Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Mancini’nin Manchester City’si, Manchester United’la şampiyonluk yarışındayken, son haftalara kafa kafaya giriyorlar... (Mancini son 6 haftada 6 galibiyet alıyor 3’ü deplasmanda) Sondan bir önceki hafta zorlu bir Newcastle deplasmanına çıkıyorlar. Şampiyonluğun düğümü olarak herkes bu maçı gösteriyor. City birçok hücumcuyla sahaya çıkmasına rağmen oyunu rakip yarı alana yıkamıyor. Silva, Nasri, Tevez, Agüero sahada… Maç 0-0 sürerken, mutlak galibiyete ihtiyacı olan Mancini 60. dakikada Nasri gibi bir ofansif ortasahayı oyundan çıkarıyor ve yerine ön libero De Jong’u sürüyor. De Jong’un geride pozisyon almasıyla Yaya Toure’yi biraz öne atıp serbest bırakıyor ve Toure son yarım saatte attığı 2 golle bu hayati deplasmandan da 3 puanı aldırıyor. Bu tam bir 'taktik galibiyet'in ardından ertesi gün tüm İngiliz basınında “taktik dehası Mancini” başlıkları atılıyor.

Onun için bu Drogba’nın oyundan çıkış taktiği bir ilk değil, Mancini için geçerli kabul görmüş bir futbol doğrusu… Bu taktik ona Premier Lig şampiyonluğunu kazandırmış... Çok benzerini Kopenhag deplasmanında yine Ceyhun’u oyuna sürerken de görebiliriz. Bence o maçta verim de aldı bu düzenden Galatasaray. Ceyhun veya De Jong gibi fizikli bir defansif ortasahayı oraya koyduğunda onun önündeki iç ortasahaları biraz daha öne atıp, özgürleştirmek ve rakibi ilerde karşılamak, ortasahada da daha kalabalık olmak istiyor Mancini. Kopenhag deplasmanında bu taktik tutmadı değil ama Mancini’nin kafada 0 ila 1 puan arasında fark görmemesi, bu taktiği fazla sürdürmemesine yol açtı. 5-10 dakika sonra stoper çıkarıp santrfor oyuna almış, Ceyhun’u stopere çekmiş ve uzun topa dönmüştü. Zira “ya üç puan, ya da beraberlikle, mağlubiyetin bir farkı yok” gözüyle bakıyordu. Bu dönüş daha kötü sonuç yaratmış ve Galatasaray Ceyhun’u stopere çekince ortasahayı boşaltıp kurduğu baskıyı da kaybetmişti. (Evet, futbol Hıncal Uluç’un yorumladığı gibi iki değişken üzerinden (korkaklık ve cesaret) oynanan basit ve ucuz bir atari oyunu değil gerçekten. Maalesef Uluç’un ve onun gibi çoklarının, futbolu özümseme süreci bundan ileri gitmiyor. Daha çok hücumcuyla oynamanın, daha cesur kadro sahaya sürmenin daha fazla hücum edeceğiniz anlamına gelmediğini idrak edemiyorlar. Daha fazla hücum oyuncusu daha fazla hücüm getirmez, daha fazla risk getirir. Daha fazla savunma oyuncusu da daha iyi savunma değil, daha az risk getirir. Bugünkü Tolunay Kafkas gibi...

Uluç’u bir kenera bırakalım esas bu akşam çok değer verdiğim Uğur Meleke’nin Drogba değişikliğine yorumunu hiç mantıklı bulmadım. Mancini’nin kafası İtalya Milli takımında olduğu için böyle saçma bir değişiklik yapmış olabilir demeye getirdi ve fakat bence kendisi saçmaladı. Zira kafanız başka yerdeyse aslında çok acayip bir şey yapmazsınız, aksine ezber şeyleri yaparsınız. Yani unutursunuz veya dikkatli düşünmezsiniz, kafanızın başka yerde olması bu sonucu doğurur, şapkadan tavşan çıkarma isteğini değil.

Ben Mancini’yi Chelsea ve Rize maçlarından sonra çok eleştirmiştim ve esas Rize maçında kafası başka yerdeydi bence. Rize maçında 80 dakika oyuncu değişikliklerini unutması, çok geç hamleler yapması esas o maça denk gelmişti konsantrasyon eksiği.

Ha sana göre bu değişikliğin anlamı neydi derseniz… 2. devre sakatlıklarla çok durağan başladı ve Galatasaray 60. dakikaya kadar oyuna adapte olamadı, ardından yaşlı kadro ve fiziksel olarak düşüş yaşayan oyuncuların kondisyon sorunları da baş göstermeye başlayınca takımın sahadaki boyu uzadı. En önemli problemse son 30 dakikada Galatasaray’ın çok etkisiz pres yapması ve hiç top kazanamamasıydı. Fiziksel olarak üstün ve diri genç bir takım olan Karabükspor son yarım saatte topu dolaştırarak Galatasaray’ı savunma anlamında aciz duruma düşürdü. Son dakikalara gelindiğindeyse, tüm hücumculara rağmen hala top kazanamayan ve kazandığını da hemen Drogba’ya şişiren bir takım vardı. Drogba da son dakikalarda bitmiş ve ona atılan toplar da sadece kayıp hanesine yazılıyordu. Genç Murat artık birebir mücadeleleri rahat kazanıyordu Drogba’ya karşı. Nitekim Ceyhun’u göbeğe alıp, Melo ve Selçuk’u da öne atmak ve orada yetenekleriyle bir şeyler yapmasını istemekti niyeti. Bunu denedi ama tutmadı. Drogba kalsaydı da bence bir şey olacağı yoktu. (Ayriyeten Mancini’nin Drogba’ya bağımlı bir takım düşüncesinden çok uzak olduğunu ve Drogba’yı mutlaka göndermek istediğini de duyuyorum sağda solda...) Zira uzun lafın kısası bence bu maç ne Drogba’lık ve Mancini’likti. Bu maç Selçuk ve Burak böyle oynadıkları sürece kazanılabilecek bir maç değildi. Selçuk ve Burak böyle oynarken Mancini ve/veya Drogba’yı daha fazla konuşmak saçmalık olur. Selçuk ve Burak’a aşağıda değineceğim ama şimdi Karabükspor ve Tolunay Kafkas’a geçelim.

Maçtan önce Karabükspor’u yorumlayanlar son haftalardaki puan kayıplarını 'kötü oynamamalarına rağmen şanssızlığa' bağladı Bu yorumlara katılmıyorum. Karabükspor’daki düşüş ligin 2. yarısında beklediğim bir şeydi. Aksine bence kazanırken biraz fikstür şansları vardı. Hele hele şu “top Karabükspor’u sevmedi” veya “topun canı var” vs tabirlerini ise hiç sevmem, teknik direktör olsam asla kullanmam ve oyuncularıma "bu bahaneyle katiyen gelmeyin" derim. Karabükspor özelinde de bakarsak, topun canının falan istemediği yok… Siz Cernat’ı, Hakan Özmert’i, Lua Lua’yı vs gönderiyorsunuz, Akpala’lar, Eneramo’lar, Furkan’lar, Musa Çağıran’lar, Sow’lar, Jones'lar vs takıma ne kadar fizik gücü yüksek, teknik kapasitesi berbat oyuncu varsa topluyorsunuz. Sonra diyorsunuz ki “top bizi sevmedi”. “Bu Eneramo kaleciyle karşı karşıya topu nasıl taa tribünün de üzerine dikti acaba?” değil de “top bizi sevmedi!” Ne güzel yorum! Teknik yoksunu oyuncuları doldurup, tüm hücumlarınızı kaos üzerinden yapıyorsunuz, fizik zorlama, harala gürele pozisyonlar, nabız yükseliyor, pozisyona giren oyuncu o hengamede sadece 1-2 saniyede gelişen akında aklına gelen ilk şeyi yapmak durumunda kalıyor ve sonra diyorsunuz ki “top istemedi”. Olur mu öyle şey?

Şöyle teknik ve mental kapasitesi yüksek oyuncularınız olsa (hiç değilse hücum ve ortasaha oyuncularınızın bir iki tanesi böyle olsa) 5-10 tane pas yapsanız hücumunuzun gelişimi 7-8 saniye sürse, fiziğini tavan seviyesine çıkarmadan pozisyona giren oyuncunuzun soğukkanlılığı da olacaktır, daha mantıklı bir vuruş tercihi seçme şansı da olacaktır. Siz, tek hücum planınızı, 'İshak çizgiye doğru bir korner atsın biz de 10 kişi hurra çizgiye hücum edelim' diye yaparsanız hiç kusura bakmayın top sizin gibi insanca futbol oynamayanları sevmez. İnsanca’dan kastım, insanoğlunun en önemli özelliğini belirtmek için. İnsanların dünyaya hükmetmesinin ve doğanın en ayrıcalıklı yaratığı olmasının 'beyni' sayesinde oluşunu hatırlatmak için. Aynı şekilde insanoğlu, yarattığı yarışmalarda, oyunlarda da kaliteyi, başarıyı zekanın üstünlüğüyle elde eder. Gelişen tüm spor dallarında bu böyledir. Hollanda Milli takımı bu yüzden Dünya Kupaları, çok sayıda Avrupa Şampiyonlukları vs yaşamasa da futbolun gelişimini sağlamıştır. Bütün takım sporları, oynama planlarının gelişimiyle (oynatmama planlarının değil) oynatma planlarının gelişimiyle büyür. O yüzden İtalyan takımlarının değil, İtalyan savunma sisteminin değil, kupayı kazanamasa da Hollanda'nın hücum sisteminin değeri vardır. Bu sistemlerden ve takımlardan sonra futbol gelişmiştir.

Kafkas ise bunun farkında değil, hep böyleydi... Hiç de değişmiyor. Hiç de beğendiğim bir teknik direktör değil zira futbol açısından bana hiçbir eğlence sunmuyor. Oyun oynatmıyor, oyun bozuyor. Üstelik her konuşmasında egosunda boğulan bir adam izliyorum. Geçen TRT’de, Oğuz Tongsir’le bire bir programda izledim. Sürekli, “ben ben ben” deyip duruyor. Yaptığı da hep aynı… 5 sene önce de aynısını yapıyordu Makukula ilerde Kayserispor’da yine sırf fizik futbolu, şimdi de aynı. Bir ara Gaziantepspor’da neden başarılı olduğunun farkında değil. O fizik futbolunda ilerde Wagner gibi ve Cenk gibi bitirebilen adamlar vardı. Cenk de top kontrolü kötü bir santrfor ama iyi bir bitirici olması, temiz bir ayak içi olması ona bir sürü puanlar toplatmıştı. Tabi zor bir karakter olduğu için başarısının uzun soluklu olması mümkün olmuyor. İşte Karabükspor’un elinde kalan tek yaratıcı oyuncu Lua Lua’yı da nasıl apar topar gönderdiği malum.

Dediğim gibi hiç topu oynatmaya dair planı yok. Topu nasıl kazacağını ve hücumda da sadece duran toplarda neler yapabileceğini düşünüyor. Bunlar işte belli bir eşiğin altı fikirler. Bugünkü el ele tutuşma taktiği de zırvalık. Kendisi Einstein olmadığı için müthiş bir şey keşfetmedi. Kendisinden bahsederken “Kafka okuyorum” falan diyor ama (soyadı benziyor diye okumuş olabilir öyle bir egosu var maşallah) oyun olarak bir şey üretebildiği yok bugüne kadar. 10 kişi el ele tutuşsa açılabileceği alan belli, 20 metrelik bir çizgi yaratsan ne olur. İlk denemende sadece iki kişi Sneijder ve Drogba hiç konuşmadan 5 saniyeden futbol akıllarıyla anlaşarak bozdu işte planını. 20 metrenin arkasına, uzağa bir top atarsın, takımın en uzun oyuncusu en arkada kafayı indirir içeri ve bariz bir karambol. İlk denemelerinde de net pozisyon verdiler işte. Sneijder ve Drogba 5 saniyede panzehiri buldu. Sneijder en arkaya kesti, Drogba içeri çevirdi, Melo düzgün vursa gol. Sonra korner dönüşlerinde Jones’u falan geride bırakıp top onlara geldiğinde Mabiala gibi uzun oyuncularını da ilerde tutuyor. Topu tekrar şişirtiyor ki bu Mabiala'lar da indirsin falan. Bu taktiklerin 3. lig takımlarında da yapıldığını biliyorum. Tüm bunlara rağmen Kafkas çalışkan bir adam, genç ve fiziği iyi oyuncuları araştırıyor alıyor, iyi idman yaptırıyor ve dinamik bir takım kuruyor. Fakat bu şekilde başarılı olması benim umurumda değil (zaten başarılı olsa bile gelişemediği için, başka fikir üretemediği için ve zor bir karakter olduğu için sürekli olamıyor) ben futbol izlemek istiyorum nihayetinde....

Karabükspor’la ilgili söyleceğim son şey, ligin bence en güzel PR yapılan oyuncusu İshak. Nasıl bu kadar abartılabildiğine şaşırıyorum. Bir tek kale çizgisinin üzerine korner atabiliyor diye bir futbolcu bu kadar abartılabilirdi, helal olsun. Tabi Türk futbolu yorumcularının %90’ı maçları özet görüntüler üzerinden izlediği için normal.

Maça geçelim… Tamamı fizik üzerine kurulu herkesin topun arkasına geçtiği Karabükspor’a karşı Yekta’yla, Selçuk’la, Sabri’yle maça çıkan Mancini bence önce topu istedi. Veysel’i ve Ceyhun’u düşünmemesinden ilk bunu anladım. Sabri – Veysel arasındaki fark ne? Neden ‘top bende kalacak’ diyen takım için Sabri doğru tercih onu anlatayım. Veysel daha çok top kazanan, daha çok bire bir mücadeleye giren, hava toplarını karşılayabilen, ribaund topları kazanmayı bilen bir oyuncu. Mücadelesi bol, topun paylaşılamadığı maçlarda çok mücadeleye girip rakibi bozan, savunması daha iyi, hücumda daha az bindiren bir oyuncu, topu rakiple ortak kullanacaksanız (Beşiktaş maçındaki gibi) daha faydalıdır. Veysel’in fiziği size böyle maçlarda daha yardımcı olur ama top sizde kalacaksa ileri geri bindiren Sabri’nin dinamizminden yararlanmak tercih edilebilir. Mancini de bence bu nedenlerle ve Yekta-Selçuk gibi yumuşak oyuncularla şunu düşündü. “Tempo düşük olsun, pozisyon vermeyeyim, topu ben kontrol edeyim, az pozisyona da girsem bir tane atayım ve alayım, zaten geçmiş yıllarda bu deplasman böyle geçilmiş ben de onu yapayım” düşüncesindeydi Mancini...  İlk 15 dakika öyle olmadı. Karabükspor fiziksel olarak üstünlük kurdu ve top yaptırmadı, pozisyona da gireceği yoktu, sadece bozmayı düşünüyordu berbat bir maç izleyeceğimizi sanıyordum ki hakem İlker Meral devreye girdi. En ufak müdahalelerin hepsine faul çaldı ve bir oyuncu kaç kez kasti faul yaparsa yapsın, oyunu ne kadar keserse kessin sarı kart görmedi. 14-34. dakikalar arasında saydım tam 4 pozisyonda faul olmamasına rağmen Galatasaray lehine faul kararı verdi. Bu dört pozisyonda topun Galatasaray’da kalmayıp Karabükspor tarafından kazanılması oyunun Galatasaray lehine dönmesine engel olurdu bence. Hakem destekli Galatasaray topa sahip olunca farkını ortaya koymaya başladı.

Melo bu sezon 30 yaşında ve çabukluğunu kaybederken, yere daha sağlam basmayı, gücünü arttırmayı biliyor. Birazdan Selçuk ve Burak’ı eleştirirken bu fark çok mühim olacak. Melo koşu mesafesi olarak oldukça yetersiz bir ortasaha oyuncusu fakat gücünü kendisini bir “el bombası” olarak kullanarak mantıklı tüketiyor. O kadar güçlendi ki bir iki kritik yerde öyle sağlam hamleler yapıyor ve rakibin direkt psikolojisiyle oynuyor. Bugün 16. dakika ilk pozisyon 2 kişiyle boğuştu çıktı aradan pası verdi Burak saçma bir hareketle topu sol ayağıyla gol yapmaya çalıştı ve golü kaçırdı. Aynı pozisyonu Hamit sezonun ilk yarısında Bursaspor deplasmanında yapmıştı bu sefer Burak golü atmıştı. Hamit de çok güçlü ve yere çok sağlam basıyor. 5-10 dakika sonra yine Melo yine iki kişinin arasına girdi Musa arkadan kasti faulle durdurdu ama kart görmedi tabi. Tam kurnaz Türk hakemi rolü bu... Bol bol faul çal ama kart gösterme… Ki böylece oyuncular bol bol faul yapıp oyunu durdurmaya devam etsin. Sen kart vermedikçe ikinci sarı yani kırmızı için başın belaya girmez, bol bol faul de tempoyu düşürür ve oyunu daha rahat kontrol edebilirsin bir hakem olarak. İlk yarıda Jones iki kez biri Sneijder’e çok sert olmak üzere direkt bileklere bastı ve uyarı bile almadı mesela. Sonra Melo da basmaya başladı.

Not almışım dakika 18 Sneijder arka direğe müthiş kesmiş Drogba bomboş auta vurmuş kafayı. Sneijder bu kesmelere çalışıyor bence çünkü ilk devrede böyle değildi, çok tehlikeli kesmeler yapıyor. Akhisar maçında attırdığı korner golü, Galatasaray’ın Melo ve Drogba dışında kafaya çıkacak başka oyuncusu yok adam öyle bir kesiyor ki rakip müdahale edemiyor. Bugün de Drogba’ya süper kesti ama Drogba harcadı. Sneijder’in takımda kendine en iyi bakan oyuncu olduğunu düşünüyorum. Seneye kaptanlıklardan birini, saha içi liderliğini ve en yüksek maaşı alması gerektiğini düşünüyorum.

İlk yarının sonundaki pozisyon net penaltı, Drogba’nın asisti mükemmel. Penaltı olmasına karşın Burak’ın o pozisyonu %100 gol yapması lazım. O kadar erken zıplayıp o kadar dengesiz kaldı ki en küçük şarzda dağıldı. Geçen sene ki kafacı Burak’ı düşünün? Bu pozisyonu gözü kapalı gol yapmaz mıydı? Faule rağmen, hiç fark etmez. Fakat çalışmıyorlar!Burak da, Selçuk da Fatih Terim’in ardından gün be gün düşüş yaşadı fiziksel olarak. Burak 28’e, Selçuk 29’a geldi. Bu saatten sonra toparlanabilmeleri de zor. Zira bu doğa kanunu. Aynı şeyin Melo ve Hamit için de geçerli olduğu ortada. Artık en iyi dönemlerini yaşamıyorlar. Her geçen gün biraz daha düşecekler... Melo eksiklerini iyi yönlerini parlatarak kapatmak istiyor ama çok kaytarıyor, çok az koşuyor. Hamit de profesyonelliğiyle, sakatken bile fitness vs çalışarak zinde kalmak istiyor. Yani Galatasaray ortasası Selçuk-Melo-Hamit atletik özelliklerini yitirmiş yaşlı bir orta saha.

Dayanıklılığı yüksek her maç en az 12 kilometre koşan Ceyhun o yüzden top ondayken bir şey göstermese de skor tabelasına olumlu yansıtıyor performasını. Son aylarda Selçuk iyice düşüş yaşadı bir de Emre Çolak’ın sakatlığı kötü oldu Mancini için... Bu sene zor belki ama önümüzdeki sene Umut Gündoğan’ları falan rotasyona hazırlaması şart. Umut'u kendisi buldu ve çok istedi ama fiziksel olarak yetersiz olduğunu anlıyorum. Yaza bu genç oyuncuları iyi çalıştırmak zorunda. Zira bu kadar beli dönmeyen, ağır Selçuk’larla süreklilik çok zor…

Mancini bu hafta Sabah gazetesine röportaj verdi. “Ben oyuncularımdan %200 performans istiyorum. Yerli oyuncular bu takımın omurgası. Semih, Selçuk, Burak kilit isimler, onların çok iyi olması şart” diyor. “Fakat bazı oyuncularım bazı maçlarda ben %50’yle oynasam da bu maçı alabiliriz, yeterlidir psikolojisinde olabiliyorlar. Bunu kabul edemiyorum”diyor. “Bu kadarı bana yeter” mantalitesiyle ilgili ilk devredeki Elazığspor maçından sonra da basın toplantısında görüş bildirmişti Mancini. O maçta ilk 10 dakika skoru 2-0 yapan Galatasaray maçı da öyle bitirmişti. Maçın ilk devresinde Burak’la tartışmıştı Mancini ve bu tartışmayı kendisine maç sonu soran gazetecilere “Bu kadar yeter, mantığını kabullenemiyorum. Messi, Ronaldo ‘bu kadar yeter’ diyorlar mı? 3-4-5-6 ne kadar atabilirlerse o kadar atmak istiyorlar. Bu yüzden Burak’la tartıştım, o çok iyi bir insan ama ‘bu kadarı yeter’ diyerek gelişme şansı yok” demişti. Tabi çevirmen bunları çok daha yumuşak bir dile ve genelde Burak’ın iyi insan olmasının üzerinde durarak çevirmişti…

Şimdi Burak geçen sene olsa bir adım fazla atarak 16. Dakikadaki pozisyonda çalımı basıp boş kaleye golü atabilir veya kırmızı-penaltıya gidebilirdi. Ya da o kafa pozisyonunda faule rağmen golü atardı. Terim’den sonra “ben oldum” dediler ve esas Galatasaray şampiyonluktan oldu. Ligin ikinci yarısında oynanan deplasmanlarda Selçuk’a, Burak’a bakın işte…

Maça dönelim... İlk yarı sonuna kadar, eskisi gibi iyi olmasa da sürekli isteyen, arayan bir Burak vardı. Golü de öyle ya da böyle atabilecek gibiydi. Fakat o penaltı pozisyonundan sonra kendisine karşı yapılan terbiyesizlik yine başladı ve malum tezahüratlar duyuldu.

Bu yalancılığa gerçekten üzülüyorum. Burak, futbolcuların en az %80’inin yaptığı gibi kendisini darbe almadan yere atmış oyunculardan biri. Bunu Alex’in yaptığını da gördüm, Hakan Şükür’ün yaptığını da… (Hagi nedense yapmıyordu, yapmadığı için Adams’tan defalarca dirsek yiyince kendisini sırtüstü yere bırakmayıp karşılık verdiği için aforoz ediyorduk. Adam defalarca dirsek yedi suratına, herkes yüzünü tutup yere bırakır kendisini, Hagi gitti sırtına vurdu Adams’ın ve Adams attı kendisini Hagi de atıldı, ikili mücadelelerde hep ayakta kalmak için çaba harcıyordu, oyun stili öyleydi) ama Hagi tarzı oyuncular çok çok nadirdir. Messi de atıyor kendisini yere, Maradona’da. Hiç birine de bir at hırsızı çıkıp “emek hırsızı” demedi.

Burak futbol dışından da bildiğim kadarıyla saf, ürkek bir adam. Geçen de haber oldu zaten, dolandırıldı. Biri arıyor, bağış için para istediğini söylüyor, Burak da veriyor sorup soruşturmadan... Böyle bir adam işte... Bu malum televizyonlardaki at hırsızlarına da saygıda kusur etmez. O yüzden kendisi emek hırsızı olur. Ben çok beğendiğim ve sevdiğim Alex’in defalarca rakiplerine tabanla girdiğini gördüm, hiçbiri çıkıp “emekçileri sakatlayacaksın, seni emekçi katili seni” vs demedi. Herkes senelerce görmemezlikten geldi. Bence de görmemezlikten gelinebilir çünkü Alex'in art niyetli olmadığı bunun bir oyun karakteri olduğu belliydi. Burada, bu ülkede bazı başarılı oyuncuların, medyadaki sülükler tarafından hedef gösterilmeleri kulüp yönetimlerinin basiretleriyle de ilgili. Burak, Selçuk’a göre yine 'isteyen'bir oyuncu. Fakat bu yıl bütün deplasmanlarda neredeyse böyle demoralize ediliyor. Ben olsam 2. devreye Burak’la başlamazdım.

Nitekim 2. devre başladı 47. dakikada yine sırtı dönük top almaya geldi geriye, bunu yapmamayı öğrenmeli... Kaptırdı ve pozisyon verdi Galatasaray. O pozisyonun devamında Muslera’yı sakatlıyordu ve maç da 5-6 dakika durdu sayesinde. O sırada Galatasaray’da hala kalmasına nasıl izin verildiğini anlamadığım Ufuk da ısınmak yerine oturduğu yerden Muslera’yı izliyordu. Kulübeye “çalışkan” ve “isteyen” oyuncular oturtmak da önemli yine.

Duran oyunun ardından Galatasaray’ın dinamizmi düştü, yaşlı oyuncuların kondisyonu düştü. Bariz bir top kapma eksiği görüldü. Galatasaray verdiği topu geri alabilmek için çok beklemeye başladı. Bu da baskı kuramamasına neden oldu. Umut girdi biraz top kazanır gibi oldu ama o da bir pozisyonluk etkisini kendisine hiç yakışmayacak derecede amatörce bir koşu yaparak harcadı. Drogba ile 2’e 2 pozisyona girdiler. Drogba bekledi ve aralarındaki Karabüksporlu oyuncunun arkasından topu Umut’a verecekti. Zira önünden veremezdi çünkü oyuncunun kesme şansı vardı. Umut da inatla bu aradaki oyuncuyla aynı hizada koşarak pas alma şansını düşürdü. Halbuki iki adım duraklasa topu rakibinin arkasından alacak ve boş kaleye atacaktı.

Umut da takımın yaşlılarından… Galatasaray devre arası yaptığı gençleşme politikasını arttırarak devam ettirmeli. Misal Deniz Yılmaz, Umut’tan güçlü ve yere sağlam basan genç bir oyuncu. Onun gibi hem isteyen, doymamış, hem de genç, dinamik oyunculara ihtiyacı var Galatasaray’ın. Cenk’i ikinci kez ellerinden kaçırdılar ama Deniz ve Adem Büyük’ü kaçırmamaları lazım.

Geçen senenin en iyi iki oyuncusu Selçuk ve Burak, bu sene ikinci yarıdaki düşüşleriyle Galatasaray’ı şampiyonluktan ettiler. Yaşları da 29 ve 28 oldu. Galatasaray’ın önemli kararlar alabilmesi lazım. Burak’a 10 milyon küsurluk teklifler gelirse Olympiakos’un 14 milyona santrforunu satması gibi Burak’ı satabilmesi lazım. Burak'ın bundan sonra yaşından dolayı gerçekleşecek fiziksel düşüşle ciddi gerileme gösterebileceğini düşünüyorum. Drogba’ya verdiği büyük maaşı da her hafta oynayabilen güçlü ve dayanıklı bir santrfora vermesi Galatasaray’ın lehine olur. Bu sezon Galatasaray’ın artık şampiyonluk şansı olduğunu düşünmüyorum. Ancak bu şansı da özellikle bu maçta kaybetmediler. Bu maç 2. devrenin en zor deplasmanıydı zaten yaşlı, yumuşak ve pres gücü düşük Galatasaray'a en ters gelebilecek takım deplasmanda Karabükspor'du. Bu maça gelene kadar Antalyaspor maçında, Gaziantepspor maçında daha ciddi olup kazanmayı bilmeliydi Galatasaray. Hele hele Rizespor'u o kadar kötü yakalamışken...

Bu arada 2.’lik de Beşiktaş için çok önemli. Galatasaray 3. de olsa Şampiyonlar Ligi ön elemesinde çok zorlu bir takımla eşleşmez ama Beşiktaş için direkt katılım ile eleme maçı oynama arasındaki fark çok ciddi. Zorlu takımlarla eşleşebilirler çünkü. Galatasaray bu saatten sonra 3. de olsa, 4 gün sonra Chelsea’ye de elense, Türkiye kupasını da alamasa Mancini ile devam kararı almalı ve kadro içinde de radikal kararları alabilmeli.

YORUMLAR

gs91 15 Mart 2014 Cumartesi 15:30

Hocam senin şu maç yazıların sayesinde neyin ne olduğunu biraz daha iyi kavrayıp, ezbere konuşanlardan,hemen silip atanlardan olmuyoruz.İyi ki varsın

firatkasimoglu 15 Mart 2014 Cumartesi 17:34

eline,beynine sağlık.tabelaya bakmadan yazabilen,nesli tükenmekte olan bir arkadaşsın.manciniye destek önemli.

mcharun 15 Mart 2014 Cumartesi 21:25

Ustad, eline ve kalemine saglik. Bu mactaki yorumlarini cok merak ediyordum, fikirlerimiz uyusuyor ancak bu gercekleri teknik ekip neden goremiyor iste bunu cok merak ediyorum.

uyk_ra 16 Mart 2014 Pazar 01:07

yazınızda belirttiğiniz forvet tipi için öneriniz var mı acaba?

Hakan Karamanlı 16 Mart 2014 Pazar 01:43

Sinan Bey, yazılarınızı genel olarak beğensem de yazınızda geçen Selçuk ve Burak böyle oynarken Mancini ve/veya Drogba’yı daha fazla konuşmak saçmalık olur cümlesine katılamayacağım. Selçukun gösterdiği çok kötü performansa rağmen 90 dakika oyunda kalması kabul edilebilir bir şey değildi. Geçen hafta Ceyhun-Melo-Yekta üçlüsü gayet güzel oynamışken bu hafta Selçuk-Ceyhun değişikliğiyle yeniden dinamik bir ortasaha sağlanabilirdi.

Hakan Karamanlı 16 Mart 2014 Pazar 01:47

Selçuk-Ceyhun değişikliğinin (ve haliyle Yektanın Selçukun pozisyonunda oynamasının) neden yapılmadığını sorgulamamanız, okuyucularınızı Galatasarayın Selçuka muhtaç olduğu sonucuna götürüyor. Eğer Mancininin bu değişikliği yapmamasının mantıklı bir sebebi vardı ise keşke yazsaydınız. Ama bence hiçbir mantıklı açıklaması yok.

Hakan Karamanlı 16 Mart 2014 Pazar 01:48

İkinci olarak da şunu söylemek istiyorum, Burak kötü oynuyorsa bunda Mancininin de kabahati vardır. Futbolcuları motive etmek bir miktar da teknik direktörün maharetidir. Mancini Burakın yeterince hırslı olmadığını görüyorsa, onu hırslandıracak bir yol bulmalıydı. Geçen yıl 2 hafta yedek oturan Burakın nasıl hırslandığını hepimiz hatırlıyoruz.

Hakan Karamanlı 16 Mart 2014 Pazar 01:50

Dolayısıyla burada Mancini de kabahatlidir, oyunculara sözünü geçirmelidir, eğer Burak istediklerini yapmıyorsa maçta aldığı süreleri azaltmak zorundadır. Hoca söylemiş ama Burak dinlememiş, hoca daha ne yapsın denemez, zaten siz de böyle demiyorsunuz. Ama sadece Burak konusu bile, benim Mancininin oyuncuları etkileme kabiliyeti hakkında şüphelenmemi sağlıyor. Sizin de bundan şüphelenip şüphelenmediğinizi merak ediyorum doğrusu.

guido 16 Mart 2014 Pazar 10:35

Sizi uzun suredir okuyorum. Ozellikle Mancini konusunda asiri iyimser oldugunuzu dusunuyorum. Forveti uclemek oyun kuramayan Galaasaray icin ( ikinci yarida) en yanlis tercihti ki bide bu Umut gibi daginik bir oyuncu olunca. O kalabalik savunmada drogba size karambol sansi verecek tek oyuncu. Onu cikarip overrated ceyhun u almak anlamsiz bir hareketti ki bence ceyhun u genis alanda hucum edebilmek yani bekleri ileri cikarabilmek icin yapti. Melo yu ileri cikarmak icin degil cunku melo tandeme

guido 16 Mart 2014 Pazar 10:40

Tandeme gecti ama iletisimzislikten olmali beer ileri cikmadi. Deasmanlarda surekli berabere kaliyoruz ve Mancini nin yaptigi hic bir müdahale katki yapmiyor. City deki müdahalesi de Yaya nin ustun ozelliklerine denk geldiğini düşünüyorum.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları