Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Maç öncesi Rıza Çalımbay: “Tabi Galatasaray çok zor bir rakip, bir kere çok değişik hücum edebiliyorlar, ne zaman ne yapacaklarını tahmin edemiyorsunuz” gibi açıklamalar yaptı. Bu açıklamayı okuduktan sonra Mersin futbolcuları ne oynarsa oynasın, Galatasaray’ın maçı öyle ya da böyle alacağını düşünmüştüm. Maçtan sonra da “Oyuncularımı uyarmıştım, İstanbul’da Kadıköy’de ve Arena’da hakemler tribün tarafından etki altına alınır o yüzden siz bulduğunuzu atmalısınız, atamazsanız, Galatasaray, Fenerbahçe affetmez demiştim.” dedi.

Bu açıklamalar, Rıza Çalımbay’ın oyuncularını maça rahat başlama konusunda olumlu etkileyecek fakat daha sonra kaderine mahkûm kılacak açıklamalardı. Zira kılıf çoktan hazırdı. ‘Hakem etkilenir’ ve ‘Galatasaray çok değişik oynayabilen çok güçlü bir takım’ açıklamaları hiç de oyuncularınıza güven aşılayabileceğiniz açıklamalar değil. Rıza Çalımbay’ın bu maça daha baştan kâğıt üzerinde sıfır puan yazdığının göstergeleri.

İlk açıklamaya bakalım. Ne demek değişik oynamak? Demek istiyor ki, bir Sneijder uzun şut atar, bir Burak savunma arkasına koşar, bir Selçuk frikik vurur, bir duran topa Chedjou gider, ne olacağı belli değil. Neden? Çünkü artık Burak ve Umut hücumda çok fazla koşuyor, siz onları takip ederken arkada onların açtığı alanları topla veya topsuz dolduracak akıllı ve yetenekli ortasaha oyuncuları var. Doğru ama bu pek de yeterli bir marifet değil.

Buna göre bir oyun plana kurgulamak ve rakibin güçlü yanlarını maç içinde çok kullanamamasını sağlayıp, rakibin zayıf yanlarından yararlanmak sizin işiniz.

Hücumda çok değişik işler yapabilmek bir takım becerisi değil, oyuncuların bireysel yetenekleridir. Misal Barcelona hep aynı hücum setlerini mükemmelleşmiş seviyede yapar, Bayern Münih de öyle Mandzukiç ve öncesinde Costa ile oynayan Simeone öyle. Fatih Terim’in 2012-2013 kadrosu öyle, Ersun Yanal’ın 2013-2014 sezonu öyle. Bunlar sistem takımları yaratmışlar ve belli hücum planlarına sahipler. O hücum planlarını da ezberleyerek sürekli yaparak ve bunları en şekilde yapabilecek yetenekte oyunculara sahip olarak gerçekleştiriyorlar.

Misal Terim’in ilk kurduğu takım, ortasahada çok kalabalık ve tamamen çift yönlü, rakiplerini sürekli göbekten delebilen bir takımdı. Nasıl verkaçlarla ve duvar olmalarla, göbekten ekstra koşularla gol atacağını bilirdiniz. Geçen seneki Ersun Yanal dönemi de öyle. Fenerbahçe’nin nasıl hücum edeceği çok ama çok belli olmasına rağmen fizik güçlerini durduramazdınız.

Şimdi Galatasaray istiyor, isteme konusunda arzu büyük ama nasıl yapacağı konusunda oturmuş bir plan yok. Galatasaray ne oynuyor dediğinizde henüz elle tutulur bir hücum planı yok. Tek yaptıkları kaos. Rıza hoca da bunu olumlu kullanıp taktik hamlelerle lehine çevireceğine, bir mazerete dönüştürüyor.

Zaten kafada kaybetmişler. Kalecinin maçtan sonra yaptığı akıl almaz açıklamalarda bu beyin yıkamanın sonucu. “Bak sizin orada hakkınızı yerler o yüzden bir değil iki gol atın, bir değil iki kişilik koşun” konuşmalarının bir dışavurumu. Yoksa kaleci bariz hatalı, kalesini erken terk edemediği için topa yetişememiş, Burak’ın ayaklarına uçmuş ve diyor ki ben penaltı yapmadım. Ee ne yaptın? Burak Casper mı? İçinden mi geçecektin adamın? Şu penaltı pozisyonlarında olaya forvet gözüyle hiç bakılmaz. Ben o tarz pozisyonlarda forvet oyuncularına acıyorum. Bazen bu pozisyona benzer şöyle ataklar olur. Forvet ile kaleci topa koşar, saniyelik pozisyonlardır, kaleci uçar, forvet daha hızlıdır, topa dokunur ve kaleci ile çarpışmamak için onun üzerinden atlar. Fakat o atlama ona bir iki adım kaybettirir ve topa yetişemez, açısını kaybeder ve golü atamaz. Bence bu pozisyon bile penaltıdır. Zira bir engellemedir bu! Kaleci topa dokunamamış ve benim altıma yatmış, ben zıplamak, sendelemek hızımı ve açımı kaybedip golü kaçırmak zorunda mıyım? İnsanlar saçma şekilde bu pozisyonları yorumlarken, temas var mı yok mu diye bakıyor. Şaka gibi. Engelleme yahu bu pozisyonlar. Engelleme de faul demek zaten!

Buna rağmen maçtan sonra Rıza Çalımbay “Kalecime sordum kesinlikle penaltı yokmuş” dedi. Gülemedim basın toplantısında olduğum için. Mersin Başkanı da açıklama yaptı, “Penaltı yoktu hakkımız yendi” diye. Tüm bunlar eziklik psikolojisinin dışa vurumuydu. Maç başından sonuna aynı tablo. Dahası Rıza Çalımbay’ın söylediği hep aynı acıklı türkü. Çalımbay’ın neden senelerdir Anadolu takımlarını çalıştırırken İstanbul’da büyüklere diş geçiremediğinin kanıtı bu açıklamalar.

Neyse maça geçelim. Galatasaray maça rehavet altında başladı. Konsantre olamadılar. İki formsuz ve güçsüz oyuncu Semih ve Telles yaptıkları basit hatalar ile pozisyon verdirdiler, biri golle sonuçlandı. Sonra Galatasaray bir şans golü atıp durumu eşitledi ve ardından oyuna ağırlığını koyup maçı rayına oturtması gerekirken kaosa devam ettiler. Şuursuz bir pres sonucu herkesin pozisyonunu kaybettiği atakta Chedjou saçma sapan bir faulle penaltı yaptı. Durum 1-2 olduktan sonra da ilk yarı sonuna kadar kim ne yaptı hatırlamıyorum.

Üzerine çok fazla yazılabilecek bir maç değil. Zira ne bir düzen ne de akıl var. Sadece, istek ve hırs. Şuan pek ‘epik şiir’ yazasım da yok. Zira bu epik şiirler Avrupa’da hiç işe yaramıyor. Galatasaray’ın akıl olarak gelişmesi için ayaklarının yere basması gerekli. Bir büyük takım için sadece iştahlı oyunun yetmeyeceğini görmeleri şart.

Devre arası Hamza hoca “Hakemi bırakın ve oyuna bakın” demiş. Çok mantıklı bir konuşma. 2. yarı Galatasaraylı oyuncuların konsantrasyonları arttı. Tabi bir akıllı oyuncu Hamit’in girmesi de etkili oldu.

Defansif açıdan Galatasaray berbat bir maç çıkardı. Chedjou yüzde yüz gol olabilece 3 basit hata yaptı. Bir penaltı, bir top kaybı ve Hakan’ın çıkardığı pozisyon, bir de arkasında forvet oyuncusu varken Muslera’ya pas atması. Semih’in yine zayıflığı dikkat çekiciydi. Telles yine aynı…

Hamza hoca bu zayıflıkları “İdmanlarda çok çalışıyoruz ve açıkçası bu maçta böyle bir düşüş bekliyordum, idmanlarda nasıl çalıştığımızı görseniz siz de anlarsınız” diyerek yorgunluğa bağladı. Bunu bizim görmemiz tabi sezonun ikinci yarısını bulacak. Umarım hoca haklıdır.

Maç sonu Hamza hocaya ‘hakem dışında’ soracak soru aklıma gelmeyince Melo’yu sorayım dedim. (Ortada bir oyun yoktu ve sağ olsun hakem Fırat Aydınus her zamanki gibi maçın o kadar önüne geçti ki maçın diğer teknik-taktik değişkenleri ortaya bile çıkmadı)

“Melo’nun özellikle temposu yüksek maçlarda oyundan düştüğü görülüyor, koşu mesafesi olarak da takımın gerisinde kalıyor, sizce yaşıyla mı ilgili bu durum, ne düşünüyorsunuz?” dedim.

“O sizin düşünceniz, ben öyle düşünmüyorum, Melo’dan memnunum, bütün oyuncularımdan memnunum” dedi. Zaten beklediğim cevap da buydu. Memnun olmasa bile basın toplantısında açıklanabilecek bir şey değildi bu. Yine de sormak istedim. Zira tek bir kelimesinden, biraz duraksamasından bile sene sonu göndermek isteyip, istemediği çıkabilirdi. “Tabi Melo, ilk geldiği sezonki kadar genç değil” gibi bir şeyler söylese gelecekte ne düşündüğüne dair ipuçları edinmiş olurduk. Ancak Hamza hoca beklediğimden çok daha akıllı davranabilen bir adam görüntüsü çiziyor. Sneijder hakkında Dünya Kupasındaki açıklamalarından sonra beklentim çok düşmüştü. Fakat daha ilk basın toplantısında özgüvenini fark etmiştim. Hiç öyle İsmail Kartal gibi ne diyeceğini şaşıran bir adam değil.  Şu ana kadar Sneijder konusu dışında iletişim sorunu yaşadığını görmedim.

Kendisiyle bundan 2.5 yıl önce Akhisar’ın başındayken bir tele-röportaj yapmıştım. Süper Lig’e çıktıkları ilk sezonun başıydı. Ağustos ayları falan… Röportaj uzun sürdü, kendisinin de pek zamanı yoktu o yüzden hızlı hızlı yaptık bitirdik. Röportajı yayımladıktan sonra kendisine telefondan mesaj göndermiştim. “Hocam röportaj sitede, bakabilirsiniz. Bu arada röportaj yaparken zamanınız yok diye söyleyemedim. Sizin bende yeriniz ayrı, ilk Galatasaray formam 1994’te sizin formanızdı. Ergün Pembe ve siz Galatasaray’da gördüğüm en centilmen oyunculardınız. Karakterinizden dolayı bana sizin formanızı almışlardı aile büyüklerim. Özellikle sizin gibi futbolcuları örnek almamı öğütleyerek”

Mesaj aşağı yukarı böyle uzun bir şeydi. Hamza hoca da karşılık olarak ‘ne kadar sevindiğini’ anlatan samimi bir mesaj yazmıştı. Aynı samimiyeti hala görebiliyorum. Umarım bundan sonra, içine girdiği bazı durumlar (Sneijder konusunda talihsiz açıklamalar yaparken içinde bulunduğu durumlar gibi) onun samimiyetini etkilemez.

Bu arada defansif zaaflardan bahsetmiştim. Bu maç çok ama çok fazlaydı. Sabri’nin ve Hakan Balta’nın çok olgun, mükemmel oyunları dışında geri kalan savunma hattının 3’ü Semih, Chedjou ve Telles dökülüyordu.

Madem maçta yazacak bir şey yok bunun üzerinde durayım bu yazıda. Daha önce Feldkamp için yazdığım bir yazıdan iki paragraflık alıntı yapayım.

Galatasaray'ın UEFA kupasını alan kadrosunun temellerini 1992-1993 sezonunda atan adamdır. Aynı zamanda Beşiktaş'ın efsanevi MAF Metin, Ali, Feyyaz üçlüsünü ve lige koyduğu hegemonyayı yıkan adamdır. Türk futbolcuların tutkuyla oynadığını, "koş, mücadele et, hadi koçum" denince yanıt verdiklerini ancak "pozisyon al, konsantasyonunu koru, markajı unutma, soğukkanlı ol" denince mavi ekran verdiklerini fark etmiş ve iki yabancı stoperi çat diye stoper hattına ilk defa koyan hoca olmuştur. Transfer stratejisi o dönemin gazetecileri tarafından eleştirilmiş, herkes forvete yabancı alırken stopere iki yabancı almanın gerekliliği birçok duayen(!) gazeteci tarafından komik bulunmuştu. Halbuki o, savunma yapmanın zeka gerektirdiği, Türk oyuncuların ise fiziksel olarak gelişebileceğini, teknik yetenekleri olduğunu ama mental olarak ciddi alt yapı sorunları olduğunu görmüştür. Ondan sonra bu şablonlar hep başarılı olmuştur. Savunmaya mümkün olduğunca yabancı, hücuma bir lider organizatör yabancı etrafında tutkuyla oynayacak kanat, bek, defansif ortasaha yada forvet Türkler...

İlk defa Feldkamp'ın deneyip Beşiktaş hegemonyasını yıktığı bu sistem sonra ligde başarılı olan neredeyse tüm köklü kadroların temelini oluşturmuştur. O Falco - Stumpf stoperlerinin, hücum organizatörünü Gütschow yapmıştı. Sonra Högh-Uche hücum organizatörü Okocha başarılı oldu. Sonra Popescu – Filipescu (Filipescu gidince ve Fatih Akyel Atletico Bilbao maçında zihinsel olarak batırınca Capone) hücum yöneticisi Hagi başarılı oldu. Tabi hadi koçum, “koş, mücadele et Suat, Okan, Ümit, Hakan, Arif fizik kapasiteleri mükemmel Türkler de elzem. Filipescu gitti Capone ve libero kaleci Taffarel devam etti. Sonra Lucescu Zago-Ronaldo hatta önlerine Guinti ve arkasına da Cordoba ile mümkün olduğu kadar yabancıyı savunmada kullanıp başarılı oldu. Sergen nadir çıkabilecek Türk bir hücum organizatörüydü ve onu iyi kullandı. Sonra Fenerbahçe Luciano-Tomas, hücum yöneticisi Hooijdonk ile, Galatasaray Song-Tomas ve İliç ile. Fenerbahçe Lugano-Edu-Alex ile (tabi yine tutkuyu getiren Tuncay'lar, Serhat'lar dediğim gibi elzem) Beşiktaş, Sivok-Zapotocny’e devre arası eklenen bir Ernst ve nadir çıkabilecek 5 aylık Yusuf ile. Hep başarılı ve olgun kadroları bu mantık temeli getirdi. Uzun yıllardır sürekli ve olgun bir kadro kurulamama nedenlerinden biri de bu dengenin oturtulamaması.

Fatih Terim Muslera, Eboue, Ujfalusi ve Hakan Balta önlerine Melo ile aralarında Semih’i yetiştirerek böyle bir temel atıyordu ama Ujfa’nın sakatlığı ve yerine doğru transferin yapılamaması sonra Dany’nin yerleştirilmesi o savunma kalitesini, olgunluğunu düşürdü. Ersun Yanal da hücumda çok etkin bir takım kurmasına rağmen kaliteli bir defans hattı kuramamıştı.

İyi savunma için mümkün olduğunca oyunu bilen akıllı savunmacılar şart. Üstelik Galatasaray’ın artık hücumda çıkıp kafa vuran Chedjou dışında oyuncusu da kalmadı. Semih 4 senedir her kornere çıkıyor, bir kere bile kafa vuramadı, en sonunda bu maç top ona vurdu ve sakatlandı!

Şimdi Semih İnter ve Telles İtalya haberleri de çıkıyor. Bence bu kadro yapılanması için çok değerli bir fırsat olabilir. Galatasaray hava toplarında da etkili bir uzun, iyi pozisyon alan yabancı stoper alabilirse savunma hattını sağlama alabilir. Sol beke Olcan yerleştirilebilir, Hakan Balta ve Tarık gibi alternatifler de olabilir.

Kalede Muslera, önünde iki yabancı stoper, bu stoperlerin önünde Melo ile sağlam bir savunma hattı yaratılabilir. En önde de hücum organizatörü Sneijder’in etrafında Burak, Umut gibi çok koşan iştahlı Türk’ler olabilir. Tabi bu çok koşan Türklerin sayısını arttırmak gerekir. Selçuk ve Emre ikilisi yerine Veli Kavlak gibi oyuncular da eklenebilir. Diziliş çok önemli değil. Mantık dengesi kurulsun gerisi kolay. Hagi bir sağda bir solda bir forvette bir forvet arkasında oynardı ama denge hiç değişmezdi. Mutlaka organizatörü taşıyacak sayıda savaşçı Türk olurdu. Sneijder’in şanssızlığı kendisini taşıması gerekenlerin, savaşçı değil yıldız olduğunu sanması.

YORUMLAR

oguzhan kopal 22 Aralık 2014 Pazartesi 18:59

şu maçla ilgili ilk kez savunmada oynayan oyuncuların berbat performansından bahsedildiğini gördüm. tebrik ediyorum. chedjou semih ve telles sıfır konsantrasyon ile oynadılar.
maçla ilgili olarak ilk 15 dakika mersin bu kadar tempoluyken biz bu maçı kesin alırız dedim içimden. böyle bir tempoyla maçı götürmek imkansız. real madrid bile yapamıyor. burada bizim takım olarak yaptığımız hataya değinmemişsin. ilk 15 dakika özelinde karşımızda bizden daha tempolu bir takım vardı. biz bu tempoya...

oguzhan kopal 22 Aralık 2014 Pazartesi 19:01

tempoyla karşılık vermek istedik. burada tecrübe devreye girmeli ve oyunu yavaşlatmalıydık. zira golü yiyeceğimiz belliydi. fakat taraftarın 5 atarız 10 atarız gazı, futbolcuların direkt gole endekslenmesi mersin'in hızlı futbolunu pas yaparak kırmamıza izin vermedi.
buna değinmeliydin.
bu maç süper ligde yaşanan bir çok maç gibiydi. ilk 15 dakika harika tempo yapan takımlar var fakat önemli olan futbolun 90 dakika olması.

feldkamp feldkampoğlu 23 Aralık 2014 Salı 00:59

92 93 sezonunda Feldkamp ın en önemli sırlarından biri de şuydu= Bazı antrenmanlarda 11 hücum oyuncusuna karşı 9 savunma oyuncusuna çift kale maç yaptırırdı. Ve her defasında 9 savunmacının olduğu takım maçı kazanırdı. Yine böyle bir antrenmandan sonra Feldkamp oyuncularına şöyle dedi= Taraftarlar takım hücum oynasın ister, hücum oyuncuları daha çok para kazanır, hücum oynamak göze hoş gelir. Bunların hepsi realite. Ama bir realite daha var ki futbolda başarıyı belirleyen şey ne kadar iyi hücum yaptığınıza değil, ne kadar iyi savunma yaptığınıza bağlıdır. 9 savunmacının 11 hücumcuyu yenmesi bunu gösterir demişti. Böylece o kadrodaki potansiyelli genç oyuncuların bilinçaltlarına savunma yapmanın önemini yerleştirdi. 96 2000 döneminde Hagi nin etrafında deli gibi koşan bir takım vardı. İşte onun sırrı 92 93 sezonundaki 11 e 9 antrenmanlarında gizlidir.

Murat Önen 23 Aralık 2014 Salı 02:41

Ellerine sağlık Sinan...

Adsiz 23 Aralık 2014 Salı 04:24

Riza Calimbay'in aciklamalari eziklik psikolojisi degil, sadece yillardir suregelen bir ikiyuzluluge karsi gelistirilmis savunma mekanizmasinin disavurumu. dogrudur bu mac ozelinde haksizdir, ama bu adamlarin haksiz demecleri kadar hakli demecleri de objecktif olarak konusulsaydi, emin olun o zaman Riza Calimbay da objecktif olarak bakabilirdi pozisyona. Ama bu anadolu kuluplerinin oyuncu ve teknik direktorlerinin itirazlari hakli oldugu zaman kimsenin umrunda olmuyor. Ancak Hikmet Karaman'in

Adsiz devam 23 Aralık 2014 Salı 04:30

"ter bu ter" videosundaki gibi millete alay malzemesi oluyor. basin bu ikiyuzluluge sesini cikarmadigi surece Riza Calimbay ve digerleri de boyle tepkiler vermeye devam edecektir. Neyse ki Mehmet Demirkol gibi bazi sagduyulu yazarlar en azindan bu duruma tepki gostermeyi basariyor. Bu sene uc buyuklerin hic olmadigi kadar kollandigini programlarinda vurguladi ve cok takdir ettim. Sizi de devamli okuyan biri olarak bu konuda biraz daha duyarli olmanizi rica ederim.

Mustafa PEKTAŞ 23 Aralık 2014 Salı 12:45

Çok şükür sizin gibi bir analiz yapan yazar var.Diğer SKOR yazarlarından çok sıkılmıştık.Elinize sağlık.

Sinan Yılmaz 23 Aralık 2014 Salı 18:09

feldkamp feldkampoğlu: Değerli bilgiler için çok teşekkür ederim.
Adsız: Haklısın. İstanbul'da hakemlerin baskı altına alındığını kabul ediyorum ama Fırat Aydınus o tarz bir adam değil, baskı altına alınınca karşı rakip lehine dönüyor hatta.
oguzhan kopal: Güzel bir noktaya değinmişsin ben bu maçı çok dikkatli izleyemedim o yüzden bazı konuları kaçırdım.
Murat Önen ve Mustafa Pektaş: Yorumlarınız için teşekkür ederim

fırat kasımoğlu 24 Aralık 2014 Çarşamba 13:24

1)Puan cetvelinde İstanbul büyüklerinin tam arkasındaki Rıza Çalımbay analiziniz süper.
2)Basın toplantısındaki Melo sorusunu dinlediğimde, aklıma gelmediniz değil :)
3)Müsait bir zamanınızda, Galatasaray'ın harcanan ve/veya kullanılamayan ve/veya yetiştirilemeyen 87 kuşağı alt yapı oyuncuları için de güzel bir yazı bekliyorum.Çünkü çok içimde kalan bir yara ve okuduğum yazılar bana yetersiz geldi.
4)Yabancı çift stoper,ön libero ve oyun kurucu analizinizde her zamanki gibi çok isabetli.

onur cetin 6 Ocak 2015 Salı 23:42

Saglam dediginiz defans hatlari (taffarel popescu bulent) disinda avrupada buyuk defansif hatalR yaparak takimlarini basarisizliga goturen en onemli eksik olmustir...sorun iskelet degil kondisyon ve sistemli oyun taktikleri...avrupada basarisizlik bu yuzden...ne yanalin ne terimin oyun sistemleri avrupa icin yeterli degil...bu yazidaki saglam iskelet yorumunuza katilmiyorum...temel olan kondisyon ve taktik bilgisidir...bunun turkiyede hem turk t direktorlerde hem oyuncularda eksik oldugu asikar.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları