Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Mancini’nin artık uzun vadede kullanacağı ana sistemin 3-5-2 ve varyasyonları olacağı belli oldu. Sneijder'in varlığı 3-4-1-2 yapıyor ilk etapta bunu. Belki bazen çift forvet kullanıp, 10 numara kullanmaz bazen iki ortasaha göbeği kullanır bir ön libero kullanır vs ortasaha kurgusu değişebilir ama savunma ve bek kurgusunun uzun vadede 3-5-2 ana formasyonuna göre olacağını düşünüyorum. Bunu, hazırlık maçlarında ve kupa maçlarında, ligde zayıf rakiplere karşı da, sürekli 3-5-2’yi öğretme çabalarından ve Semih Kaya’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “artık sürekli 3’lü savunma çalışmaları yapıyoruz” açıklamasından anlıyorum.

3-5-2 iyi bir ‘kilitleme’ taktiği olduğu için ve 3-5-2 sisteminin panzehiri de yine bu sistem olduğu için Mancini bunu Juventus maçında da kullanıp, sonuca gitti. 3-4 gün sonra da Gençlerbirliği sahasında Galatasaray’dan bir puanı aynı 3-5-2 ile kopardı, maç sonu açıklamasında Mehmet Özdilek, Mancini’nin Juventus’a yaptığını yapmaya çalıştıklarını anlattı. Mancini aslında, bu sistemi öğretmek adına, daha işinin çok olduğunu biliyor ve ligde de Elazığspor maçında olsun, kupa maçlarında, hazırlık maçlarında olsun, bu sistem üzerinde duruyor. Sistemin kilit noktalarına önemli çözüm yolları arıyor.

İlk defa Konyaspor maçında Galatasaray’ın savunmadan top çıkaramayışına saha kenarında deliren Mancini, (Chedjou ile bayağı tartışmıştı) bu sorun üzerine deneyler yaptı. Chedjou ve Semih’ten top kullanmalarını istediğinde bunu yapabilecek yeterlilikte olmadıklarını gördü. Aynı maçta Selçuk veya Melo’nun geri çağırılıp topu çıkarmasını istediğinde de oyunun merkezi çok geriye çekilmiş ve Galatasaray'ın zaten 2 kişiyle kazanmaya çalıştığı ortasahayı kaybetmiş dahası takımın geriye yaslanmış olduğunu gördü. İşte o Konyaspor maçından sonra sürekli doğru sistem ve doğru isimler denendi.

Önce bazı maçlarda ayağı düzgün ama yavaş Ceyhun savunma üçlüsünün ortasına kondu, savunmadan top çıkarması istendi. Elazığspor maçında bu mevkide oynadı. En son Ajax maçında da burada oynayan Ceyhun bir stoper için fazlasıyla ağır bir görüntü çizdi bu maçta. Sonra da Celtic maçında Melo o görevi üstlendi ve daha başarılı bir şekilde görevini yaptı. Bu maçta da o görevindeki deneyine devam etti. Mancini’nin onu uzun vadede orada kullanacağını sanmıyorum oraya kaliteli, tecrübeli bir transfer istediğini düşünüyorum ama o üçlü göbeği için bir alternatifin Melo olabileceğini görmüş oldu.

Tokatspor maçında da devam eden ve yine Elazığspor maçında başlayan deneylerden bir diğeri ve bence en önemlisi savunma ile ortasaha arasında topu çıkaracak çok çabuk bir oyuncu kullanmaktı. Bakın 3-5-2’yi en iyi kullanan iki takım biri İtalya Milli takımı diğeri Juventus ikisinin de kilit ismi Pirlo. Mancini de bu sistemden, meslektaşlarından esinleniyor… Pirlo yaşına rağmen kendisine çok iyi bakan, belki depar atabilecek bir hızı olmayan ama kendi etrafında oldukça çabuk olan, beli çabuk dönen ve zihni de herkesten çabuk olduğu için hemen karar verip oyunu yönlendiren, organize eden bir oyuncu. Pirlo yaşlılığını diğer bütün oyunculardan bir iki saniye önce çalışan zekasıyla kapatabiliyor ama bu tarz oyuncu, bu kalitede zaten dünyada iki tane. Pirlo ve Xavi. Galatasaray böyle hızlı düşünen zekalara sahip olabilir ama var olanları Sneijder'i önde kilit açıcı olarak kullanıyor. Yeni yıldız bir transfer de oraya hem maliyeti hem yabancı sınırı yüzünden çok zor. Selçuk'un hemen aklınıza geldiğini biliyorum ama bu oyuncu Selçuk değil zira Selçuk kendi ekseni etrafında çabuk dönen bir oyuncu değil. Bahsettiğim çabukluk olgusu Bruma’nın hızlanması birden vitesi 5’e takması değil. Burak’ın uzun mesafede açılan Schalke’ye attığı goldeki gibi öldürücü, güçlü deparları değil, bahsettiğim çabukluk olayı, oyuncunun kendi ekseni etrafında ne kadar çabuk hareket ettiği. Bu çabukluk oyuncunun hem kolay adam eksiltmesini, hem de pas opsiyonlarını herkesten önce görüp kendisini boşa çıkarmasını sağlar. İşte Galatasaray’ın böyle bir oyuncuya ihtiyacı elzemdi.

Yekta bu pozisyonda Elazığspor maçından itibaren denendiğinden, Mancini’nin bu ihtiyacı gidermeye çalıştığını aylar öncesinden görmüştük. Hatta 4-1-2-1-2 sisteminde çıkılan Trabzonspor maçında bile bu tarz oyuncu gereksinimi üzerine Yekta kullanılmıştı. Şimdi… Neden Mancini Engin’i gözü kapalı ilk isim olarak gönderdi de Yekta üzerinde bu kadar durdu? Engin de aslında çabuk bir oyuncuydu, hem de Yekta’ya göre daha kolay feyk atabilen, driplingleri daha iyi bir oyuncuydu. En az Yekta kadar da oyun görüşü olduğunu düşünüyorum. Gel gelelim Terim gittikten sonra Engin, belini inceltemedi. Çabukluk, antremanla direkt ilişkili çok önemli bir fiziksel gereksinim. Çabukluk için beliniz ince olacak, kilo almayacaksınız ve kalçanız da kalın olmayacak. Engin'in berbat profesyonelliği bu konuda sürekli sorun yaratıyor. Yaşı da 30'a geliyor. Engin'in kilo sorunu yüzünden erken düşüş yaşayacağını tahmin ediyorum, bunu kondisyon işinden, fiziksel gelişimden iyi anlayan İtalyanlar da görüyordur. Mancini'nin kondisyoneri İvan Carminati bu konuda dünyaca ünlü bir kondisyonerdir. Bunlar Engin'i çok iyi etüt ettiler ve umudu kestiler, hiç bel bağlamadılar bence. Tabi ki çabukluk için genetik bir gereksinim de şart. Size olarak ebatlı oyuncular çabuk olamıyor. Selçuk genetik dezavantajları yüzünden çabukluk konusunda ciddi sıkıntı yaşıyor. Daha önce de çok yazdım. Selçuk Şampiyonlar Liginde üst düzey takımlara karşı çok daha fazla yan ve geri pas yapmak zorunda kalıyor. Ligde daha çok dikine oynarken Şampiyonlar Ligi’nde neden değişiyor? Şampiyonlar Ligi takımları çok daha iyi ve çabuk pozisyon aldığı için. Selçuk dönüp, pas opsiyonunu görene kadar Şampiyonlar Ligi takımları pas alanlarını kapatıyorlar ve Selçuk daha çok yan veya geri pas yapmak zorunda kalıyor.

Yekta’ya dönelim. Gönderilmesini mantıklı bulmuyorum, riskli buluyorum... Transfer konusuna aşağıda değineceğim. Bundan bir ay kadar önce futbol bilgisine güvendiğim bir arkadaşım. Suat Kaya’nın efsane kadrodaki ehemmiyetinden bahsetti. “Taffarel ve Popescu topu orta sahaya aktarmakta ustaydılar ama orada oyunu çevirecek, organize edecek, tempoyu belirleyecek oyuncu Suat Kaya oldu. Onun hem çok çabuk olması, hem de çabuk karar verebilecek bir zekaya sahip olması Galatasaray’ın fark yaratmasını sağladı” dedi. Burada önemli bir nokta var. Birçok teknik adam ön liberosunun klasik manada fiziksel üstünlüğü olan, defansif açıdan üstün Viera gibi, Türkiye çapında ise Mehmet Topal gibi bir oyuncu olmasını tercih edebilir. Fakat Mancini’nin yardımcısı Lombardo’nun da geçtiğimiz günlerde söylediği gibi Mancini ve ekibinin mantalitesi topa sahip olan, hükmeden bir takım yaratmak. İtalyan teknik adam kariyerinde 2004’ten beri son 10 yıldır hep liglerde zirveye oynayan takımlar çalıştırdığı için, oyuna hükmetmeye de çok kafa yormuş olacak. Oyuna hükmetme arzusundan da yanlış hatırlamıyorsam, ‘önce topa sahip olmayı sağlayarak’başlayacaklarını anlatmıştı Lombardo. Buraya dikkat edelim, topa hükmetme konusunun kitabını yazmış Guardiola bence şuan dünyanın en iyi defansif ortasahası Yaya Toure'yi Barcelona'dan gönderirken ve Bayern Münih'te şimdi, dünyanın en çabuk ve aynı zamanda zeki futbolcularından Lahm'ı bekten alıp savunma ile ortasaha arasına koyarken bunu düşünüyordu. Topa hükmetmek için çok çabuk ve hızlı düşünen bir oyuncunun elzem olduğunu... Zira Yaya Toure bireysel olarak dünyanın en iyi defansif ortasahasıdır ama Fatih Terim'in de bundan 15 sene önce falan dediği gibi "En iyi savunma oyunu, oyunu oynamaktır" yani topa sahip olmaktan daha iyi bir defans anlayışı olamaz demek istiyor. Terim daha sonraki dönemlerde neden öyle bir oyuncu yetiştiremedi, bildiğini mi unuttu yada oyunu oynamayı sağlayan ana etmenin Suat olduğunu mu kavrayamadı inanın bilmiyorum, anlamıyorum...

Suat Kaya hakkında konuştuğumuz arkadaşım, yazışmamızın devamında “Meğer Fatih Terim, Suat Kaya’nın önemini hiç anlamamış. 2 senedir Yekta’yı hiç o şekilde denememesini geçtim, kendi çıkardığı Emre Çolak’ın bile o şekilde bir kere denenmemesi çok acayip. Ben Terim’i gözümde büyülttüğümü düşündüm. Uzun süre savunmadan top çıkarmaya çözüm üretemedi, hatta sorunu bile teşhis edip hamle yapmadı. Avrupa’da geçen sene neden Melo’nun savunma önünde oynadığını, Selçuk’un neden göbekte değerlendirilmediğini, Galatasaray’ın savunmadan top çıkarma konusunda yavaş kaldığını söyleyen makaleler yayınlandı.” dedi. Arkadaşımın fikrini destekleyecek ufak bir yorum… Schalke maçındaki gömülme Galatasaray fiziksel olarak direnemediği kadar, topa da hâkim olamadığı için oldu.

Son 15 gündür ben o bölgenin kime gideceğini, İtalya’nın son tahlilde kime güveneceğini bekliyorum. Sinyor Bucaspor - Beşiktaş maçını ya kendisi izlemiş, ya da yardımcılarına izletmiş olacak. Bu maçta Umut Gündoğan ismini keşfettiler. Mancini’nin çok çalışkan, rakiplerini izleyen, çalıştığı ülkeyi anlamaya çalışan bir adam olduğunu ve kendisi gibi yardımcıları olduğunu zaten aylar önce keşfetmiştik. İngiltere’de yardımcılarının Mancini’den daha iyi olduğu konusunda haberler yapılırdı hatta Mancini bu eleştirilere yardımcısı Davit Platt’ın maskesini takıp, maç sonu toplantısına katılarak şakacı bir gönderme yapmıştı. http://www.youtube.com/watch?v=mx7V08PfJhU David Platt, Sampdoria’dan Mancini’nin takım arkadaşıydı. Galatasaray’a birlikte gelmediler, şuan boşta. Lombardo da Sampdoria’dan takım arkadaşı. Eski takım arkadaşlarının, kendisinin birinci adamlığını ve zekâsını kabul edip onunla çalışması da tabi önemli. Yine İngiltere deneyimi olan, İngilizce konuşup anlaşabilecekleri Tugay’ın da böyle bir ekiple olması güzel bir uyum sağladı. Fatih Terim’in ise yedek kulübesine her daim, kaliteli isim yerine mürit topladığını biliyoruz. Şimdi yine Terim’in gönderilişinin ardından Ünal Aysal’a edepsizce hakaretler eden Vedat İnceefe’yi Türk Milli takımında alt yaş gruplarından birine antrenör getireceği söyleniyor. 3-4 gün önce de devrim yapacağını söylüyordu. Henüz bir şey anlamadım. Bunu da yazarız ilerde.

Tekrar 3-5-2’nin kilit noktalarından, ortasaha ve savunma bağlantısını sağlayan adama dönelim. Arkadaşımın geçen ay denemedi diye eleştirdiği Terim’in ardından Mancini Emre’yi o bölgede denedi. Ajax, Celtic ve Tokat maçıyla art arda 3 kez bu görevi üstlendi. Emre’nin en iyi özelliği ne deseler gözüm kapalı çabukluğu derim. Gerçekten inanılmaz çabuk bir oyuncu olması oradaki pas alışverişini hızlandırıyor ama Emre maalesef bence yeteri kadar zeki bir oyuncu değil, oyunu okuyamıyor, doğru pası göremiyor. Herkes senelerdir Emre’yi fiziksel zaafları için eleştirdi, Terim de hep bu yönünü geliştirmesini öğütledi ama bence en önemli eksiklerini hep mentaldi. Sorun yanlış teşhis edildiği için tedavi de boşa ve yanlış yapıldı. Emre'nin çabukluk gibi çok değerli fiziksel avantajları da vardı aslında ona lazım olan fizik avantajlarına uygun futbolu nasıl oynayabileceğini öğrenmekti. Topla doğru karar veremiyor, doğru pasları göremiyordu. Dün Tokatspor maçında 85. dakikada önünde Semih Kaya bomboş pas beklerken arkası dönük olduğu halde arkasındaki oyuncuya çalım atmaya çalıştı. Topu kaybedince Galatasaray 3’e 2 kontra atağa yakalandı ama Tokatspor pozisyonu değerlendiremedi. Maçı az daha bu saçma hata yüzünden berabere bitirebilirdi Emre. Top ayağındayken yine o kadar kötü bir karar vermişti ki… Emre oynadıkça bu hatalı kararları vermeye çok yatkın maalesef. Ha 3 maçtır tempoyu ayarlıyor, oyunu açmada takıma katkısı oluyor mu? Kesinlikle. Dün Tokatspor hiç çıkmadığı için, oyunu kanatlara açmakta, dikine ve hızlı oynamada Emre başarılı oldu, önceki iki Ajax ve Celtic maçlarında da tempoyu belirlemede iyiydi.

Mancini Emre’yi Yekta’ya göre genç olduğu için, eğitebileceğini düşündüğü için tercih etmiş, o yüzden Yekta’nın kiralanmasına ya da satılmasına izin vermiş olabilir. Fakat bence yine de Yekta daha doğru kararlar veren mental açıdan daha kaliteli bir oyuncu. Tabi takımı gençleştirme projesi altında Mancini’nin 22’lik Emre’yi 6 yaşlık fark yüzünden tercih etmesi anormal değil. Mancini'nin Emre’yi eğitebilme ihtimali de ne olur, ne olmaz zaman gösterir. Alternatif olarak da yine 23 yaşındaki Umut alındı zaten. Bucaspor’da sene başından beri üç farklı mevkide oynamış. Hakkında araştırma yaptım. FM’nin Bucaspor araştırmacısına sordum, sağ olsun yardımcı oldu. Forvet arkası, ortasaha göbek ve Beşiktaş maçında oynadığı gibi defanstan top çıkaran defansif ortasaha adamı olarak da oynamış. Beşiktaş maçında o mevkide oynaması güzel bir tesadüf olmuş ki İtalyanlar fark etmiş diye düşünüyorum. http://www.youtube.com/watch?v=Wfj-WnlTsAI Şu linkte Beşiktaş maçı boyunca yaptığı bütün top kullanımları mevcut. Görüldüğü üzere çabuk, dikine dripling yapabilen, bana göre dripling yaparken rakibi ters ayakta bırakmasından, topları doğru şekilde boş alanlara sürmesinden, Atiba'nın kendisini fiziksel olarak ezeceğini bildiğinden, kalçasını kullanıp faul almayı da bilen bir adam olmasından dolayı zeki de bir oyuncu! Ne kadar gelişir bilinmez ama onun da sırf zekasını beğendiğim için gelişmeye müsait olduğunu düşündüm.

Gelelim yaza ne olacağı belirsiz olan yabancı kuralına ve diğer planlamalara… Salih Dursun, fiziğini beğendiğim, tekniğini beğenmediğim, mental olarak yorum yapacak kadar da izlemediğim bir oyuncu. İnsanlar sağbek olarak düşünüyorlar, Kayserispor’da da burada oynuyor ama Galatasaray artık kanat/bek kullanıyor. Asıl mevki ön libero ama orada yukarda uzun uzun anlattığım üzere sisteme uyacak ne çabukluğa, ne tekniğe sahip, başka takımlarda klasik tarz ön libero veya sağbek olabilir ama bu halde bana Salih’in tek kullanılabileceği yer üçlü stoperin sağı gibi geldi. İyi atlet, sert, fizik gücü yüksek… O bölge için yabancı Chedjou’ya alternatif olabilir. Kendisini kanıtlarsa, seneye yabancı sayısı yine düşerse Chedjou yerine tercih de edilebilir. Serdar Aziz transferinden çok daha yeğdir. Galatasaraylılar Serdar Aziz’in Bursaspor’la sözleşme yenilemesine çok sevinmeli ayrıca.

Sağ kanat/bek olarak da Mancini’nin ilerde Hamit’i orada kullanabileceğini söylediği, sağda solda duyuluyor. Tabi deneyecektir ve Hamit’in ne kadar sağlıklı döneceği belirleyici olacaktır. Hamit bu yaştan sonra ve bu sakatlıktan sonra ne kadar bindirme yapabilir önemli. Kanat/bek tüm kanadı tek başına kullanacağı için çok dayanıklı, sürekli koşan oyuncu gerektirir. Asamoah'ı düşünün Candreva misal... Hamit gençliğinde tam da böyle bir isimdi ama sakatlanmadan önce hızlanma ve hız özelliğini yitirdiğini görmüştük. Dayanıklılığı yine kötü değildi, zira nasıl Emre’nin en önemli özelliği denince ilk çabukluk dersek, Hamit’in de en önemli fiziksel özelliği ne deseler dayanıklılık denir. Yani ciğerli oyuncu olması, sürekli sorumluluk da aldığı için Hamit sürekli oyunun içinde kalan, kaçmadan oynayan bir oyuncu. Geçen sene Selçuk İnan kendi kendisini eleştirmiş, "benden 3 yaş büyük, kariyerinde bana göre ağır sakatlıkları olan Hamit ağabey kadar koşamıyorum” demişti. Dünyada en sevdiğim insan tipi, kendisini analiz edebilen insan. Bu eksiğini gören Selçuk bu sene takımın en çok koşan oyuncusu oluyor çoğu zaman… İşte karakter bu!

Mancini de çok önemli bir karar alıp Selçuk'u, böyle bir karakteri, takımın birinci kaptanı yaptı. Hakan Balta sahada olduğu halde bu maça Selçuk kaptan çıktı. Darısı Sabri’nin başına ki Celtic maçında bunun sinyalini de verdi Mancini. Terim yönetim şekli olarak, kendisinden başka güçlü bir figür bulundurmayı kulübesinde sevmediği gibi kadro içinde, sahada da sevmiyor bence. Zira 18 yaşında Romanya Milli takımında kaptan olan ve takımını sırtlayıp art arda 3 Dünya Kupasına götüren Romanya halk kahramanı Hagi, Terim’in kadrosunda kaptanlar arasında değildi. Onun kadar büyük bir lider kaptan olarak kullanılmadı. Mancini ise hem sahada hem kulübede diğer insanların sorumluluk almasına daha açık biri gibi geliyor bana. Bu sayede gerçek lider karakterleri fark edip, kaptanlık konusunda babadan oğula geçer gibi olan ilkel sistemi değiştirecek bence.

3. transfer Adili Endoğan bir deney oyuncusu yedek takımda da maçlara çıkar, Galatasaray alt yapısı son 3 senedir Semih’i ve Emre’yi çıkarıp infilak etmiş gibiydi. Galatasaray en gereksiz maçlarda bile alt yapıdan oyuncu çıkarıp oynatamıyordu. Mancini çok sakat verilen dönemlerde defalarca 18 kişilik kadroyu 17-16 kişiden falan kurdu. Yedek kulübesini bile dolduramadığı oldu. Şimdi Ocak ayında denediği gençlerle alt yapının işlevliğini de arttırıyor. İbrahim Coşkun, Adili Endoğan da ilk meyveler olacaktır. Zira bir kulüp böyle büyür... Son 10 yılda bazı Avrupa Ligi maçları olsun, Türkiye kupası maçları olsun alt yapıdan oyuncu deneyen son hoca Rijkaard’tı. Serdar Eylik’leri denedi. Emre Çolak’ı çıkardı bir oyuncu daha vardı ofansif ortasaha olan ama unuttum şuan adını… Adili de bunlar gibi bir deney, onlar olmadı ama Adili’nin potansiyeli de onlardan çok daha yüksek, umarım olur. Ünal Aysal söylediği gibi takımı gençleştirme çalışmaları adına ham olan meyveleri topladı, olgunlaşma işi İtalyan uzmanlara ve oyuncuya bakar.

Kısa vadede Bruma’nın şanssız sakatlığıyla sezonu kapaması, yabancı sınırında bir artı doğuracak. Bruma’nın önünde çok yol var umarım toparlayacak gücü bulur kendisinde… Bu sakatlık Alex Telles ismine yabancı sınırında yer açar ve bir de Dany gönderilip savunma göbeğine şöyle İtalyan belki yavaş ama zeki, iş bilen, top kullanabilen bir stoper alınabilir. Amrabat şansa yine kadroda kalacak gibi geliyor bana. Zaten golden sonraki sevincine bakılırsa gitmeyi hiç istemiyor. Mancini onu takımda 4. forvet alternatifi olarak kullanıyor. Yeteneklerinden forvet oyuncusu yaratmaya çalışıyor, gücü olsun yere sağlam basması yani dengesi, ortalama üstü sürati, top sürme yeteneği, aklını kullanabilirse bu fiziksel avantajlarıyla çok farklı bir forvet oyuncusu da olabilir esasında. Ben tüm Türkiye Kupası ve hazırlık maçlarında Umut-Burak ve Drogba sakatlanmasın diye yokluktan forvete Amrabat konuluyor sanıyordum ama kupa maçlarında da özel olarak oynatılması arkasında başka planlar olduğunu da düşündürmedi değil. Belki de Mancini ondan forvet yaratmak istiyordur.

Tekrar Salih konusundan gelecek planlamasına gelirsek, genç yerliler, kilit ve tecrübeli yabancıların yanlarına Mancini tarafından yetiştirilebilir.

Yani Muslera, defans üçlüsünün ortasına bir akıllı (atlet değil Afrikalı hızlı değil de yavaş ama akıllı İtalyan gibi) stoper, bir Melo, bir Sneijder ve Drogba omurga kaleden santrfora, tecrübeli, kaliteli yabancılardan olabilir. Tabi bu şu an kimsenin yaza ne olacağını bilmediği yabancı kuralının kaderine göre değişebilir. Alex Telles transferi de çok önemli bir potansiyel ve Mancini kendisini keşfetmek istiyor. Uzun vadede Riera, Eboue, Chedjou, Dany gidici görünüyor bana. +0 üstüne +4 gibi akıl yoksunu bir uygulama devam ederse o zaman az maaş alan tribünlük, iş ahlakı yüksek profesyonel yabancılar da kalabilir. Az maaş alan Dany ve Amrabat kalıp çok maaş alan Eboue, Riera ve Chedjou’a yine yol görünür gibi. Zira 2-3 milyon euroyu neden tribünde oturtasın? Yaza Tarık transferini de şart görüyorum. Kanat/bek oynamaya çok müsait bir oyuncu. Zaten kanattan beke çevrilmiş. Sağ ayağına rağmen çabukluğu sayesinde her iki kanatta da oynayabiliyormuş sonra sağbeke ve Dede’nin sakatlığının ardından da sol beke çekilmiş. Her iki kanat/bek için de hem alternatif olabilir, hem de potansiyel sahibi bir genç, alt yapısı Almanya’dan olduğu için sağlam kumaş, kendisini geliştirirse formayı da kapabilir. Benim Salih, Serdar Aziz, Veysel vs gibi isimlerden tek dişe dokunur potansiyel gördüğüm oyuncu o.

Son olarak Tokatspor maçı için de madde madde bir iki şey yazalım.

* Galatasaray oyunu genişletme, kanatları kullanma işini iyi yaptı fakat kaptırılan toplarda etkili pres yapılmadı. Riera ilk yarı hiç geri dönmedi sol kanat/bek değil de sol forvet gibiydi. Zaten o git-gel yapacak dayanıklılık da olmadığı için Riera yerine Telles düşünülüyor belli ki. Selçuk dönüşlerde yavaş, Emre’nin de dayanıklılığı düşük bu yüzden Galatasaray top kaptırınca az kişiyle yakalandı ama Tokatspor hiç çıkmadığı için bir şey olmadı. Cesaret bulup çıktıkları ilk pozisyonda etkili de oldular ama Burak geniş alanı yakalayınca deparı basıp penaltıyı aldı.

* Umut ve Burak top kontrolü ve pas oyunu konusunda çok çok yetersiz oldukları için böylesine kapalı, topu tamamen rakibine bırakıp kale önüne otobüs çeken takımlara karşı tabi çok etkisiz kalıyorlar. Rakip karşılık verse, biraz açık oynasa şok pres yapacaklar, boş alanlara etkili deparlar yapacaklar ama hiç alan bulamadıklarında top kullanmayı da bilmiyor, şut atamıyor ve dripling yapamıyorlar, böylece etkisizleşiyorlar. Alan açılınca Burak da penaltıyı aldı tabi.

* Gol çok geç geldiği için fark olmadı. İlk yarı gol gelse Tokat açılmak zorunda kalacak ve maç çok büyük ihtimal farka gidecekti. Gol geç geldiği için Arena’da son 3 senede izlediğim 60 küsur maç içinde en sıkıcı olanını izledim.

* Galatasaray taraftarı bu gibi maçlara biletler de pahalı olduğu için rabet etmiyor. Daha önce Adana Demirspor’un, 1461 Trabzonspor’un falan yaptığını bugün Tokatspor taraftarları yaptı. Balıkesirspor maçı Arena’da oynansa onlar da yapacaktı. Galatasaray oyuncularının ilk 11’de isimleri okunurken stattan yoğun bir ıslık sesi yükseliyordu. İlk 11 okunurken oyuncusunu ıslıklatan statlar ‘cehennem’ lakabını kaybedebilirler. Bunda taraftarın ilgisizliği kadar yönetim de hatalı ve 3 senedir çözülemedi. Tokatspor tribünü yanlış bilmiyorsam 20 liraydı. Galatasaray tribünleri ise daha pahalıydı. Böyle maçları 5-10 lira yapıp doldurmak Galatasaray’a çok küçük paralar kaybettirir mi bilmem ama böyle prestij kaybındansa küçük paralar kaybetmek tercih edilmeli.

* Yine tribünden gidelim 60. dakikada plaka numarası kutlamalarında Tokatspor tribününde herkes cep telefon ışıklarını yaktı ve ses bombası falan atıldı. Basın tribününden hemen yanımdaki Galatasaray tribününü izledim, alkışlayan gençler ve bu Tokatspor taraftarını, kaliteli cep telefonlarıyla görüntüleyen Galatasaraylılar gördüm. Bahsettiğim tribün tabi kombine bilet sahibi zengin babasının kombinesiyle ya da aynı babanın kendisine aldığı kombineyle maça gelmiş az sayıda gençlerin tribünüydü. Babaları bu maça gelmeye tenezzül etmemişti belli ki. Kendileri de sıkıcı maçı bırakıp taraftar şovunu kaybetmeye ve alkışlamaya koyuldular. Maalesef bu genç, asil lord’lar, ekselanslar bu tribünün ‘cehennem’ lakabını kaybetme nedenlerinden biri olabilir, birkaç seneye… Tabi Tokatspor taraftarının şovu ilgi çekici olabilir (ben plaka şovlarını saçma buluyorum ama insanlar ilgi çekici bulabilir) futbolun güzelliği vs dersiniz katılmasam da tamam derim ama… Ben ev sahibi taraftarın rakip takımı veya taraftarını alkışlamasına karşıyım, garip geliyor bana. Güzellik falan iyidir de cıvıklık boyutunda bir yapmacıklığa, samimiyetsizliğe gerek yok sanki.

* Kaleci Ufuk sürekli ‘Semih topa daha yakın olduğu halde’ savunma arkasına atılan toplarda kalesini terk edip kaleyi boşaltarak ve bunu istisnasız yaparak ne hedeflemişti anlamadım. Hep derim kalecilik önce mental gerektirir, zeka yani... Ufuk'un da en büyük eksiği...

* Hakem tribünün en üstünden sahaya yaklaşık 150 metre uzaklıktan falan gördüğüm kadarıyla yanlış kararları geçtim doğru karar vermemiş olabilir. Taçlar, fauller sanki hepsi hatalı gibiydi.

* Hakemin komik kararlarından biri de Bruma’nın sakatlandığı pozisyona faul çalması… Bruma da zeminin kurbanı oldu. Suat Kaya yorumunu yapan arkadaşımın yorumunu okudum az önce. "Drogba’nın bu zeminde golden sonra kayamaması falan da aynı neden. İngilizler o tempoda futbol oynayıp bir de sakatlığı minimum seviyede tutmak için çimleri kaygan ıslak tutuyorlar. Arena’nın zemini ise tam tersi takılıyor" demiş. Bruma’nın da sağ ayağı çime takılıyor sanki…

Geçmiş olsun Bruma… Spordan, sanattan, yaratıcılıktan hiç anlamayan, sadece beton bilenlerin yaptığı, bir spor sahasının güneş alması gerektiğini akıl edemeyecek kadar spordan anlamayanların ters açıyla diktiği stadın, senelerdir düzeltilemeyen zeminine kurban gitti belki geleceğin...

YORUMLAR

misafir 16 Ocak 2014 Perşembe 18:30

çok güzel bir yazı.. tebrikler

tolga 16 Ocak 2014 Perşembe 20:31

serdar aziz tespitine 0 katılıyorum. emre çolak tercihi ile ilgili detayı, maçı izlerken ben de fark ettim ancak, sebebinin altını bu denli iyi dolduramamıştım. arkadaşın ve sen doğru tespitler yapmışsınız. ancak ben emre yi -genç oyuncu fetişime rağmen- beğenen biri değilim, -kıyası avrupadaki yetenekli yaşıtları ile yaparsak- yeterli aşama kaydedemediğini ve edemeyeceğini düşünüyorum hep. inşallah beni yanıltır, o zaman bu mevkiide fark yaratabilir.

leon 17 Ocak 2014 Cuma 02:58

harikasın abi

Ziyaretçi 18 Ocak 2014 Cumartesi 19:17

Brumanın sakatlığı, tüm bu gençleştirme hedeflerine çok acı bir şekilde nanik yapıyor...Galatasaraya gelip futbol hayatı biten potansiyel yıldızlar diye bi cümleyi bi ben kurmuş olurum inşallah :/

erkek 29 Ocak 2014 Çarşamba 14:35

abi ne bu gidi


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları