Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Mancini daha önce Sivasspor maçında da denemek istediği ama Dany’nin 20. dakikalarda kırmızı kart görerek 10 kişi kalması sonrasında deneyemediği 3-5-2’i daha defansif bir anlayışla Elazığspor karşısında denedi. Birçok maçta daha önce Konyaspor maçında da bunu görmüştük. Mancini oyuncularına, oynarken, bazen maçı da riske etmesine rağmenöğretmeye çalışıyor. Konyaspor maçında defalarca hatalar yapılmasına karşın sürekli savunmadan pasla çıkılmasını emreden (kulübeden sürekli Chedjou’ya Muslera’dan topu alması için bağırıyordu) Mancini bu maçta da sanırım öğrencilerine gol yemeyin ve gol yemeden kazanın emri vermişti. Zaten haftalardır bu savunma eksikleri üzerine kafa yorduğu malumdu. Maçtan sonra da ilk olarak “Öncelikle gol yemediğimiz için çok mutluyum” dedi.

Konyaspor maçında öğretmeye çalıştığı şey Galatasaray’ın maça 0-1 handikapla ve 30 dakika geç başlamasına neden olsa da Galatasaray o dersi kazasız belasız atlatmayı başarmıştı. (30. dakikadan sonra dersi bırakıp normal oyununu oynamaya başladı Galatasaray o maçta ve şansının da yardımıyla neredeyse gol kaçırmadan bulduğu pozisyonları değerlendirip maçı kazanmasını bilmişti.)

O gün Mancini de Galatasaray’la ilgili bir şeyler öğrenebilme fırsatı bulmuştu tabi ki. Defalarca Chedjou’ya bağırıp sorumluluk almasını istemesine rağmen Chedjou’nun savunmadan top çıkarmak konusunda çok yetersiz olduğunu öğrenmişti. Semih’in de yine keza bu top kullanma sorumluluğundan kaçtığı ve onun da bu işi beceremediği ortadaydı. Galatasaray 2.5 senedir iki ortasa göbeği Melo ve Selçuk ile oynayan bir takım olarak bu oyunculardan birinin geri gelip oyun kurma ihtimaliyle de ortasahayı kaybedeceğini görmüş oldu. Melo-Selçuk zaten iki kişi çoğunluğu üç ortasaha göbeği kullanan rakiplere karşı üstünlük kurmaya çalışıyorlar bir de top çıkarmak için bu adamlardan en az birini geriye kendi 1. bölgenize çağırdığınız zaman hem takımı çok geri çekmiş oluyorsunuz hem de hücumla bağlantınız tamamen kopuyor.

İşte bunu gören Mancini savunmadan top çıkaracak bir oyuncunun gerekliliği konusunda sanırım emin oldu. Tabi Kasımpaşa deplasmanı gibi maçlarda berbat zemin ortadayken kısa ve çok pas yapmak imkânsız o gibi maçlarda uzun toplarla da oynadı Galatasaray ama bir büyük takım olarak uzun vadede Galatasaray’ın topa sahip olmasını ve tempoyu belirlemesini öncelikle istiyor İtalyan hoca. Bugün de o istek doğrultusunda bir ödev maçı izledik.

Galatasaray bir kez daha 3-5-2’ye ama bu sefer 3-5-2’nin farklı bir varyasyonuna döndü. Sivasspor maçında 2 ortasaha göbeği 2 kanat-forvet (Umut-Aydın) ve tek santrfor (Burak) varken. Bu gece Aydın yerine Yekta ve 3 ortasaha göbeği artı direk çift santrfor bulunuyordu. O yüzden kanatları kullanmak da imkânsızlaştı. Özellikle Riera’nın yavaşlığı ve topla kat edememesi yüzünden sol kanat hiç işlemedi.

Yine keza Sivasspor maçında 3’lü stoper hattı sağdan sola Dany-Chedjou-Gökhan Zan şeklinde ip gibi dizilmişken Galatasaray bu maçta (sanırım çok uzun yıllar sonra) libero kullandı. (Mancini bunu rakibin savunma arkasına koşu yapabilen bir santrforu olmadığını bildiği için yaptıysa ayriyeten helal olsun) Futbolda libero mevkiinin yıllar önce kalkmasının nedeni rakibi ofsayta düşüremeyecek bir defans kurgusuna neden olmasındandır. Sağ stoper ve sol stoperin arkasına koşular yapan forvetler liberonun daha geride pozisyon alıp ofsaytı bozmasıyla kolayca sıfıra inebilirler. Fakat Elazığspor’un santrforları gerek Luke Moore gerek Deniz Yılmaz o tarz koşular yapabilecek oyuncular değiller. İkisi de güçlü yere sağlam basan top tutabilen tarzda oyuncular. Kanatlarda oynayan Serdar’lar da topu ayağına alıp driplingle etkili olmak isteyen adamlar olunca Galatasaray zaten zorlanmaması beklenen bir maçta hiçbir şekilde zorlanmadı. Serdar’lar boş hücum koşularıyla etkili olmayı bilmeyen topu ayağına isteyip dripling yaparak etkili olabilecek eski tarzda kanatlar oldukları için zaten kanat bekler Eboue ve Riera ile karşılaştılar onları geçseler bile sağ ve sol stoper Chedjou ile Gökhan Zan çok üstün fizikleriyle gelip orayı süpürdüler bu fizik güçleri zaten yetersiz olan Serdar’ları ezdiler.

Küçük bir not Mancini zaman zaman 3-5-2’nin değişik varyasyonlarını zaman zaman da bildiğimiz 4’lü savunmayı deneyecek bunu söylemleriyle belli ediyor ve dikkat çekici nokta 2 3’lü savunmayla çıktığı maçta da 3’lünün solunda Semih’i değil Gökhan Zan’ı denedi. Belki de Semih gibi genç bir oyuncunun kısa vadede şirazesini kaydırmak istemiyor olabilir.

Gol yememenin birinci kural olduğu maça geri dönersek Galatasaray bundan önce ligde 10 haftadır her maçta gol yemişti. (0-3 tescillenen Beşiktaş maçında da gol yediğini kabul ediyorum) Kupada Gaziantep B. Belediyespor’dan 2 gol yedi. Şampiyonlar Liginde geri kalan 5 maçta da gol yedi hem de 14 gol yedi! Yani tam 16 maçtır gol yiyordu. O yüzden bu maçta gol yememek tabi ki Mancini için çok önemliydi. Bugün için de çift hücum kanat kullanmaktansa ekstra bir de derinde oyuncu kullandı. Yekta’yla ilgili yazının devamında birkaç cümle yazacağım. Şimdi sisteme geri dönüp takım savunması hakkında bir şeyler söylemek lazım.

Kaleci önünde Ceyhun, sağ ve sol önünde Chedjou ile Gökhan Zan, sağ , sol ve ortada hemen önlerinde Eboue, Yekta ve Riera. Bu üçlünün önünde daha serbest orta yarı alanda Selçuk ile Melo.

Yani Galatasaray’ın 2. bölgesine kadar 3 stoper ve Eboue, Yekta, Riera üçlüsüyle 6 oyuncu. 3. bölgeye kadar kaleciyi de sayarsak tam 9 oyuncu!

Bu demek oluyor ki Galatasaray rakip topa sahip olduğunda en az 9 oyuncuyla kendi yarı sahasında bekliyordu!

Kopenhag’ın 1-0’lık galibiyetiyle sonuçlanan maçta Galatasaray ikinci devre gol ararken, Mancini santrfor oyuncusu sokmak yerine ortasahaya defansif bir oyuncu olan Ceyhun’u sokmuştu. (Bence verimli bir hamleydi Galatasaray’ın ortasaha hakimiyetini ve bütün ribaund topları ele geçirmesini sağlamıştı ama sonrasında Semih değişikliği ve Ceyhun’un stopere geçip savunmadan top çıkarmadaki yeteneğinden yararlanmak istemesi ortasahayı boşalttığı için bu verimlilik çok kısa sürdü) Bu değişikliği çok da bir şey anlamadan yorumlayan Türk gazeteciler “skor ararken neden ön libero?” diye sorduklarında Mancini sıkıldığını belli eden bir tavırla “ne kadar çok forvet oyuncusu alırsanız o kadar gol atacağınız anlamına gelen bir futbol düşüncesine sahip değilim” gibi bir şeyler söyledi. Zira birçok büyük teknik direktör de böyle düşünüyor. (Fatih Terim hariç. Terim gol aradığı maçlarda 3. hatta 4. santrforları da oyuna alıp uzun topa dönüp, kaos ve hücum pres futbolundan yararlanmak istiyor. Bunu bu sezonki Antalyaspor maçının ikinci yarısında görebilirsiniz. Bence çoğu zaman kaos heyecanı ve tansiyonu arttırdığı futbolcuları da yorduğu için, takım gol pozisyonuna girse de bu yüksek tansiyon yüzünden, soğukkanlılığını kaybeden futbolcular golü bulamıyorlar. Başka bir örnek Süper Finaldeki Arena'da oynanan Fenerbahçe maçı... Ben de naçizane fikrimi söylersem diğer teknik direktörler gibi düşünüyorum bu konuda. Bence de sabırlı olup, kaosa dönmeden en iyi bildiğin oyunu sürekli oynamak daha verimli, zira bir de işin kötü tarafı karşıda kaosu kırabilecek yetenekte bir takım varsa 5-6 goller yiyebileceğin arkada çok az kişiyle yakalanabileceğin maçlar da olabiliyor)

Şimdi bu işin hücum kısmı… Birçok elit teknik adam bu konuda fikir birliğine varmış gibi genelde gol aradıklarında hücum hattını tüm santrforlarıyla doldurmuyorlar. Oyunu sürekli topu kontrol ederek organize etmeye ve ribaund topları ortasahada kalabalık olup sürekli toplamaya böylece devamlı hücumda kalmaya çalışıyorlar. (Yanlış anlaşılmasın Terim de benim için elit bir teknik adamdır ve her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır. Terim o yoğurdu yiyebildiği sürece büyük kalmaya devam edecek yoğurdu farklı yemesi hiç önemli değil) Bu işin hücum tarafı… Bir de savunma tarafı var ki bu maçta gördük.

Herkes “gol atmak için bütün santrforları oyuna sürmeye gerek yok” diyen Mancini’ye “gol yememek için ne kadar defansif adam varsa oynatmak mı gerek?” diye bir soru sorabilir. Keşke benim spor medyam biraz kalifiye olsa da bu soruyu sorabilse… O zaman Mancini’den bir şeyler öğrenebileceğimiz, sahadaki oyuncular gibi bizim de gazeteci olarak dersler çıkarabileceğimiz cevaplar alabiliriz. Bu sorular sorulmadığı sürece afaki olarak düşünüp yazmak durumunda kalıyorum.

Son yıllarda duran toplarda dikkat ettiğim bir değişiklik var. Büyük takım, küçük takım ayırt etmeksizin rakibi korner kullanan her takım 11 kişiyle ceza sahasına geliyor. Ben bunu başlarda çok garipsemiştim. Denk güçlerin mücadelesinde bir derece anlıyordum da çok üstün olan takımlar rakipleri ne kadar zayıf olursa olsun 11 kişi kornerlerde geriye geliyorlardı. Sonra bunun verimli olduğunu görünce garipsemem benimsemeye dönüştü. Bu da çoğu elit teknik direktörün son dönemde fikir birliğine vardığı bir savunma anlayışı zira verimli. (Yine Fatih Terim hariç. Fatih hoca Amrabat’ı, Aydın’ı falan süratli oyuncularını ortasahada bırakır ve savunma yaparken de kontrayı düşünürdü) Bu tarz pozisyonlarda gol yememek için ne kadar çok sayıda oyuncuyla defansta olurlarsa o kadar faydalı olacaklarını düşünüyorlar ve ortasahada süratli adam bırakıp kontra düşünmektense 'önce savunma' diyorlar.

Yani hücumda nicelik değil nitelik, savunmada nitelik değil nicelik önemli!

Mancini’nin biraz bu yüzden; gol yememeyi başarabilmek ve bu komik, küçük düşürücü olmaya başlayan, 16 maçtır gol yeme istatistiğini bozmak için çok sayıda oyuncuyu kendi yarı alanına hapsetmiş olabilir. Zira bu istatistik özellikle savunma oyuncularında büyük bir özgüven kaybına da yol açmaya başlamıştı.

Tabi Mancini savunmada istediğini aldı, rakibine pozisyon da vermedi. Nicelik işe yaradı ama (belki 2 golün ilk 7 dakikada atılmasının da payı vardır ve ne derecedir bu pay onu bilemeyiz) hücum konusunda Galatasaray çok verimsiz bir maç geçirdi.

Bunda sadece Eboue ve Burak’ın topsuz savunma arkasına koşu yapabilen oyuncular olmasının (ön yargılarınızı kırın sadece forvet oyuncuları savunma arkasına koşu yapmaz) dripling yapabilen sıfır oyuncunun bulunmasının da payı vardır tabi! Özellikle dripling konusunda Melo ilk geldiği sezona göre çok geriledi bunu da eklemek lazım.

Sistem ve taktik hakkında çok konuştuk. Mancini’den bunları daha göreceğiz. Rakibine göre oyun planı belirleyen son Galatasaray teknik direktörü Lucescu’ydu. Skibbe, Rijkaard ve Fatih Terim özellikle kendi oyun sisteminde çok direten teknik adamlardı. Hagi, Gerets ve Feldkamp da çok küçük değişiklikler rakibe göre yapabiliyordu ama onlar da üstün fizik güce dayalı kendi oyun anlayışlarını benimsetmeye önem gösteriyorlardı.

Türkiye’de rakibe göre oyun planı belirleyen en belirgin ve başarılı teknik adam Lucescu’ydu. Yeri gelmişken Lucescu’nun Mancini tercihi hakkında yorumlarını da hatırlatayım. “Galatasaray Terim’den sonra yapabileceği en iyi tercihi yaptı” demiş ve Mancini’den çok büyük bir övgüyle bahsetmişti. Kafa yapıları benzer iki hoca olduklarını söylememe gerek yok sanırım.

Mancini'nin en belirgin özelliklerinden olan ve hemen herkesten farklı olarak çok canlı tuttuğu rotasyona geleyim. Böyle çok sistem ve taktik değiştirecekseniz, elinizde birbirinden farklı şeyler yapabilecek, düz adam olmayan farklıoyunculara ihtiyacınız var. Farklı mevkilerde oynayabilip farklı tarzları olmalı ki sisteminizi esnekleştirebilesiniz.

Ceyhun’un üzerine o yüzden düşüyor Mancini. Sivasspor maçında çok iyi oynamasına rağmen Madrid maçında o yüzden Burak’ı kesip Umut’u koyuyor ve ondan da maksimum verim alabiliyor. Yanıldığı da olabiliyor tabi ki ama deniyor.

Bugün yavaş da olsa özgüvenle ilgili bazı sorunlarını çözmesi gerekiyor da olsa ayağı çok düzgün bir oyuncu olan Ceyhun’u savunmadan topla çıkmak için libero yapabiliyor ve verim de alıyor.

Gaziantep B. Belediyespor maçında Engin’le birlikte tek dişe dokunur oyunu oynayan (Engin de o oyunu göbeği yüzünden 45 dakika oynayabiliyor maalesef) ve oyun kurmakta istekli görünen Yekta’yı hem çabukluğuyla derindeki topları süpürsün, hem de sorumluluk alıp geriden oyun kurmaya yardımcı olsun diye kullanabiliyor. Şüphesiz Yekta da son iki maçta bu konuda çok verimli bir top oynadı hepsinden önce çok sorumluluk aldı zaten yeteneksiz topçu da değil.

Böyle bir oyuncunun varlığı sayesinde geriden oyun kurmak görevinden kurtulan Selçuk’un hücumdaki yaratıcılığı da artıyor. Bunu Fenerbahçe deplasmanında da denemiş fakat o gün Selçuk’tan verim alamamıştı Mancini ama bugünkü gol çok güzel bir gol Selçuk adına. Sadece pas yeteneği değil, genel bir zeka sahibi olduğunu o topsuz koşuyla kanıtlaması onun adına çok güzel! Zira Fenerbahçe maçında da en az 4-5 bitirici pası kendisinden beklenmeyen şekilde kötü verdi, topun şiddetini ayarlayamadı. Normalde Selçuk için o paslar en kolay yaptığı şey. O yüzden Fenerbahçe maçına Selçuk gözünden şanssızlık olarak da bakabiliriz.

9 oyuncu 3. Bölgenin gerisinde dedik. İlerde bir top tutabilen ekstra işler yapabilecek Drogba ve bir de savunma arkasına bitmek bilmeyen şekilde defalarca depar atan Burak var. Ortasaha ile bu ikili arasında nereden baksanız 30 metre olabiliyordu ama bunda da Selçuk’un uzun pas başarısı kullanılabilirdi. Burak, Selçuk’un uzun, savunma arkası paslarını değerlendirebilirdi. Bunları pek göremedik.

Bugün çok uzun zamandır ilk kez gördüğümüz şey. Yedekliğe demir atan bir adamın biraz üstündeki pası silmesiydi! 2.5 senedir Fatih Terim’in bir Okan Burak’a dönüştürmesini beklediğimiz Yekta bir Suat Kaya vari top oynadı. Senelerdir sağ kenar orjinli olduğu için Okan Buruk olmasını bekledik ondan ama bugün başka şekilde kullanılabileceğinin sinyalini verdi. Hepsinden önce bu derin ve sık rotasyon anlayışında Mancini ona isterse formanın orada asılı olduğunu gösterdi! Önemsiz gördüğümüz, herkesin hatta futbolcuların bile önemsiz gördüğü bir Türkiye Kupası maçından çıkan vasat üstü bir performans Mancini tarafından önemsiz görülmedi ve umarım bu bir yeteneğin değerlendirilebilmesi olarak geri döner. Yekta’nın oyundan çıkarken Tugay’la kucaklaşması. Maç sonu verdiği ‘taraftarla barıştık’ ve ‘ben gitmek değil oynamak istiyorum’ mesajları da önemli.

Yazının Galatasaray ve sistemlerle ilgili son notu; Liberonun senelerdir kullanılmadığını Mancini’nin de sürekli kullanmayacağını düşündüğümü, rakibin değerlendiremeyeceğini gördüğü için kullandığını tahmin ettiğimi belirtmiştim. Onun dışında Mancini’nin hep daha modern, son yıllarda elit teknik adamların benimsediği futbol anlayışlarına sahip olduğunu, Terim’in ise çok daha nevi şahsına münhasır bir futbol anlayışı olduğunu da belirttim. Geçen gün bir blogta okuduğum bir kitap alıntısı vardı. Terim’in Rüştü’yü ümit milli takım için oynadığı 3. Lig takımının 3. kalecisiyken keşfetmesiyle ilgili. Kısaca değinmek istiyorum. Ben Terim’in futbolculuk yıllarıyla ilgili gazete arşivlerini de okumuş biri olarak Terim’in gençliğinde ne kadar hırslı, agresif bir adam olduğunu öğrenmiştim. Ümit Milli takımda yetkili olduğu dönemde Türkiye’yi 9 bölgeye ayırmış ve birçok antrenörü bu 9 bölgeye ayrı ayrı görevlendirmiş. Sürekli oyuncularla ilgili lig ayırt etmeden raporlar almış ve bilgisayarına kaydetmiş. İşte 21 yaş altı 1. Lig, 2. Lig, 3. Lig ne kadar genç varsa bu antrenörlerden raporlar alıyor ve sonra bu oyuncuları çağırıp bölgelerden çıkan oyunculara deneme maçları yaptırıyormuş. Bu şekilde Rüştü’yü, Alpay’ı, Hamza Hamzaoğlu’nu herkesten önce keşfetmiş. 40 yaşlarındaki Fatih Terim böyle hırslı ve scout bir teknik direktörken, 60 yaşlarındaki Fatih Terim’i tam tersi olmakla eleştiriyordum. Yiğit Gökoğlan, Sercan Yıldırım, Amrabat vs vs transferleriyle.

Yabancı transferler tamam, yönetim kurulu ve scoutların telkinleriyle gerçekleşiyor olabilir ama yurtiçi transferlerde Galatasaray bence son 2.5 yılda çok hatalı kararlar verdi. Burak ve Selçuk’u bunların içine katamazsınız zaten Trabzonspor’da patlama yapmış oyuncuyu parayı basıp alıyorsunuz. Riskli transferler, parlayan oyuncuyu alıp Galatasaray’da patlama yapmasını sağlamak adına yaptığınız transferler hep elinizde patladı. Bu Amrabat, Sercan ve Yiğit üçlüsü sırf 15 milyon Euro zaten. Sonra misal Serdar Aziz ismi konuşuluyordu. Serdar Aziz Bursaspor’da gerçekten çok kötü bir futbol oynuyor ve alternatifi olmadığı için İbrahim Öztürk de çok formsuz olduğu için neredeyse tamamen zorunluluktan oynatılıyor. Buna rağmen de Galatasaray’la adı geçiyordu. Terim Milli takıma da aldı. Halbuki formda olan, Milli takım formasını hak eden oyuncu Akhisar’dan Uğur’du. Böyle örnekleri çoğaltabilirim. Çağlar Birinci'yi 6-7 sene önce Milli takıma ilk defa almasını falan yazabiliriz ama gerek yok. Terim’in büyüdükçe, daha da başarılı oldukça kendisine daha çok inanmaya başlaması, o araştırmacı, hırslı tarafını biraz öldürdü diye düşünüyorum. Zira Galatasaray’a 2. gelişinde de aynı sendromu yaşamıştı. Taraftarlar, tüm kamuoyu Terim’in başarısız olabileceğini düşünemiyordu bile. Bence Terim de düşünmedi bunu. Kim alınırsa alınsın, hangi kalitesiz transfer yapılırsa yapılsın onları eğiteceğini, her halükarda başarılı olacağını sandı. Bence Terim başarılı oldukça, etrafında onu öven de çok insan barındırdığı için egosu tarafından zarar gören biri. Umarım Milli takımda yine çok çalıştığı, hırsını gösterdiği bir dönem yaşar, eleştirilerden uzak, sakin bir emeklilik o istese de yaşayamaz zaten onun öyle göz önünde olmayan, baskı altında olmayan bir yaşamı olamaz. O sorumluluk almak ve taşın altına elini koymak zorunda, kendisini Fatih Terim yapan bu zaten! Bunu yapmadan rahat edemez. Umarım bu sorumluluğunu da tekrar egoya değil hırsa dönüştürür.

Yazının bundan sonraki bölümünde Elazığspor’a da değinmek istiyorum.

İbrahim Kaş, Çağlar Birinci, Özgür Özkaya, bu sene az oynamasına sevindiğim Bilica. Elazığspor savunma hattı o kadar agresif o kadar sert oynuyor ki bu oyuncuların her hafta kartlar gördüğünü cezalı duruma düştüğünü görüyorum. Ne zaman Elazığspor maçı izlesem bu oyuncuların “ben bir şey yapmadım” deyip gözlerini tamamen açıp hararetle hakeme itiraz ettiğini fakat aslında kasten tekme attıklarını görüyorum ve bu inanılmaz çirkin, inanılmaz rahatsız edici.

Geçen sezon sonunda Yılmaz Vural'ın tek yetkili olmayı isteyip başkandan “Ne tek yetkisi bu kulüpte ben bile tek yetkili değilim” cevabı almasından sonra ben de sandım ki Elazığspor yada daha doğrusu Sanica Boru elini cebine atacak, transfer falan yapacaklar. Yok hiç öyle bir şey yok. Son yıllarda 3 büyüklerde oynamış en kötü futbolcu Çağlar Birinci’yi ve bilumum kalitesiz yabancı oyuncuları transfer edip kadro kurdular. Sanki suçlu hocaymış gibi bir de yabancı hocayı getirip kovdular iyi bir para da Sollied’e bıraktılar. Çok ama gerçekten çok yetersiz bir kadroları var bari rakip takımları sakatlamaktansa bir şeyler oynamaya çalışsınlar diyorum. Devre arası Sanica Boru para harcayıp iyi transferler yapsa bile kurtulma şansları yok bence. O yüzden seneye 1. Lig takımını şimdiden planlamaları çok daha hayırlı olacaktır. Luke Moore’lara Vitolo’lara zaten gereksiz yere bir sürü para saçtılar. 27 yaşında kariyeri boyunca 237 maçta 37 gol atmış Moore’a o paraları verirken acaba ne düşünüyorlardı çok merak ediyorum. Sane dışında hiçbir yabancılarının sene sonu takımda kalmasına gerek yok. O da garibim, geçen seneden beri kanatlar hariç nerede gedik varsa dolduruluyor. Santrfor, ofansif ortasaha, stoper göbekte her yerde izlemiş olduk.

Serdar Gürler ve Serdar Özkan gelişmek istiyorsa savunmaya yardım etmeyi, topun arkasına geçmeyi öğrenmek zorundalar ve top takım arkadaşlarındayken taç çizgisine kendilerini hapsedip aval aval bakmamayı da öğrenmek zorundalar. Elazığspor’la ilgili daha yazacak çok şey var ama onlar da başka bir maçın konusu olsun…

YORUMLAR

İlk yorumu siz yapın!



Sinan Yılmaz Köşe Yazıları