Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Dün yazdığım yazıda, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin sonuç üretme istatistikleri üzerinde durmaya çalıştım. Fenerbahçe 21 maçta attığı 48 golün 20'sini duran toptan, 28'ini oyun içi organizasyonla atmışken. Galatasaray attığı 39 golün 34'ünü oyun içi organizasyon 5'ini duran toptan atmış.

Fenerbahçe'yi, bu duran top başarısı 21 maçta attıkları 20 gol sayesinde neredeyse her maça 1-0 önde başlatmışken Galatasaray ise 5 duran top golünün zaten 4'ünü frikik ve penaltıyla yani direkt vuruşla gerçekleştirmiş.

Fenerbahçe tam 10 kornerden direkt vuruşla gol atmışken, Galatasaray kornerden sıfır gol atmış.

Yandan duran topla, orta ve gol konusunda, korner, taç ya da frikik toplamda Fenerbahçe 14, Galatasaray ise sadece 1 gol atmış o da Chedjou'nun Eskişehirspor'a attığı gol.

Fenerbahçe taçtan bile 2 gol atarken, Galatasaray sezon boyu hem Eboue, hem Sabri'yle taçları inatla Drogba'ya şişirmesine rağmen top kaybından başka bir sonuç çıkaramamış. Fenerbahçe'nin taçtan oluşturduğu karambollerle attığı goller birincisi 2-3'lük Kasımpaşa-Fenerbahçe maçı 90+4'te Webo'nun golü. İkincisi 80. dakikalarda Konyaspor maçında oluşturulan karambol sonucu Egemen'in golü. Yani sırf taçtan bile 2+2=4 puan çıkarmış Fenerbahçe!

Ayrıca Fenerbahçe'nin duran toplarla 16 puan topladığını, genelde farklı kazanılan maçlarda bile rakibin kilidini bir duran top golüyle açtıklarını belirtelim.

Bu gollerin hepsini tek tek Lig TV'nin internet sitesinden izleyerek çıkardım. Daha ayrıntılı okumak isteyenler için linki kopyalayalım http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/baski-duran-toplar-demecler-ve-fenerbahce-kasimpasa-maci-376

Şimdi tüm bu istatistikler bize neyi kanıtlıyor?

Bence ligin belli başlı karakterini gösteriyor. Ligimiz fizik üzerine oynanan bir lig olduğu için, küçük ve ortasıra takımlar, büyük takımları fizikle yıldırmaya çalışıyorlar. Özellikle de kendi sahalarında...

Ersun Yenal hem bu ligde senelerdir çalıştığı için, hem orta ve alt sıra takımlarında görev aldığı için. Hem de takımının Avrupa'da yarışmayacağını bildiği için bunun fazlasıyla üzerine gitti. Ön direk-arka direk organizasyonları, duran top çalışmaları Fenerbahçe'ye olağanüstü bir duran top avantajı sağladı. (Fenerbahçe yaz başında Avrupa Kupalarına gidemeyecekken birden CAS kararı açıklanana kadar elemelere katılma şansı doğdu ama bu futbol, oyun dışı oynama futbolu Arsenal'e karşı hiç tutmadı tabi. Zira Avrupa'nın futbol dinamikleri Türk futbolununkiyle çok farklı. İngilizler hızlı ve tempolu oyunu benimserken, rakiplerini hızla geçerken bizde fiziksel üstünlük oyunu deneniyor)

Şimdi Galatasaray 2 senedir Avrupa'ya göre oynamaya alıştı, bu yüzden iç sahada da dış sahada da topa hakim olup, organizasyon yaratma, oyun yapma arzusundalar. Fakat kötü zeminler, deplasmanda koordinasyon eksiği buna sıkça engel olabiliyor.

Mancini'nin bunu ligin ilk devresinde fark ettiğini düşünüyorum. Hatta o yüzden (futbolculuklarını beğenmediğim) Salih ve Veysel transferlerinin gerçekleştiğine kanaat getirmiştim. Burdisso transferini de bu nedene bağlıyorum. Anadolu takımlarının fizik güçle yıldıramayacağı oyuncular, büyük takımlarda deplasman maçlarında fark yaratabiliyorlar.

Tabi Fenerbahçe bunu hücumda da sağlayabiliyor Emenike, Kuyt gibi oyuncularla... Galatasaray'ın ise aldığı Veysel, Salih, Burdisso ancak savunmadaki sertliği sağlayabilecek oyuncular. Belki Umut Bulut bu yüzden deplasman maçlarında daha çok kullanılmalı. Hatta geçmişte santrfor oynayan Salih bile 3 hafta önce Gaziantepspor maçında hücumda sağ kanatta oynatıldı, rakip savunmayı fiziğiyle karıştırıp karamboller yarattı. Hücum bölgesinde böyle ayarsız bir güç olarak Tuncay Şanlı vari kullanılabilirdi. O bile dünkü Drogba'dan daha verimli olurdu santrforda.

Tüm bu düşünceler, ofsayttan çıkmayan, yürüyerek oynayan, kafa toplarına bile zıplamaya üşenen, ayağındaki topu ezen, asla topun arkasına geçmeyen Drogba'dan kaynaklı olarak doğuyor tabi... Yani optimum çözümler değil bunlar.

Şimdi bir ara başlık atalım, Drogba konusunda daha söylecek çok şey var.

DROGBA FAKTÖRÜ

Öncelikle Drogba sezonu erken açtı. Emirates Cup'ta Burak'ın sakatlığında tek başına oynadı, kendisi için iyi bir PR yaptı, kupayı aldı.

Ardından Süper Kupa'da Fenerbahçe'yi yine neredeyse tek başına yendi, kupayı Galatasaray'a kazandırdı.

Şampiyonlar Ligi gruplarında Juventus'a karşı iki maçta bir gol iki asistle oynadı ve Tevez'ler, Llorente'ler nal toplarken Drogba Galatasaray'ı bir üst tura, Juventus'u da Avrupa Ligi'ne gönderdi. (Elbette herkesin emeği var ama ben en belirleyici unsurun Drogba olduğunu düşünüyorum)

Bu arada Galatasaray sezona kötü başlamıştı, Beşiktaş maçını da kaybederse her şey kötü gidecekti, ilk yarısını çok kötü oynadığı Beşiktaş maçının ikinci yarısında yine iki gol attı maçı çevirdi.

Galatasaray dışında ülkesi Fil Dişi ile de maçlara çıktı ve ülkesini Dünya Kupasına götüren adam oldu. Yani Ağustos'tan Aralık ayı ortasına kadar hiç dinlenmedi hem Galatasaray'ı hem Fil Dişi Milli takımını sırtında taşıdı ve Aralık ayında oynadığı maçlarda da yavaş yavaş güçten düştü. Aralık ortasından Şubat ortasına kadar tam iki aydır berbat bir Drogba izliyoruz ki Aralık ortasında aslında çok yorgun düşmesi son derece normaldi.

Aralık sonunda 28 Aralık 2013'te Kayseri Erciyesspor - Galatasaray maçından sonra Hakan Şükür Lig TV'de Drogba hakkında çok değerli açıklamalar yaptı. Kendisi de bu yaşlarda Galatasaray seviyesinde futbol oynayıp, Drogba kadar gol atmış ve takıma liderlik yapmış bir oyuncu olduğu için (Tabi Drogba kadar gol attı ama onun kadar final maç kazandırmadı o yaşlarda) kendisinin Drogba hakkındaki görüşleri diğer herkesin görüşlerinden daha değerlidir benim için.

Hakan Şükür o programda az önce yazdığım şeylere değindi öncelikle. "Hem Galatasaray'ı, hem ülkesini taşıdı ve çok yoruldu" dedi. "Ocak ayında çok iyi dinlenmesi şart" dedi. Peki, Ocak ayında ne oldu?

Galatasaray kamp yapıp, yeniden güç depolarken Drogba sakatlandı ve dinlendikten sonra kampta güç depolama şansını kaçırdı. Aynı zamanda transferler de geç tamamlandığı için Telles'in, Burdisso'nun, Koray Günter'in, Ontivero'nun, Hajroviç'in, Veysel'in vs de takıma adaptasyonu gecikti. Burdisso dünkü maça 1.5 maç oynayarak çıkmasa belki Galatasaray savunması daha sağlam olacaktı. Oraya değineceğim Drogba'ya dönelim...

Şimdi böyle bir Drogba ortadayken, kendisi üzerinde özellikle deplasmanda ısrar etmek bence çok büyük bir hataydı.

Bir kere Mancini'nin futbol tarzına çok ters... Mancini 11 kişi topun arkasına geçen bir takım oluşturmak isterken Drogba top rakipteyken sadece yürüyor. Hatta ofsaytta yürüyor. Takımın boyunu uzatıyor. Topu kazanan Galatasaray oyuncuları Drogba'yı duvar olarak kullanıp, dikine oyunu başlatamıyorlar. Pres yerlerse uzun vururlarsa ofsayt oluyor. Hadi hücumda top ezmesini, etkili olamamasını geçtim, esas savunmada hiç pres yapmamayı bırak, topun arkasına bile geçmemesi, pozisyonunu korumaması çok ama çok büyük problem. Eskişehirspor maçında gördük misal Hajroviç de henüz çok güçlü değil ama hiç değilse sürekli olarak alanını, sağ kanadı kapattı ve Özgür Çek'in çıkmasına izin vermedi. Hatta ilk yarının Galatasaray'da en çok koşan oyuncusu oldu o maç.

Antalyaspor savunmasında Boum ve Giray gibi çok ağır ama hava toplarında üstün fizikli iki oyuncu var. Burak delici deparlarıyla onların bu zaaflarını fazlasıyla ön plana çıkarabilir ama Drogba'yı oynattığınız için bir de Burak'ı kenara atmak zorunda kalıyorsunuz. Giray ve Boum da Drogba'ya atılan uzun topların çoğunu kazandı zaten. Ha Chellini'yi ezen Drogba, bu kafa toplarında Giray ve Boum'u ezemez mi? Pekala ezer. Ligde ve kupada kafaya çıkma arzusu bile 180 derece değişiyor Drogba'nın.

Galatasaray bu yüzden tam Boum ve Giray'ın istediği tarz hücum etti. Eskişehirspor maçında kazanan takım bozulmasa Hajroviç ve Sneijder hem içe kat edip şut atabilirler, hem Burak'ın çabukluğunu kullanıp ara pasları gönderebilirlerdi. Eskişehirspor maçında Servet'in bir çok pozisyonda zaaflarının nasıl ortaya çıktığını hatırlayın. Aynıları, aynı düzende Giray ve Boum için de olabilirdi.

Yine hücumu geçiyorum esas problem yine savunma... Drogba topun arkasına geçmediği için, Antalyaspor topla çıktığında Drogba'nın karşılaması gereken Antalyaspor stoper ve ön liberosunu Burak karşılamak zorunda kaldı. Burak 2 kişilik alan doldurmaya çalıştı ama bunu kimse yapamaz! Antalyaspor'un savunmadan top çıkarmasına engel olayım derken Galatasaray sağ kanadını olduğu gibi boşaltmak zorunda kaldı. Sabri kanatta tek kaldı ve Antalyaspor da orayı iyi kullandı. Sonra tabi suçlu yine işi en başından aksatan Drogba değil, gariban Sabri oluyor...

Hajroviç'in de pres yapacak fizik gücü yok ama en azından alanını koruyor, Burak ilerde istediği gibi hücum pres yapıyor, stoperleri yıpratıyor. Zira stoperlere, ön liberoya baskı yapmak zorundasınız. Rakibi Drogba karşılamazsa, Burak da "bana ne ben sağ kanadı koruyorum" derse rakibi ilk karşılayan ortasahada Melo ve Selçuk olur. Bu da büyük takımların kabul edebileceği bir oyun anlayışı olamaz. Üstelik Selçuk'un savunmada yumuşak olması ortasahadaki karşılamayı bile yetersiz kılar.

Samet Aybaba maç sonu çok güzel açıklama yaptı. "Topa korkmadan sahip olursak bize hücuma çıkmakta tek engel olabilecek oyuncunun Melo olduğunu biliyorduk" diyor. İşte bu da tam olarak Drogba'nın takımı 10 kişi oynatması yüzünden. Ceyhun ve Selçuk yavaş ve yumuşak oyuncular. Topu oraya aktarırsanız tek tehdit Melo. Halbuki Drogba değil Umut'la maça başlasanız öyle mi olacak? Hücumda belki değil ama en azından savunmada çok daha verimli olacaksınız. Hatta Salih bile orada rakibini hırpalar, Antalyaspor'un bu kadar elini kolunu sallayarak top çıkarmasına izin vermez bir dolu karamboller yaratır ve Sneijder'e boşluklar, şut imkanları yaratırdı. O bile bu Drogba'dan eminim daha iyi olurdu. Tüm bu daha iyi olacak alternatif planlara rağmen ben hücum ve savunma için en verimli oyunun Eskişehirspor maçındaki gibi Hajroviç sağda Burak en uçta şeklinde olmasından yanaydım.

Bir de en şaşırdığım olay, Drogba'nın bu kötü bile denemeyecek performanstan hiç utanmaması. Koskoca Drogba'nın bu kadar kötü bir oyunu kendisinin kabullenmemesi gerekirken bir de üstüne oyundan çıkarılınca yapmamasını gereken şeyleri yapıyor. Galatasaray tarihinde Hakan Şükür dahil, kendisini bu kadar kulübün üzerinde gören ve takıma zarar veren bir futbol oynayan oyuncu görmedim. Bunun benzerini sezon başında Eskişehirspor maçında oyundan çıkarılınca da yaptı. Hakan Şükür bile, (ki Türkiye çapında en az Drogba kadar güçlü bir karakter olduğunu tartışmam) çok daha kolay yedek bırakılabiliyordu. İç sahada Drogba'nın, bu gibi oyuncuların takımı on kişi bırakması bir derece kabul edilir hücumdaki etkinliği fark yaratabilir ama deplasman olacak gibi değil.

Galatasaray artık rakibi Fenerbahçe'ye bakıp, deplasman maçlarında fark yaratan durumun ne olduğunu görmeli. Deplasman maçları oyun, organizasyon falan değil, fizik güçle kazanılıyor. Anadolu takımlarının fizikle yıldıramayacağı oyuncular fark yaratıyor. Bu yüzden gerekirse Salih'i oynatın o bile daha verimli olacaktır.

MANCİNİ - DROGBA - ÜNAL AYSAL

Geçen gün arkadaşlarla bir yerde oturduk çay içiyoruz. Benim gibi gazeteci olan bir arkadaşım. 'Mancini'nin Drogba'yı seneye istemediğini ama Aysal'ın buna karşı çıktığını' söyledi.

Mancini'nin oyun felsefesine bakınca, '11 kişi de topun arkasına geçecek' düşüncesi Drogba'yla uymuyor. Sneijder İtalyan'ın söylediklerini uygulama konusunda başarılı ama Drogba hiç değil.

Ben de 'eğer doğruysa' Mancini'ye katıldığımı söyledim. Şuan tavan maaş 6 milyon Euro ile Drogba'da. Hem maaş bütçesini çok üste çekiyor hem de bu maaşı sürekli 11 oynayarak, hak ederek kazanacak yaşları geçti. Zaman zaman yedek bırakacağın, 5-10 maç alıp çoğu zaman dinlenecek oyuncuya da 6 milyon vermek tam bir saçmalık olur. Dünyada böyle oynayan ne futbolcu kaldı, ne de böyle para harcayan kulüp kaldı.

Bence de tavan maaş Sneijder'de olmalı ve takımın liderliğini de o üstlenmeli. Hem saha içi hırsı, hem oyuna katkısı bu sezon Drogba'nın önüne geçmeye başladı. Yaşı ve oyun vizyonu da daha geçerli. Seneye belli ki yabancı kuralı da 5+0+3 olacak. O halde Muslera, yabancı stoper, Telles, Melo, Sneijder beşlisi çok daha makul olacaktır.

SAVUNMA HATTININ DEĞİŞKENLİĞİ

Geçelim savunma kurgusuna. Öncelikle Burdisso'nun çok da gerekli bir transfer olduğunu düşünmüyorum. Zaten sadece 250 bin Euro'ya kiralandı aldığı maaş da düşük. Yani Koray Günter'in 10'da 1'i fiyatına geldi. Sırf rotasyonda bulunsun hava toplarında üstün ve fizikli bir stoper olsun, Türkiye liginin geçer akçe oyun yapısına uygun oyuncu diye alındı. Bence zorla gönderilen Dany'den de kötü bir stoper.

Dany'i, Amrabat'ı, Riera'yı vs göndermek artık bir prestij meselesine döndüğü için bu transferlerde ısrar edildiğini düşünüyorum. Yoksa Dany'nin gidip, Burdisso'nun gelmesi hiç mantıklı ve gerekli değildi. Dany de az maaş alıyordu zaten.

Antalyaspor maçı öncesi Hakan Balta sakat, Chedjou cezalı, Gökhan Zan iyileşti, Burdisso hiç alınmasa ne olurdu. Gökhan-Semih yan yana oynar, Koray Günter de yine yedek olurdu. Yedek olsun diye alınacaksa zaten Emre Can da çıktı alttan. Ki bir sakat bir cezalın varken bile alternatif var. 2 oyuncu kullanacağın stoper hattı için zaten Semih, Hakan, Chedjou, Gökhan Zan, Koray Günter var, alt yapıdan bir de Emre Can'ı çıkarmışsın zaten 6 tane stoperin vardı.

Bir de üstelik yabancı bir stopere, diğerlerinden iyi olmadığı müddetçe gerek yoktu. Burdisso bunların hangisinden iyi? Belki Emre Can ve Koray'dan daha hazır şuan onun dışındaki ilk 4 isimden kötü.

Dün Gökhan-Semih ikilisi başlasa hem daha uyumlu olurlar, hem de bir yabancı kontenjanı açılırdı. Baktınız Drogba oynamıyor, Hajroviç'i ikinci yarı başı koyardınız sağ kanada, sağlı sollu şutlarla ablukaya alırdınız rakibinizi. 10 değil 11 kişi oynardınız. Galatasaray ilk 65 dakikayı 10 kişi oynadı.

“Sırf duran top için Burdisso alındı, zaten çok ucuza geldi” derseniz yine şikayet etmez, anlarım ama Gökhan Zan da duran toplarda etkili oyuncu aslında. Chedjou da Fransa'da dünya kadar duran top golü atıyordu. Yani esasında vurandan çok bir de bu duran topu kullananlarda sorun var. Dün maçın son yarım saatinde kornerleri yine Sabri atmaya başladı. 10 senedir aynı saçmalık. İşler kötü gitmeye başlayınca kimse sorumluluk almak istemiyor. Sorumluluktan kaçmayan bir tek Sabri var, gidip o kullanıyor, bu konuda yeteneği olmadığı için ve öğrenemediği için de 10 senedir kendisini suçlu ilan ediyor.

Ayriyeten dün Semih de savunmada çok kötüydü. Yenilen ilk golde herkes Burdisso’nun yavaş kaldığını söylüyor ama Burdisso orada Semih’in kademesine girmeye çalışıyor. Bir ters hareketi kırmızı kart ve penaltı olur. Esas Semih, Ceyhun’un karşılaması gereken oyuncuya, tehlike bölgesinin çok uzağındayken basıyor ve alanını tamamen boşaltıyor.

Ceyhun yavaş oyuncu, rakip tehlike alanına girmiş olur, şut imkanı yakalar önü açıktır, Ceyhun karşılamakta geç kalmıştır o zaman basarsınız ama rakip topla taç çizgisinin orada, Semih stoper hattını bırakıp hurra nereye gidiyor? Nereye basıyor? Sonra pas onun bölgesine gelince suç hamlesiz Burdisso’da oluyor. Dany olsa ne yapardı? Deli bir adam olduğu için ne olursa olsun hamleyi yapar %70 ihtimalle Tita’yı ezer topu kapar o zaman "görevini yaptı" denilir övülmez (çünkü Antep’ten geldi) %30 ihtimalle yetişemez penaltı yapar, kırmızı yer. O zaman da "akılsız Dany yaktı takımı" olurdu.

Bugünden itibaren Galatasaray’ın büyük kararlar alması gerekli. 6 milyon Euroluk yıldızlar da gerekirse deplasmanda yedek bırakılabilmeli. Mancini dün Tugay’ın elini sıkmayan Drogba’dan yana tavır alıp doğru ve akıllıca davrandı. “Olur böyle şeyler” dedi. 6 Milyonluk adamı sene sonuna kadar kullanırsın, şimdiden gemileri yakmanın da hiç mantığı yok. Son derece doğru bir politika… Mancini akıllı adam, Eboue’nin maç seçmesini, istikrarsızlığını görüyor o yüzden Bursaspor maçında döktürse de deplasmanlara götürmüyor artık. Hatta Türkiye Kupasında falan oynatıyor. Drogba’ya da iç saha, dış saha ayrımını yapabilir. Madem maç seçeceksiniz o zaman seçtiğiniz maç kadar oynarsınız diyebilir.

Tabii iş işten geçmeden demesi lazım bunu…

YORUMLAR

Ziyaretçi 18 Şubat 2014 Salı 21:27

aynen katiliyorum

jevox06 18 Şubat 2014 Salı 22:34

Abi Dany ve Sabri hakkındaki tüm yorumlarına sonuna kadar katılıyorum. Çok iyi bir yazı olmuş gene.

Ziyaretçi 18 Şubat 2014 Salı 23:37

Deplasmanlarda su ana kadar en cok puan alan takim kim? Besiktas. O zaman deplasman ilaci icin Fenerbahcenin degil Besiktasin ne yaptigina bakilmali.

Ziyaretçi 19 Şubat 2014 Çarşamba 15:48

her yazı ayrı güzel. keyifle okuyorum. kaleminize sağlık

Ziyaretçi 23 Şubat 2014 Pazar 02:13

yazılarınız çok güzel.sayenizde medyasporu takip etmeye başladım.ama sitede süper ligin puan durumu yok.bi spor sayfası için büyük eksik


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları