"Onlara hakkımı helal etmiyorum"

"Onlara hakkımı helal etmiyorum"

Lig Radyo'da Ömer Necati Albayrak'ın hazırlayıp sunduğu Mixed Zone programına konuk olan Zeki Yavru, Trabzonspor'la sözleşmesini feshetmesinin ardından ses getiren açıklamalar yaptı.
İşte Moussa Sow'un yeni adresi

İşte Moussa Sow'un yeni adresi

İtalyan basını, forvet arayışlarını sürdüren Lazio’da Moussa Sow’un gündeme geldiğini yazdı.
Salah rekor bedelle Premier Lig'e

Salah rekor bedelle Premier Lig'e

Liverpool'un, Serie A ekiplerinden Roma'dan 45 milyon Euro'ya kadrosuna katmaya hazırlandığı Muhammed Salah'ın, Londra'da sağlık kontrolünden geçtiği öğrenildi.
Son bomba Samir Nasri!

Son bomba Samir Nasri!

Fenerbahçe'de transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Mehmet Ekici, Valbuena ve Dirar’ın ardından yönetim kaleci ve hücuma yönelik bir oyuncu için de temaslarını yoğunlaştırdı.
Emre Belözoğlu hakkında olay iddia!

Emre Belözoğlu hakkında olay iddia!

Başakşehir’de harika bir sezon geçiren tecrübeli futbolcu Emre Belözoğlu ile ilgili gündem yaratacak bir iddia ortaya atıldı.
Yıldız isimden ayrılık açıklaması

Yıldız isimden ayrılık açıklaması

Fenerbahçe’nin süper yıldızı Bogdan Bogdanovic, Belgrad’daki basketbol kampının açılış töreni öncesinde NBA ve Fenerbahçe hakkında bazı soruları yanıtladı.
Cimbom genç yıldızı elinden kaçırdı!

Cimbom genç yıldızı elinden kaçırdı!

Galatasaray ile de adı geçen Meksika'da CF Pachuca forması giyen Hirving Lozano, PSV ile anlaştı.
Juan Quintero bombası!

Juan Quintero bombası!

Spor Toto Süper Lig'deki ilk sezonuna iddialı girmek isteyen Göztepe, teknik direktörü Tamer Tuna'nın isteği üzerine orta sahaya 2 futbolcuyu transfer etmek için harekete geçti.

Linç etmek, kalabalık bir grup tarafından darp edilerek öldürülmek veya öldürülmeye kalkışılmak gibi anlaşılır. Oysa linç etmek fiiline isim veren Charles Lynch, ABD Bağımsızlık Savaşı sırasında, İngiliz yanlısı olduğu düşünülen kişilerin yargılanarak, cezalandırıldığı düzmece mahkemenin başkanlığını yapan Virginia’lı bir çiftçidir. Dolayısıyla linç etmek fiilinin tam karşılığı adil yargılama yapılmadan cezalandırmadır. Türkiye’de gerek siyasal gerek sosyal alanda farklı dozlarda sıklıkla uygulanan bu yaklaşım pek tabii ki futbolda da kendisini göstermektedir. Linç etmek illaki darp etmek anlamına gelmez, sosyal medya üzerinden ağız birliği yapmışçasına suçlanıyorsa birisi, orda da linç kültürünün belirtilerini görmemiz çok zor değildir.

Gelelim bugün ki kurbanımıza; Slaven Biliç

Göz attığımız her sosyal mecrada, hatta futbol bilgisine güvenip üzerine söz söylemeye utanacağımız isimlerin kaleminden çıkan yazılarda suçlanan Bilic gerçekten kaçan şampiyonluğun faili mi? Bu eleştiri yağmurunu “linç” olmaktan çıkarmak için başta belirttiğimiz üzere şapkamızı önümüze koyup “düşünüp” adil bir yargılamadan geçirmemiz gerekiyor.

Biliç bugün kendisi hakkında yapılan –gönderilsin, -kovulsun yorumlarını ne derece hak ediyor? Biliç iyi bir teknik adam mı? Bu soruların cevapları üzerine kafa yoralım ve sondan başlayalım.

Biliç iyi bir teknik adam mı?

Bir teknik direktörün ne kadar iyi / kötü, başarılı / başarısız olduğunu değerlendirmek için elindeki malzeme ile ortaya koyduklarına ve istatistiklere bakılması gerektiğini düşünüyorum.

Biliç göreve geldiğinde Demirören enkazının içinden FEDA sezonunda Samet Aybaba ile baş göstermiş bir filiz gibiydi Beşiktaş.  İlk sezonunda Süper Lig’e 4’te 4 yaparak başlayan Biliç, Olimpiyat Stadında oynanan (amacı ve failleri hala meçhul olan) olaylı Galatasaray maçının ardından alınan cezalar ve yaşanan moral bozukluğu sonucu yaptığı etkileyici başlangıcı sürdürememiş ve sezonu 62 puan 1.82 puan ortalaması ile Fenerbahçe ve Galatasaray’ın ardından 3.sırada bitirmişti.

Demirören’in Beşiktaş’ın başına bela ettiği Portekiz Çetesinin son kırıntılarının temizlenmesi ve yerlerine yapılan doğru transferler ile 2014/2015 sezonu ise çok daha umutlu başladı. Feyenoord galibiyetleri ile açılan sezon Arsenal’e karşı oynanan güçlü oyunun yansıması olan özgüven artışının getirdiği moralle devam etti. Avrupa Liginde Tottenham’ın olduğu grubu namağlup lider olarak bitiren Beşiktaş İngiliz devi Liverpool’u eledi fakat son dönemin yükselişteki futbol ekollerinden Belçika’nın Club Brugge takımına elenerek Avrupa defterini Mart ayında kapattı. Biliç gönderilsin seslerinin yükseldiği / şampiyonluğun mucizelere bırakıldığı bugün ise Beşiktaş Süper Lig’de 31 Maçta 66 puan ve 2.13 puan ortalaması ile 3.sırada. Biliç geçen sezona göre daha yüksek bir puan ortalaması tutturmuş, elindeki maçı tutamayarak puan kaybetme hastalığından kurtulmuş, elindeki malzemeden maksimum verim almıştır. Futbolcuların maddi değerlerine çok fazla inanan bir insan değilim, elimizde öyle bir birim olsa ki, futbolcunun yeteneğini, tecrübesini, verimliliğini, kazanmaya olan alışkanlığını ve gerekirse agresifliğini hesaplayarak ortaya tek bir sayı çıkarsa ve bu veri üzerinden takım kadrolarını kıyaslasak, Galatasaray ve Fenerbahçe kadrolarının Beşiktaş’ın kadrosundan çok daha iyi olduğunu görürüz. Objektif bakabilen her Beşiktaşlı, mevcut savunma oyuncuları ile şampiyonluk kovalamanın, üzerine namağbet şekilde Evliya Çelebi gibi oradan oraya uçarak 52.resmi maçı oynayan genç bir takımla şampiyonluğa ulaşmanın ne kadar zor olduğunu görecektir. Üstelik bu camia, efendiliği düstur edinmiş, hakemleri tehdit etmeyen, hakem kovalayan oyunculardan kurulmamış bir camia olduğundan şampiyonluğun ne kadar romantik bir hedef olduğunu maalesef düş kırıklığı ile birlikte anlamış bulunmakta.

Biliç iyi teknik adam mı? Derbi kazanamadı, şampiyon yapamadı. Fenerbahçe maçı öncesi -çıktığı ağza göre küfürden sayılan kelimeler ile- kırmızı kart gören Gökhan Töre, Galatasaray maçı öncesi, penaltı atışı sırasında çizgiye bastığı gerekçesi ile oyundan atılan Atiba Hutchinson. Beşiktaş’ın Biliç yönetiminde derbi maçlarda anlaşılmaz bir çekingenlik gösterdiği doğrudur, ancak Beşiktaş Biliç öncesi hakemlerin gazabına uğramıyor, her sene 4 derbiyi kazanarak şampiyon mu oluyordu?

Biliç gerek futbolcular ile gerek rakipleri gerekse taraftarı ile girdiği diyaloglar ile, duruşu ile, öğrenmeye ve gelişmeye açık hırslı yapısı ile, potansiyeli olan üzeri bir kalemde çizilmemesi gereken “iyi” ve “başarılı” bir teknik direktördür.

Gelelim diğer sorumuza, Biliç gönderilmeli mi?

“2008'den beri Dortmund'un başındayım. Başkanım Türk mantalitesinde olsaydı bugünleri göremezdim. Eğer takımımızın başkanı Türk zihniyetine sahip olsaydı, Borussia Dortmund'daki başlangıç dönemimde başarılı olamazdım.”

Jurgen Klopp yukarıda paylaştığım açıklaması ile sayfalarca yazsam anlatamayacağım, yüzlerce farklı dilde bağırsam duyuramayacağım düşüncelerimi kısa ve öz biçimde ifade etmiş.

Biliç 1 ay sonra Beşiktaş’ın başında 2. Senesini tamamlayacak. Takımın başında 2 sene geçirmeyi başaran son teknik direktör, Christoph Daum 94/96, Biliç’e en çok yaklaşan isim ise 21 ay ile Mircea Lucescu. Geriye dönüp Lucescu sonrasını incelediğimizde ise Mustafa Denizli dönemi hariç, büyük umutlarla getirilen yabancı hocalar, sonrasında ise göreve getirilen camianın içerisinden çıkan yerli hocalar.

Del Bosque-Rıza Çalımbay

Jean Tigana-Ertuğrul Sağlam (Mustafa Denizli)

Bernd Schuster –Tayfur Havutçu

Carlos Carvalhal-Samet Aybaba

Slaven Biliç - ?

Aynı fikir yapısı ile devam ederek Biliç’i harcamak, Del Bosque kalsa başarılı olurdu hayıflanmasının kahpece bir inkarı değil midir? Sıradaki kurban Mehmet Özdilek ya da Sergen Yalçın mıdır? Ya da bambaşka bir hayal deryasına yelken açıp, geldikten ancak 6 ay sonra Turkish kebab çok güzel diyecek yabancı, kariyerli ve Beşiktaş’ı çok da umursamayan bir isim mi olacaktır.

Beşiktaş’ın Feda sonrası izlediği politikadan önceki yazılarımda hep “proje” olarak bahsettim ve çoğunlukla takdir ettim. Ancak bugün tüm bu şartlar göz önüne alınarak yapılan “adil” değerlendirmeye rağmen “Biliç Gitsin” çıkarımını yapan Beşiktaşlılar, (taraftarından yöneticisine)bu “proje”ye hiç inanmadıklarını, istikrarın başarı getireceğini kabullenmediklerini göstermiş olacaklardır.  Sonuç yine hüsran olacak ve seneler sonrasında kulaklara çarpan, Biliç kalsa başarılı olurdu. Hayıflanması ile kendisini gösterecektir.

@AhmetDumlu_

YORUMLAR

Mustafa Altin 15 Mayıs 2015 Cuma 13:47

Tebrik ederim Bilic gitsin demek Besiktas'a ihanettir. tipki onder ozen gitsin diyenlerin yaptigi gibi

Deniz Saham 20 Mayıs 2015 Çarşamba 20:18

Güzel yazı. Tebrik ederim. Bir ekleme yapayım.
Bu yıl 30. haftaya Antep maçındaki katliama kadar geçmiş yılların puan toplamlarına baktığımızda, ayrıca avrupada toplanan puanlara baktığımızda Luce döneminden sonraki en iyi istatistik.

Bu çıtayı yükseltmektir. Biliç'in gitmesi halinde gelecek sezon bu çıtanın altında kalmak sadece hoca için değil yönetim için de büyük bir yıkımdır.


Ahmet Dumlu Köşe Yazıları