kabiliyetsiz oyuncular olduğu için Galatasaray bu sene bu konuda çok sıkıntı çekti. Bu isimlerin önlerinde iki ortasaha göbeği Selçuk ve Melo kullanılsa bile bunların geri gelip top almaları zaten nicelik olarak kaybettikleri ortasahayı biraz daha geri çekmeye zorluyordu. Yani genelde rakip takımlar 3 ortasaha göbeği ile oynuyor ve Selçuk ile Melo nicelik olarak kaybettikleri üstünlüğü, nitelikleri sayesinde kazanmaya çalışıyorlardı. Gel gelelim bir de onlara savunmadan top çıkarma görevi verildiğinde en az biri gidip stoperlerden top aldığında diğer oyuncu ortasahada tek kalıyordu ve bu da Galatasaray’ın ortasaha hâkimiyetini baltalıyordu. Geçen sene Terim bunu nasıl dengeliyordu derseniz.  Genelde Hamit sakatlanmadan önce 4-3-1-2’e geçip 3 ortasaha göbeği ile oynuyor ve Riera’dan yararlanıyordu. Riera belki savunmada sıkıntılıydı. Bu maçta da sorunlar yaşadı ama Galatasaray’ın savunmadan top çıkarması konusunda çok verimliydi. Takımın bu sorununu Selçuk'la birlikte gideriyordu. Bu sene yabancı kuralının daha da düşmesiyle sezon başı çok uzun süre Riera da kullanılamamaya başlandı ve savunmadan top çıkarmak iyice sorun haline geldi.

İşte Mancini bu kötü deneyimlerden sonra son bir aydır ligdeki çözümü bulmuş gibi. Önce Elazığspor maçında şimdi de bu maçta Yekta’yı savunma önünde kullanıp onun çabukluğu ve ayağının düzgünlüğüyle bu sorunu çözdü. Yekta iyi oynadı kötü oynadıdan ziyade, Yekta takımın verimliliğini çok arttırdı bunu görmek lazım. Hem Melo’dan hem Selçuk’dan çok daha çabuk bir oyuncu olduğu için hemen top alıp verebiliyor ve rakibin presini kırabiliyor. Galatasaray dün Semih ve Gökhan Zan gibi top kullanmayı hiç bilmeyen stoperlere rağmen savunmadan top çıkarmada hiç zorlanmadı. Riera ve Yekta bu sorunu tamamen çözdü. Açıkçası Terim rotasyonu çok dar kullanan bir hoca olduğundan Ceyhun ve Yekta gibi oyuncular kendilerini dış kapının mandalı gibi hissediyordu. Evet, “formayı önce oyuncu hak eder” buna kesin katılıyorum ve Yekta ile Ceyhun gibi oyuncular son 2 senede formayı alamama konusunda Terim’den çok suçludurlar ama bu oyunculara da farklı formasyonlarda şans vermek de hocanın görevlerindendir. Zira Fatih Terim Yiğit Gökoğlan’a 2.5 milyon Euro verip 2.5 maç bile şans vermeyen bir teknik direktördü. Forma verme konusunda da biraz ‘sıkı’ olduğunu söylemeliyiz. Ceyhun ve Yekta’yı şimdi Mancini’nin kazandığını görüyoruz ve açıkçası bu oyuncuları tekrar Anadolu kulüplerinden almaya kalksanız dünyanın parası… Ceyhun geçen sene Kayserispor’a kiralanmış ve bir devrede mükemmel oynamıştı. Şu an Anadolu kulüplerinde olsalar Yekta ve Ceyhun’u almaya kalksanız 5 milyondan aşağı fiyat çekilmez. Yani biraz da satın almak, satın almak vs yerine eldeki oyuncuları kazanmak lazım. Yekta’nın önemli talipleri vardı, muhtemelen devre arası da gidiyordu ama Mancini onun satılmasını istemedi ve takımda tutup kendisini kazandı bu da 'off the record' bilgi olsun.

Savunmadan top çıkarma konusuna geri dönelim. Trabzonspor da pres yeme sorununu Bosingwa ile çözünce çok zevkli bir maç izledik. İki takım da topu evelemeden ortasahaya aktardığı için aksiyonu bol bir maç oldu. Şimdi gelelim geçen sene de yaşanan 4-3-1-2’nin Galatasaray adına sıkıntılarına. Drogba’yı geldiğinden beri hiçbir zaman bu kadar kötü görmemiştim ilk devre için söylüyorum bunu. Daha önce Beşiktaş maçının ilk yarısında ve Konyaspor maçının ilk yarısında ve yine bazı lig maçların da ilk devresinde böyle oynamıştı. Normalde yaşlı bir oyuncunun ikinci yarı oyundan düşmesini beklersiniz değil mi ama Drogba çok zeki bir oyuncu... Fiziksel durumunu bildiği için fizik gücünü saklayarak 90 dakikaya yayarak oynuyor ama Mancini’nin de şunu görmesi gerekir ki aslında Drogba’nın gücü 45 dakikalık olmaya başladı.

İlk devre boyunca ofsayttan çıkmayan, yürüyerek oynayan ve hiç pres yapmayan bir Drogba vardı, takımını 10 kişi oynattı. Birçok takım, birçok sistem 10 kişi oynamayı kaldırabilir ama 4-3-1-2 sistemi kaldırmıyor. Özellikle ileri ikiliden birinin savunma yardımını eksiltmesi bu sistemi sekteye uğratıyor. Şöyle ki 4-3-1-2’de kanat oyuncusu kullanmıyorsunuz ve rakip beklere yakın oynayan oyuncunuz bulunmuyor. Bunu gidermek için forvetlerinizin açılarak oynaması ve top rakipteyken beklere de baskı yapması gerekiyor. Dün Burak iki gol dışında daha verimli, mükemmel bir pres yaptı, her iki beke de forvetin hangi tarafında oynadıysa pres yaptı ama özellikle ilk devre Drogba bunu hiç yapmadı. İlk devre boyunca da Drogba solda, Burak sağda oynadı. Bosingwa, Drogba kovalamadığı için çok boş kaldı ve çok rahat top kullandı. Aslında Bosingwa bunu yapabilen ama solda Aykut Demir bunu yapamayan oyuncular Mancini bence Burak ve Drogba’yı yer değiştirip Bosingwa’nın top çıkarmasına engel olmayı da düşünemedi. Bu yüzden Galatasaray rakibini çıkarmama konusunda etkisiz kaldığı için ilk devre yeterli baskı kuramadı. Hâlbuki ilk devre Umut ile başlanmış olsaydı. Burak ve Umut çok daha sağlam bir pres yapabilir ve Galatasaray Trabzonspor’un topa sahip olma oranını çok aşağı çekebilir, baskı kurabilirdi. İkinci yarı da skora göre Drogba oyuna girebilir ve öldürücü darbeyi vurabilirdi. Nitekim 2. yarı toparlanan Drogba ilk golde de kilit isim olmayı başardı muhtemelen o pası da Umut veya Burak o kadar zamanlamalı aktaramazdı Sneijder’e.

Sneijder’in çabukluğu, geçen seneki Real Madrid maçında attığı gol gibi kabiliyetlerinin olması aslında sağa sola açılan forvetlerin arkasında verimli kullanılabileceğini de gösteriyor. Delici gizli forvet koşularıyla göbekten gol koşuları yapabilir. Zira Terim döneminde hiç kullanılamayan Sneijder görünen o ki her sistemde yeteneğini konuşturmaya başladı. Dün Galatasaray adına sahanın en iyisi bence Sneijder’di. İlk goldeki asisti de şahaneydi. Birçok oyuncu Drogba’dan pası aldığında direk vurmayı düşünür. Burak bile vuracağını düşündüğü için bir iki adım fazla ileri gitmişti pası aldığında. Mancini zamanında kendisi de çok zeki bir golcü olduğu için ve her zaman 10 numara oyuncularına hayran olduğu için teknik direktörlük başlangıcında ‘trequartista’ yani bu tarz oyuncuların nasıl oynatılması gerektiğiyle ilgili bir tez yazmış. Bu konuya çok kafa yorduğu ortada... Sneijder’den de çok verim alıyor açıkçası. Dün bu maça özel mi bilinmez Galatasaray rakip kaleyi adeta şutla dövdü. Sneijder'in mükemmel şutları köşelere gitmedi ve Onur çok iyi reflekslerle çıkardı ama 21 şutun 13'ü kaleyi bulmuş bu şahane bir istatistik. Bu şekilde devam edebilirse Galatasaray uzaktan şutlarla da çok gol bulacaktır. Rakip kaleci her zaman bu kadar formda olmaz, olsa bile bu şutlardan bazıları köşelere gidebilir, kalecinin yapabileceği bir şey kalmayabilir.

Maçın hakemi Fırat Aydınus dün özellikle Galatasaray’ın oyunu sertleştirmesine çok izin verdi. Maçın başında Aykut Demir’in saçma sapan bir hareketle yaptığı penaltıyı es geçince adeta dağıldı. Aynı tarz penaltıyı daha bir iki ay kadar önce aynı maçta Gaziantepspor-Rizespor maçında 2 defa verdiğini gördüm. Dün ise bunu atladı ve oyunun kontrolünü kaybetti. Aykut Demir bu konularda çok ama çok sorunlu… Bu ‘agresif’ olma saçmalığıyla yaptığı kaçıncı penaltı bilmiyorum ama birisi onu uyarmalı. Agresif olmak demek tam olarak bu demek değil. Oldukça şanslı olduğu için bu penaltıları atlandı ama duygularına mukayyet olması gerekiyor.

Bu pozisyonun ardından Fırat Aydınus ikili mücadelelerde fazlasıyla Galatasaray lehine bir maç yönetmeye başladı. Galatasaray oyuncuları da gereksiz bir sertlik içindeydi. Özellikle Drogba’nın korner direğinde yaptıkları değil de bir sonraki kontra atak pozisyonunda bindiren Aydın’a topu atmayıp çalım deneyip top kaptırması onun tecrübesine hiç yakışmıyor. Zira son dakikalardı ve topun Trabzonspor’a geçmesini sağladı yok yere…  Oyunu adeta bir gövde gösterisine dönüştürmesi manasızdı. Sanırım kötü oynadığını kendisi de bildiği için psikolojik olarak bundan olumsuz etkilendi.

Trabzonspor savunması Galatasaray savunmasına göre daha iyiydi. Gökhan Zan her zaman yaptığı basit hatalardan 2’sini yaptı dün. Röveşatayla top uzaklaştırmaya çalışmak ve Mustafa Yumlu’nun kafasına elle çıkmak gibi… Semih de birebir mücadelelerde 'kendisini fazla zorladığı için' Henrique ve Colman tarafından ekarte edildi. Semih mevcut meziyetlerini daha çok bilerek oynamalı. Hiçbir zaman öyle yanındaki Gökhan ağabeyi gibi rakip santrforu ezebilecek bir fiziğe sahip olamayacak. O yüzden atlamak yerine sakin kalıp beklemeyi tercih etmeli. Tabi Olcan’ın golündeki gibi kale sahası önünde bekleyecek kadar da değil. Gökhan Henrique ile eşleştiği her pozisyonda fiziksel olarak mutlak üstünlük kurdu. Gel gelelim markaj meziyetleri Trabzonspor stoperlerine göre daha kötüydü. Mustafa ve Bamba Drogba ve Burak’a yakın oynamayı çok iyi becerirken Gökhan ve Semih Henrieque’ye çok yakın oynayamadı ve bir çok pozisyonda sırtı dönük de olsa top aldırdılar.

Bamba yavaş bir oyuncu onun için iyi pozisyon almak, hatta pozisyonunu kaybetmemek için geride beklemek zorunda ama yanında oynayan Mustafa’ya ayrı parantez açmak lazım. Hem ilk toplara o basacaktı hem de Burak gibi sürekli deparlar atan sürekli sağa solan kaçan bir forvete yakın oynamak zorundaydı. Bunu mükemmel başardı. Genç ve dinamik bir oyuncu, üstelik boyu da uzun, hava topları da iyi… Burak’a bu kadar yakın oynayabilen, bu kadar iyi marke edebilen stoper az gördüm Arena'da. Dün iki gol de atsa Burak her maç 2-3 kez bomboş pozisyonda kaleciyle karşı karşıya kalmayı başarırdı zira sürekli yaptığı koşularla illa stoperin kontrolünden kaçardı. Dün bunu, boş koşuları verimli yapamadı Mustafa sürekli yanında bitti. Görüntü itibariyle karizmatik bir oyuncu olmadığı için Mustafa’nın hakkının yeterince verilmediğini düşünüyorum. Bir de tabi Trabzonspor’un iyi dönemine denk gelmedi Mustafa, oynadığı dönemden bu yana Trabzonspor üst sıralarda yer alamadı. “Bu markaj başarısına rağmen Burak nasıl iki gol attı yahu?” derseniz… O da Burak’ın arzusuydu. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum dün en kötü yaptığı top kontrol ve pas gibi konularda bile iyiydi. Kısaca günündeydi diyebiliriz.

Tribünlerle ilgili bir iki şey yazmak lazım. UltrAslanın bulunduğu ikinci yarı Onur'un koruduğu kalenin arkası Galatasaray'ın en etkili olduğu dönemde 50-60 dakikaları arasında yine yeniden Alparslan Dikmen'e ağıtlar yakıyorlardı. Alparslan ağabey takımı olumsuz etkileyen bu saguları görse en çok kendisi üzülürdü diye tahmin ediyorum. Bunları maç öncesi ve sonrası söylemek lazım. Takımın en çok tempo yaptığı ve goller kaçırdığı bölümlerde taraftar maçı izlemeyip ağıt yakıyorsa orada bayağı bir anlayış problemi vardır. Maça tam olarak neden geldiğine kadar sorgulanması gereken bir anlayış. Bazen Hıncal Uluç'un Galatasaray tribünleri hakkında söylediklerine katılıyorum. Neyse ki Muslera'nın koruduğu kalenin arkasındaki taraftarlar bu tempoyu ve baskıyı gördü ki takıma destek vermeye başladı. O zaman diğer kale arkası da takımın goller kaçırdığı baskı kurduğunu farketip saguları bıraktı ve ne için tribünlere geldiklerini hatırladılar. Bir kaç dakika sonra da Galatasaray'ın ilk golü geldi. Bundan başka Galatasaray tribünleri takımdan daha gergin ve heyecanlı. Tam tersi olmalı aslında. Maç 0-0'ken, 1-0'ken yaptıkları tezahuratlar ve destek gol yenilince yok oluyor. Maç 1-1 olunca Galatasaraylı oyuncular çok soğukkanlı davranıp pas yapıp 2. golü attılar. Goldeki pas organizasyonunun başlangıcı solda Riera'yla başladı. Riera güzel bir topuk hareketiyle topu rakibinden kurtardığında taraftarlar sus pus gerginlik içinde maçı izliyordu. Aynı hareketi maç 0-0'ken yada 1-0'ken Riera yapsa tribünden bir "ovvv" sesi duyardık. Tribünlerin takıma daha çok güvenmesi gerekiyor.

Sabri’yle ilgili bir iki cümle… Eboue’den daha çok bindirdiği ve hücumda daha aktif olduğu kesin. Savunmada ise daha sıkıntılı tabi… Özellikle bu sistemde rakip kanatlarla çok daha fazla birebir kalacağı için eksikleri çok göz önüne çıkabilirdi. Muslera’nın mükemmel kurtarışında ve maçın kaderini değiştiren pozisyonda da zaten kötü bir hamle zamanlaması yaptı. Yine de yanlış değerlendiriliyor Sabri. 2-3 hafta önceki maç yazısında Sabri’nin ligin en iyi orta kesen 4. oyuncusu olduğunu istatistiklerle belirtmiştim. Gençlerbirliği ve Trabzonspor maçından sonra da ilk 3’e girdi. Dün 2. golde ve ilk yarıda Onur’un hatalı çıkıp Drogba’nın önünde kalan topta yine etkili, takım arkadaşlarını bulan ortalar kesti. Sabri’nin sorunu orta kesmek değil. Hatta bu konuda çok çalışıp (belki kafasını kaldırmadan ezbere kesiyor ama) kendisini geliştirdiğini düşünüyorum. Sabri’nin sorunu olmaması gereken bir özgüvenle vurmaması gereken yerlerden şut atması… Yapamadığı orta değil, şut Sabri’nin.

Kalecilere gelirsek Onur müthiş önsezilere ve reflekslere sahip en büyük sorunu zıplamasında… En önemli eksiği yan toplar. Bir büyük takım kalecisinin de yan topları kötü olamaz. Muslera’nın yan toplar konusunda ne kadar iyi olduğu ortada. Büyük takım kalecisi için en gerekli meziyetler, konsantrasyon (dün akşamki gibi 60 dakika kaleye top gelmez bir pozisyonda gelir o pozisyonu 60 dakika konsantre halde beklemeniz gerekir ki işte böyle müthiş bir zamanlamayla refleks gösterip takımınızı kurtarabilesiniz) konsantrasyondan sonra çizgiyi terk etme becerisi. Bu da büyük takımların savunma hattını baskı kurmak için ileri çıkardıklarında rakibin savunma arkasına attığı kontra toplara en iyi şekilde çıkmayı gerektirir. Yabancılar 'Rushing out' diyorlar. Barthez bu konuda mükemmeldi. Üçüncüsü de rakip takım ender geliştirdiği pozisyonlarda uzun topları, şişirme topları çok kullanmak durumunda kalır ve korner gibi yan toplara da ekstra motive olur. O yüzden büyük takım kalecileri bu konularda iyi olmak zorunda. Onur’un bu yan top sorununu çözmeden 'lig zirvesinde' oynayacak bir takıma gidebileceğini maalesef sanmıyorum. Mevcut yetenekleri, kaleye top geldikçe devleşen bir görünümde.

Son olarak duran top demişken Galatasaray yan topları ligde en kötü kullanan takım olabilir. Garip olan Riera, Selçuk, Sneijder gibi ayaklara da sahip olması. Sanırım Mancini bu devre arasında bu konuda da çalışmalar yapmak zorunda kalacak.

Son sözleri Galatasaray'ın transfer ve gelecek planlaması adına yapayım. Mancini, Galatasaray’ı Shakhtar Donetsk’leştirmeye çalışıyor. Takımın çok yüksek olan yaş ortalamasını aşağı çekmeye çalışıyor. Bruma’dan sonra Alex Telles vs gibi potansiyelli yabancılar peşinde koştuğunu gösteriyor. Daha önemlisi Galatasaray’ı çok uzun soluklu bir proje olarak gördüğünü anlayabiliyoruz. Lucescu bunu senelerce yaptı. Ukrayna ve Türkiye gibi ülkelere ne kadar para verirseniz verin yaşlı ve/veya formunu kaybetmemiş yıldızları getirmek çok zor. O yüzden yıldızı değil de yıldız olabilecek oyuncuyu transfer etmek en doğrusu. Lucescu yaklaşık 10 senedir Güney Amerika’yı sömürdü. 20’li yaşlarındaki oyunculara 10 milyon 20 milyon ne gerekiyorsa verdirdi. Yaşlı yıldızlara kontrat vermektense genç potansiyellere bonservis verdi. Sonra onları satıp yenilerini aldı, bazılarında yanıldı Dentinho gibi boşa da gitti paralar ama doğru yapılanma buydu ve uzun soluklu başarılar böyle geldi. Bakın Riera 3 milyon bonservis senelik 3 milyondan maaş ve toplam 12 milyon Euro’ya geldi. Alex Telles 6 milyon bonservis deniyor. 1.5 milyon maaştan 4 yıllık imzalasanız. 12 milyon yapar 21 yaşındaki bir potansiyeli en iyi dönemini yaşarken 4 yıllık kulübünüze bağlarsınız. Avrupa’da ses getirdiğinde aldığınız paranın çok üstüne satma ihtimali de doğar. O yüzden bu denemeleri çok sağlıklı buluyorum. Galatasaray büyümek istiyorsa böyle risk almalı. Bruma gibi, Telles gibi risk almalı. Uruguay’dan, Macaristan’dan genç çocuklar da geldi denendi. Belki beğenilse bonservisi alınır, sağa sola kiralanır. Yatırım dediğimiz şey budur. Görüldüğü üzere sadece devre arası değil sene sonu da 18-19’luk potansiyelli yabancılar Galatasaray’a gelecek, bu da benden tüyo olsun.

YORUMLAR

urb 5 Ocak 2014 Pazar 18:27

savunmadan top cikartma hususunda anaizleriniz cok yerinde. Lakin kucuk bir kadro muhendisligi ile bur problem ortadan kaldirilabilir.

urb 5 Ocak 2014 Pazar 18:28

melonun sag stopere gecmesi, uzerinde calisilarak zaman icinde popescuvari bir savunma lideri olmasi, ters kademeye girebilecek bir bek ile desteklenmesi ( s.aziz ya da veysel- yabanci limiti olmasa dany) , orta saha selcukun yanina ileride melo olma potensiyeli yuksek olan bir genc oyuncu transferi, soz gelimi tolgay ali arslan. melonun en productive kullanimi bence bu olacaktir. 31 yasinda, 2 yil daha sozlesmesi var...


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları