Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Lider Fenerbahçe haftalar sonra, son dakikada kazandığı birçok maçtan sonra nihayet puan kaybetmiş ve Galatasaray’a aradaki puan farkını eritme şansı vermişti. Galatasaraylı futbolcular ise belli ki şampiyonluk hesapları yapacak arzuda ve hırsta değildi.

Şampiyonluk hesapları yapan, puan durumu ve fikstürü eline alıp matematik çalışan Galatasaray taraftarları Kasımpaşa stadında kendilerine ayrılan yeri tamamen doldurmuş ve 90 dakika boyunca tezahüratlarla takımlarına destek de vermişlerdi ancak aynı istek Galatasaray futbolcularının yüreğinde yoktu. Belki bir iki ismi bu ifademin dışına çıkarabiliriz ama genel anlamda bariz bir isteksizlik olduğu ortada. İsteyen oyunculara yazının devamında değinirim.

2008 yılından, yakın geçmişten bir örnek paylaşmak istiyorum. Galatasaraylı futbolcuların kazan kaldırması sonucu görevine son verilen Feldkamp’ın yerine ligin bitimine 6 hafta kala hatırlarsınız Cevat Güler teknik adamlığa getirilmişti. Galatasaray’ın o dönem fizyoterapisti olan Güler birden teknik adamlık koltuğuna oturduğunda herkes şaşırmıştı. Galatasaray şampiyonluğa gidiyordu elbet uzun vadeli ya da geçici olarak her hangi bir teknik direktörle anlaşabilirdi. Bu aslında takımın kazan kaldıran tecrübeli futbolcularına yönetim tarafından bir sorumluluktu bunu herkes biliyordu.

Şampiyonluk maçından bir hafta önce Galatasaray Sivasspor’la deplasmanda oynamış ve rakibini 3-5 yenerek şampiyonluk kapılarını ardına kadar aralamıştı.

O özel sezonda Fenerbahçe kadrosu bugünün aksine Galatasaray’ın çok daha üzerinde bir kaliteye sahipti. Zira aynı sezonun başında Adnan Polat Feldkamp’a bir yapılanma görevi vermiş ve harcamalar kısıtlanmıştı. Feldkamp kendisini İstanbul’a getiren uçakta yönetimden futbolcuların maaş listesini istemiş ve 36 yaşındaki Mondragon’un en çok maaşı aldığı görmüş, üstünü daha o zaman çizmişti. Mondragon’la birlikte birçok yüksek maaş alan oyuncuyu göndermek istedi. Necati’yi, Emre Aşık, Orhan Ak’ı Hasan Kabze’yi, Tomas’ı gönderip takımın yaş ortalamasını da çok düşürmüştü. Servet, Hakan Balta, Alman Bundesliga 2. Liginden getirdiği Barış ve Serkan’la Galatasaray beklenenden çok iyi bir sezon geçirdi. Hatta tarihinin Avrupa’daki en başarılı sezonunu geçiren Şampiyonlar Ligi’nde Çeyrek Final oynayan Fenerbahçe’yi de o sezon geçip şampiyon olmayı başardı bu genç kadro.

Ne var ki, Sivasspor deplasmanından sonra gazeteleri açtığımda şu haberleri okuyordum. “Kaptanlar gemiye sahip çıktı” “Hasan Şaş takımı motive etti” “Koltuk değnekleriyle gelen şampiyonluk”

Neymiş o ‘değnek’ anlatayım. Hani şu teknik direktörlerin dillerine yapışmış “elimde sihirli değnek yok” sözü vardır ya. Zaman isterler… Aslında sihirli değnek olabilir. Siz basını kullanmasını bilirseniz, basın size böyle sihirli cümlelerle bir değnek icat edebilir.

O sezon Galatasaray’la sadece 5 lig maçına çıkan, 5 kez de sonradan oyuna giren Hasan Şaş’ın şampiyonluğun mimarı gibi gösterilmesi nasıl sağlanabilir? Şöyle bir haberle olabilir mi?

“Her zaman olduğu gibi yine sakatlıklarla boğuşan Hasan Şaş takımını yalnız bırakmamış ve Sivasspor maçına doktorların tüm ikazlarına rağmen gitmek istemiş. Takım arkadaşlarını yalnız bırakamazmış! Vs vs vs…”

Haberi ilk okuduğumda Hasan Şaş’ın 3 günlük ömrü kalmış da buna rağmen tüm ikazları reddedip koltuk değnekleriyle İstanbul’dan Sivas’a yayan gitmiş sandım. Halbuki öyle değilmiş çok şaşırdım. Uçakla Sivas'a gelmiş, otobüsle de maça, 3-5'lik çok da güzel bir maç izlemiş. Evde maçı izlemekten çok daha zevkli olduğu kesin. Fakat anlatım o kadar destansı ki insan okuyunca Hasan Şaş yayan gitti zannediyor.

Efendim o dönem 'ağabeyler' pasları kendilerine atmayan gençlere kızabilir, mevcut başarıları da elbette kendileri üstlenebilirdi. Basındaki birçok dostuna böyle ‘ağlatan’ haberler yazdırabilirlerdi. Nitekim taraftarlar 30 küsur maç oynamış Arda Turan’lara, Hakan Balta’lara, Barış’lara, Mehmet Topal’lara bu gençlere değil de şampiyonluğu Hasan Şaş’a, Hakan Şükür’e bağlayabilirlerdi.

Velakin hatalı bir yönetimle alınan bir başarının uzun vadede yarar getirmeyeceği belliydi. Bir önceki sene teknik direktör göndertebilecek yetki verdiğiniz takımın ağbeyleri bir sonraki sene Skibbe’yi de gönderebilirlerdi zira bu alışkanlık. Bu sezon aynı basiretsizliği Bursaspor yönetiminde de görüyoruz. X futbolcu sezon başı bir maçtan önce bir Bursaspor yöneticisiyle soyunma odasında sigara içip Hikmet Karaman’ı gönderebilirse 10 hafta sonra Batalla da “Daum’la ben çalışmıyorum” deme cesaretini gösterebilir. Futbolculara böyle saçma bir yetki verirseniz sonuçlarından kaçamazsınız.

Bir sonraki sene de Skibbe gönderilip yerine Bülent Korkmaz geldiğinde Lincoln hakkında birden çıkan akıl almaz haberleri şimdi hatırlayınca biraz gülümsedim. O dönem gazeteci ağabeylerimizden Bülent Timurlenk bir yazısında bu haberleri medyaya sızdıranın Hasan Şaş olduğunu yazmıştı üstü kapalı bir şekilde. Ehh malum Hamburg maçına da Lincoln’ün yerine 90 kilo olmuş Hasan Şaş’ın girdiğini hatırlarsınız. O an içimden keşke koltuk değnekleriyle Sivas’a falan gitmek yerine 2-3 aylık sakatlığı boyunca yediğine içtiğine dikkat etseymiş diye düşünmüştüm.

Tüm bunlara… Türk futbolundaki yabancı düşmanlığına dair çok yazı yazdım bu güne kadar ve fakat Galatasaray’da devir değişti ve işler 180 derece tersine döndü. Bugün geldiğimiz noktada eskiden ötelenen yabancılara değil, şimdi yabancıların almadığı sorumluluğu kambur gibi sırtlarında taşıyan Türklere acır hale geldim.

Rakibiniz nihayet puan kaybetmiş. Siz lig ikincisiyle maça çıkıyorsunuz. Kazanmanız halinde puan farkı 7’e inecek ve bir bakıyorsunuz takımın en büyük ikinci yıldızı 4 milyon Euro maaş alan futbolcusu bu maçtan bir gün önce teknik direktöründen izin alıyor ve İtalya’ya gidiyor. Gerçi nereye gittiği de belli değil. Mancini maçtan sonra kendisine Sneijder’i soranlara “Bilmiyorum, İspanya ya da İtalya’ya gitmiştir” diyebiliyor. Yahu bu ne laubalilik? Sakatsan -ki değilsin daha 4 gün önce Real Madrid maçında sonradan oyuna giriyorsun- böyle önemli bir maç öncesi de İtalya’ya gitmeyiver. Takımınla birlikte bulun. Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bu şekilde takım olunabilir mi? O zaman her sakatlanan, her cezalı duruma düşen gitsin memleketine gezsin, gelsin. Bir kere Sneijder’in bu izni 2 aydır Galatasaray’ın teknik direktörü olan Mancini’den istemesi de beni tam olarak tatmin etmiyor. Yani kararı tabi ki Mancini verir ama Galatasaray taraftarı ve camiası da durumdan haberdar edilir. Sneijder’in bu izne gerçekten ihtiyacı olabilir, ailevi sorunları olabilir, annesi babası hasta olabilir, bu durumu normal karşılamamızı sağlayacak özel durumlar da olabilir ancak bu bahaneler önce Mancini’ye değil bu takımı senelerdir destekleyen Galatasaray taraftarına ve kendisine 4 milyon Euro ödeyen Galatasaray yönetimine açık açık söylenmelidir. Hoş bu gözler babası vefat ettiğinde sakallı ve perişan suratıyla maça çıkıp herkesten çok mücadele eden Hagi'yi de gördü! Neyse ki ben, şahsım adına herhangi bir futbolcudan Hagi karakteri beklememeyi öğreneli çok oldu.

Tabi ki sadece kalitesine hayran olduğum Sneijder’den ibaret değil bu ruhsuzluk. Böyle bir maçta Kasımpaşa futbolcularından daha çok zaman geçiren, her pozisyonda yerde yatan bir Eboue de inanın jübile yada bir gösteri maçında oynuyormuş gibi umarsız ve rahatsız edici. Artık Galatasaray’ın Eboue kanserinden kurtulması gerekiyor. Galatasaray’a şüphesiz hiç yakışmıyor Eboue. Sivasspor ve Kasımpaşa maçlarında son iki lig maçında kendisine penaltı yapıldı ama hakemler ikisini de inandırıcı bulmadılar. Neden acaba? En küçük bir darbede kurşun yemiş gibi dakikalarca yerde yattığından olabilir mi?

Chedjou deseniz Lille ile bir devrim yapmış Fransa Ligi’nde şampiyon olmuş bir oyuncu. Geçen sene Fransa Ligi’nde yılın en iyi defans oyuncusu seçilmiş bir isim. Bu unvanı alabilmeniz için en azından üstün bir performans sergilemeniz gerekir. Kalitesiz olsanız bile, Galatasaray scoutları yada teknik heyeti yine yanlış bir kalite değerlendirmesi yapıp sizi tercih etmiş olsa bile siz en azından geçen sene üstün bir performans göstermiş olmalısınız. İşte bu performansın aynısını değil bari yarısını Galatasaray’da görsek herhalde dişimizi kıracağız. Chedjou kötü pozisyon alabilir, konsantrasyonu düşük olabilir, adam markajı kötü olabilir ama en azından çok atlet ve fizik kapasitesi çok yüksek bir oyuncu olduğu belli. Ve fakat bir stoper için fazlasıyla umursamaz! Geçen sene Fransa ligi gibi futbolcuların değil adeta canavarların oynadığı bir ligde hiç de böyle yumuşak bir futbol oynadığını sanmıyorum. Etliye sütlüye bulaşmadan, rakibine atlamadan, tekmeye kafa sokmadan stoperlik yapılır mı? Ha yapılır ama o zaman adınızın ve kalitenizin Popescu olması gerekir!

Drogba’ya bakıyorsunuz Türkiye liglerinde Hagi’den sonra gördüğüm en büyük yetenek isteksiz olduğunu da düşünmüyorum. Bugün Eray’ı sık sık el hareketleriyle 'çabuk ol' diye uyardığını da gördüm ancak o da fiziksel olarak ciddi düşüşte. Real Madrid maçından sonra bu maçın özellikle son yarım saatinde çok yoruldu. Artık 4 günde 2 maç kaldıramıyor. Ofsayttan sürekli yürüyerek çıkıyor. Son yarım saatte savunmadan uzun atılan topların neredeyse tamamında ofsayttı ama yan hakem bunları kaçırdı. Hala daha Galatasaray yönetiminin Drogba’ya 2 senelik kontrat önerdiği söyleniyor. Bu nasıl bir iş adamlığı ben anlamadım.

Seneye yabancı kuralı 5+0+3’e düşüyor. Türkiye’nin yerli en iyi forveti Burak ve Umut sizde hala daha yabancı transferinizi 36 yaşındaki Drogba’yla santrfora yapmak nasıl bir kadro planlaması olur?

Çilek alacaksanız defans hattına alın.

Bakın Türkiye’de ofans oyuncuları, üstün fizikli oyuncular yetişir ama zeki oyuncular, soğukkanlı, defans oyuncuları yetişmez, hiç yetişmedi. Siz hiç Türk futbol tarihinde zor gol yiyip, zor atan bir Türk Milli takımı hatırlıyor musunuz? Herhangi bir dönem Yunanistan gibi defansif oyuncu çıkardığımızı hatırlıyor musunuz? Bakın Yunanistan kapı komşumuz olmasına rağmen bizim tam tersimiz. Onlar süratli, yaratıcı hücum oyuncuları yetiştiremiyor ancak zeki, soğukkanlı, pozisyon bilgisi üstün defans oyuncuları yetiştiriyorlar.

Daha önceki yazılarımda da yazmıştım. Bence bu ligde bir 'geçer akçe' var. Savunmaya yabancı kuralının el verdiği kadar yabancı oyuncu al. Hücuma bir lider, organizatör yabancı koy kadronu böyle kur.

Falco ve Götz ile Gütschow, Uche ve Höng ile Okocha, Popescu ve Filipescu ile Hagi, Popescu ve Taffarel ile Hagi, Cordoba, Zago, Ronaldo ve önlerinde Guinti ile (30 yılda bir çıkacak yerli lider ve hücum organizatörü) Sergen, Luciano ve Tomas ile van Hooıjdonk, Song ve Tomas ile İliç, Lugano ve Edu ile Alex vs vs .

Bunu ilk olarak 1992-1993 sezonunda Feldkamp’ın fark ettiğini düşünüyorum. Derwall’in kitabında arkadaşlıklarından söz ettiği Kalli Alman arkadaşından bu konular hakkında tüyo da almış olabilir. Zira Galatasaray’a gelir gelmez Falco ve Stumpf’u da beraberinde getirmiş. O zamanın duayen(!) yorumcuları ise bu transferleri komik bulup santrfora yıldız yabancı oyuncu getirmek varken yabancı transferleri stopere harcamasından dolayı Kalli’yle dalga geçmeye kalkmışlar. Santrforlarda genç ve sürekli gol kaçıran Hakan varken ne stoperi demişler. Tabi o zaman ligimiz şimdiki PTT 1. Liginden farksız. İleri koy süratli, fizikli santrforları zeminler berbat şişir ileri gol atsın. Sonra o Kalli'nin takımının Metin-Ali-Feyyaz'lı Beşiktaş hegemonyasını nasıl yıktığını da söyleyelim.

Demem o ki Türk futbolcusuna “koş aslanım, hadi koçum, bas, saldır” dediğinizde karşılık alırsınız ama "soğukkanlı ol, pozisyonunu koru, konsantrasyonunu kaybetme” dediğinizde ne alacağınız belli olmaz. Hücum sadece yetenek ve üstün fizikle yapılabilir ama savunma mental bir iştir ve mentali güçlü olmayan yapamaz.  Türk futbolcusunun da yaratıcı ve bireysel oyundaki zekasından söz edebiliriz. Arda’lar, Sergen’ler,  Tümer’ler, Yusuf’lar hatta Bilal’ler vs her seviyede böyle oyuncular çıkar Türkiye’de ama bireysel değil de daha kompakt takım olarak zeka gerektiren mevkilerde zeki oyuncu yetişmiyor Türkiye’de. Ujfalusi gibi, Popescu gibi Türk stoper hatırlıyor musunuz? Bülent Korkmaz, Alpay hep üstün fizik ve mücadele güçleriyle ön plana çıktılar. Bu oyunculara kimse “kusursuz bir pozisyon bilgisi vardı” şeklinde övgüler söylememiştir.

Yani Türkiye’den süratli ve yetenekli kanat oyuncusu çıkar yetenekli ofansif ortasaha oyuncusu da çıkar, çok koşan üstün fizikli santrforlar da çıkar, mücadele gücü üstün ön libero ve bekler de çıkar ama lider karakterli, iyi bir hücum organizatörü ve yine lider, mental olarak güçlü stoper ve kaleci zor çıkar.

Siz transfer politikanızı bu doğrulara göre değil de “nerede çilek varsa kendi hasadımıza bakmadan alalım” şeklinde yaparsanız böyle olur. Türk futbolunun yükselen yıldızı, Milli takımın Arda’dan sonra en değerli oyuncusu, oyun kurucunuz Selçuk sizin elinizde, siz hala dünya çapında başka oyun kurucu alıyorsunuz. Burak-Umut gibi en iyi Türk santrforlar sizde siz hala çilek santrfor alıyorsunuz. Sonra beklerinizde Sabri’ye muhtaç kalıyorsunuz. ‘Üstü forma, altı sorma’ bir takım yaratıyorsunuz.

Fenerbahçe maçı dahil son haftalarda bakıyorum Selçuk’a takımın sürekli en çok koşan isteyen oyuncusu. Sözde görevi oyun kurucu olmak ama sürekli rakiplerle boğuşurken görüyorum. Yahu bu iş aslında Melo’nun değil mi? Takımda en çok koşması gereken adam Selçuk değil Melo olmalı! Selçuk'un Melo'dan çok koşması kadar gülünç ne olabilir? Bir oyun kurucunun bir defansif ortasahadan çok koştuğu hangi takımda görülmüş? Topu kullanan adamı hem herkesten çok koşturuyorsun hem de ondan sonra onun bitirici pasları da milimetrik atmasını bekliyorsun. Selçuk’u izlerken bugün resmen üzüldüm. Kasımpaşa oyun kurucusu Castro bile haline üzülmüştür Selçuk'un. Kasımpaşa kadrosu Castro'yu el üstünde tutuyor çünkü. Kerem veya bu maçta Donk o rahat oyun kursun diye sürekli koşup mücadele ediyorlar. Fenerbahçe maçında top falan oynamayan Melo, Real Madrid maçında yenilen gollerin hiç birinde kadraja bile giremiyor. Son vuruşlardan önce rakibin önüne yatmaya çalışan sürekli gerilerden gelen Selçuk. Eh bu kadarı da olmaz. Kalitesine bir şey asla demiyorum. Melo'nun neler yapabildiğini son 2.5 senede çok iyi gördük ama bu kadar istikrarsızlığı hiçbir takım kaldıramaz. Saydığım oyunculardan Eboue, Drogba, Melo, Sneijder hiçbirinin kalitesinden gram şüphe duymuyorum ama sadece kalite de yetmiyor.

Dün Mehmet Topal’ı hayranlıkla izlerken aklıma geldi. Aynı Mehmet geçen sene Türkiye Kupası finalinde de Trabzonspor'a karşı maçın adamıydı. Bu sene Galatasaray maçında da maçın adamıydı. Dün gece Beşiktaş derbisinde de takımı adına sahanın en iyisiydi. Bu Mehmet’i de Kalli çıkarıp ilk 11’e koymuştu. Sonra Rijkaard zamanında takımın oyun anlayışı kendisine uymadığı için biraz düşüş yaşadı. Rijkaard’ın kısmen düşük tempolu savunmadan topu kısa ve çok pas yaparak hücuma aktaran oyununda Mehmet yetenek olarak yetersiz kalıyordu. Ancak Mehmet pek yetenekli olmasa da oldukça akıllı ve konsantrasyonu yüksek bir oyuncu. Temposu yüksek maçlarda özellikle Fenerbahçe’nin tamamen oyuna hükmetmesi beklenmeyen iki takımın birbirine yakın güçte mücadele ettiği maçlarda Mehmet çok verimli bir oyuncu. Belki top kontrolü iyi değil, top süremiyor ama soğukkanlı, baskı kaldırmayı biliyor, markaj becerisi çok yüksek Galatasaray’dayken birçok Fenerbahçe maçında Alex’i birebir marke edip sahadan sildiği çok maçı vardır. Büyük maçlarda her zaman çok iyi. Top kapma becerisi yüzünden örümcek lakabı almış bir oyuncudur.

Galatasaray Real Madrid’ten iki maçta bu kadar gol yerken bence savunmasının hatalarına yandığı kadar ortasahasının savunmasına yardım etmemesine de yanmalı.  Galatasaray savunmasıyla ortasahası arasında neredeyse 30-40 metrelik bir fark var ve bu bölgede rakip takım hücumcuları elini kolunu sallaya sallaya top alıp oyun kurabiliyorlar. Eh bunu Madrid’li hücum oyuncularının yapmasına izin verirseniz de tabi ki en az 4’lük olursunuz. Galatasaray 2.5 senedir hiç derinde (yani savunma ile ortasaha arasında önlibero) futbolcu kullanmıyor. Bu ligimizde 2.5 senedir Selçuk ve Melo’nun kalitesiyle örtbas ettiği bir durumdu ama Avrupa’da durum öyle değil. Avrupa derken de Cluj ve Braga’dan bahsetmiyorum. Juvestus’tan, Real Madrid’ten, Schalke’den bahsediyorum. Galatasaray Schalke’yi deplasmanda yetenekli oyuncularıyla eledi ama nasıl eledi hatırlayın. Schalke Galatasaray’ı kendi ceza alanına hapsetmişti. O Schalke maçına en çok benzettiğiniz maç hangisi? Tabi ki bu seneki Juventus maçı. Bugün Kasımpaşa’nın bütün pozisyonlarında Scarione’nin bomboş kaldığını görüyoruz, zira ona yakın oynayabilecek bir oyuncu yok. Bir sürü de gol kaçırdı.

İşte Galatasaray bu Mehmet Topal’ı önce tribünlerce ıslıklayıp sonra da 4.5 milyon Euro’ya Valencia’ya sattı. Hoş Mehmet de gitmek istedi ama yönetim ve taraftarlar sahip çıkabilirdi. Öyle olmadı.

4.5 Milyona Mehmet’i satan Galatasaray 8.5 Milyona Amrabat, 2.5 milyona Yiğit Gökoğlan falan alabildi. Bugün Galatasaray’ın Mehmet’i satmadığını, Melo yerine de Alper’i transfer ettiğini düşünün.

Sneijder yerine çilek sol açık ve Drogba yerine de çilek Terry aldığını düşünün.

Muslera- yabancı sağbek – Terry – Semih – yabancı solbek – Mehmet Topal – Alper – Selçuk – Bruma – Nani ve Burak ile mükemmel bir kadro kurabilir kolay kolay gol yemeyen bir ekip olabilirdi.

Bruma'ya da üzülüyorum takım oyununa hiç müsait olmayan bir ekipte verimsiz görünüyor. Halbuki Galatasaray'ın en iyi takım oyunu oynayabildiği Sneijder'li 4-2-3-1 sisteminde İstanbul'daki Kopenhag ve Ç. Rizespor maçlarında ne kadar yetenekli olduğunu gösterebilmişti. Bu günkü kötü oyununda zeminin berbat olmasının da payı var. Mancini bu sahada pazartesi günü oynanan Beşiktaş-Konyaspor maçını izlemiş olsa zeminin ne kadar kötü olduğunu görür ve baştan Riera, Bruma gibi top kullanan oyuncularla oynamak yerine Umut'la başlar ve kısa pası yasaklayıp sürekli uzun top yaptırırdı. Bunu keşfetmesi de 2. yarıyı bulmazdı. Ben bir gazeteci olarak pazartesi günü Beşiktaş-Konyaspor maçını gidip yerinde izleyip sahanın durumunu gördüysem Mancini'nin de görmesi gerekirdi!

Maçtan bağımsız olarak Galatasaray bazı bölgeleri çok kaliteli bazı bölgeleri çok kalitesiz ilginç bir takım haline geldi. Şüphesiz böyle yukarda örneğini verdiğim gibi defans hattı bol yabancılı bir ekibi Lucescu gibi teknik adamlar yapabilirdi.

Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi ise yabancı kuralı 3 yıllık bir plan dahilinde her sene azalırken inadına yabancı oyuncu transfer etmeyi yeğlediler. Şimdi Galatasaray’da kazandığının iki katına Milli Takımla sözleşme imzalayan, kendisi basın toplantısında da belirttiği üzere başbakan tarafından direkt atanan, Türk futbolunun en yetkili kişisi Fatih Terim halen bu konularda da bir yorum yapmış değil. Kendisini şaşkınlıkla izlediğimi itiraf etmeliyim. Onun gibi büyük bir isimden böyle bir suskunluk beklemiyordum. Terim doğru bildiklerini ifade etmekten çekinmeyen bir liderdi bana göre… Hâlbuki şimdi, 3 ay önce yabancı kuralı hakkındaki düşüncelerini, Türk futbolunun en yetkili kişisi olunca unutmuş gibi davranıyor. Türk futbolunun en yetkili kişisi tanımını yaparken Yıldırım Demirören ve ekibinin bir perde olduğunu düşünüyorum zaten öyle olmalı Fatih Terim’in olduğu yerde onlara söz düşmemeli. Zira başbakan da Fatih Terim’le sık sık görüşüyorsa eminim ki birlikte uzun vadeli planları vardır. Gel gelelim Fatih Terim bu planların neresinde olacak? 35 milyon Euro’yu alıp, Devlet futbolu yönetirken 3 ay önce söylediklerini unutan, başbakanın belgesellerinde falan oynayan bir figür olup susacak mı? Yoksa her zaman bildiğimiz Fatih Terim gibi mi davranacak? Göreceğiz.

YORUMLAR

İlk yorumu siz yapın!



Sinan Yılmaz Köşe Yazıları