Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Galatasaray – Kayserispor maçı sonrasında basın tribününde iki genç gazeteci ile tanıştım. Hemen yanımda oturuyorlardı ve maç sonu, maçın acayipliğini konuşmak istediler. Erkek olan, “İnanılmazdı, büyük sürpriz oldu, taraftarlar şu an ne diye bağırıyor?” diye sordu bana. Yetersiz İngilizcem yüzünden soruyu anladım ama adam akıllı cevaplayamadım. “Mancini’nin gidip, tekrar Fatih Terim’in gelmesini istiyorlar” dedim. Kadın olan güldü, şaşırarak “yine mi” dedi. Yani ‘zaten daha 3-5 ay önce yollar ayrılmamış mıydı’ demek istiyordu. Ellerimi yana açarak ben de saçma bulduğumu belirtmek istedim.

Zira ona, ‘Türkiye halkının ne kadar gelenekçi olduğunu, sadece futbol takımlarında değil devlet yönetiminde de eskiye bağlı ve bağımlı olduğunu, sol partilerin bile yenilikten korktuğunu ve 90 küsur senedir düşünce yapılarını hiç değiştirmediklerini, halkımızın yeni ve farklı olandan ne kadar korktuğunu, kendilerinden farklı olanlara karşı ne kadar ürkek ve yabanıl davrandığını, Galatasaray taraftarının da Terim’i istemese, eski bir Galatasaraylı yerli futbolcuyu, ya da geçmişte yine Galatasaray’da başarılı olmuş bir ismi isteyeceğini, zira vizyonlarının yeni bir şeye açık olmadığını’ anlatabilecek kadar İngilizcem yoktu. Bunun üzerine erkek olan da teşekkür etti ve ayrıldık.

Yüzlerinden çok anormal bir maç izledikleri belli oluyordu. Bizler ligimizde izlediğimiz maçları sadece 3 büyük takım gözünden izlediğimiz için sanki böyle maçları bekliyormuşuz sıradanmış gibi yorumluyoruz ama Kayserispor için bu maç gerçekten mucizeydi. Galatasaray kaliteli hücum organizasyonları üretemedi, hücumda yavaş kaldı vs ama şu maç 10 kere daha oynansa Kayserispor’un gol atma ihtimali yok gibiydi.

Maç sonu televizyonda yorum yapanlara bakıyorum da “Galatasaray saldırdıkça arkada açık vereceği belliydi, en sonunda da verdiler ve golü yediler” gibi yorumlar yaptılar. Halbuki Galatasaray’ın en iyi savunma yaptığı maçlardan biridir bu ve fakat fazla defansif bir kadro çıkarmıştır Mancini bu da hücumda kurulabilecek baskıyı düşürmüştür.

Mancini’nin iki Chelsea maçında da çok hücumcu, bu Kayserispor maçında ise çok defansif ilk 11’ler tercih ettiğini düşünüyorum ve bu 11’leri bana göre yanlış maçlarda kullandı. Kayseri maçına Chelsea maçındaki gibi 11’le çıkıp farka gidebilirdi, Chelsea maçına da Kayserispor maçı gibi bir 11’le çıkıp oyunu daha çok tutabilirdi.

Geçtiğimiz günlerde Galatasaray’ın sezonun ikinci yarısında en iyi maçını Eskişehirspor karşısında oynadığını söylemiştim. Bursaspor ve Akhisar’a 6 tane attılar ama bu maçlarda bireysel yetenek golleri ve bariz rakip savunma hataları vardı. Eskişehirspor maçında ise Galatasaray çok da iyi oynayan rakibini sistematik olarak üstün gelerek yenmişti.

İşte o maç saha dizilimi de Kayserispor maçıyla aynıydı. Oyuncu tercihleri de aşağı yukarı aynıydı. Semih ilk 18’de yoktu stoperde Chedjou oynamıştı, sağbekte de Veysel yoktu Sabri vardı. Bu kadar. Drogba o maçta da 18’de değildi zira yanılmıyorsam cezalı duruma düşmüştü. Onun dışında bir önceki maç Bursaspor’u 6-0 yenmenin özgüveni de vardı tabi.

Peki, ne değişti de o gün çok da iyi oynayıp, mücadele eden Eskişehirspor’u sahadan silen Galatasaray, Kayserispor’a karşı aynı 11, aynı dizilişle bu kadar yaratıcılıktan yoksun kalmıştı?

Birincisi, öz güven kaybı bariz… Burak ve Selçuk kendilerine hiç güvenmiyorlar, korkak ve ürkekler, tribünde ‘bunlar bir hata yapsa da ıslıklasak’ diyen ve kendilerini bu oyuncuların sahibi sanan binler karşısında oynuyorlar.

İkincisi Kayserispor sizi kendi 1. ve 2. bölgesinde savunuyor, hiç çıkmıyor. Eskişehirspor ise Galatasaray maçında daha erdemli bir futbol oynamıştı. Topu Galatasarayla paylaştılar ve hücum girişimlerinde bulundular. Dişe diş oynayıp kaybettiler. Oysa Kayserispor zaten baştan topu bırakmıştı.

Bu durumda gol pozisyonlarında ve oyun kurmakta kendisine hiç ama hiç güvenemeyen Burak ve Selçuk’la, haftalardır sürekli oynayan yorgun Sneijder ve Melo’yla Galatasaray’ın Kayserispor karşısında üretmesi zordu. Neredeyse bütün tehlikeli pozisyonların başında Hajroviç vardı. İlk yarı itibariyle de yine maçın en isteyen oyuncusu bana göre Ceyhun’du. İlk yarım saatte 6 top kazanma saymıştım Ceyhun adına, pas arası ve ribaund topları almıştı. Fakat o da hücumda yaratacak bir oyuncu değildi zaten. 2. yarı onun çıkması ve yine öz güvenini kaybetmiş bir başka isim Umut’un girmesiyle 4-4-2’ye geçildi ve zaman zaman gelişen ataklar da öz güvenini yitirmiş iki santrfor tarafından gol yapılamadı.

Belki de Ceyhun yerine Selçuk çıkmalı ve bir hücum oyuncusu girmeliydi. Zira Ceyhun’un savunma iştahına, her yere koşturmasına güvenerek Melo’yu da, giren hücum oyuncusunu da daha uçta kullanıp sistemi de bozmadan devam etmek gerekliydi.

Tabi burada, sonradan giren isimlerin son vuruş konusunda çok eksik ya da yetersiz olmaları da büyük sorun. Umut Bulut mesela hep moral motivasyonla oynayan oyuncudur, atmaya başladığında haftalarca art arda atar, kaçırdığı zaman da haftalarca saç baş yolduran cinste bir oyuncudur. Oyun yapısı moral ve motivasyonuna göre çok dalgalıdır. Fransa’ya gitti mesela, orada aynı dili konuşabileceği, mutlu olabileceği bir ortam bulamadı ve kariyerinin en düşük gol attığı sezonunu yaşadı. Sonra geldi Fatih Terim gibi bir motivasyon uzmanı tarafından yedek de kalsa, 11 de oynasa, arada milli takıma da gitse hep verimli oldu.

Mancini bu isimlerin, Türk futbolcuların, Selçuk’un, Burak’ın, Umut’un henüz büyümemiş, çok cahil kalmış, birden müthiş zenginleşmiş 30 yaşlarında çocuklar olduğunu bilmiyor. Türk toplumunu bilmiyor. İETT’yle idmana gelen çocukların küçük bir sıçrayışla, bir ayda milyon dolarlara fırladığını bilmiyor. Galatasaray alt yapısına bakın, Berk İsmail falan genç çocuklar var, yeni yeni oynamaya başladılar. Bir çıkış yapsalar birden zengin olacaklar, tüm hayatları değişecek. Fakat şu an bu çocukların bireysel gelişimi ne durumda acaba?

Lig TV’de Quiz programı var, her izlediğimde Türk futbolcuların kültürel yetersizliğini gördüğümde onlar adına utanıyorum, üzülüyorum. İki cümleyi bir araya getiremiyorlar, en sevdikleri film Jason Statham’ın filmleri. Milyon dolarlık gelirleriyle çok kalitesiz bir hayat yaşıyorlar ve birileri onları ‘milliyetçi duygularla’ motive etmedikçe, kendileri profesyonellik gereği olarak hırslanmayı bilmiyorlar. “Bu millet sizinle gülüp, sizinle sokağa dökülecek” “ülkemizin bu zor günlerde yüz akı olun” vs gibi söylemler hem Milli takımlarda hem de Galatasaray’ın Avrupa kupası maçlarında hep çok faydalı olmuştur. Yine keza basında kendileri için yapılan yorumları oyunculara gösterip, "siz gerçekte bu musunuz? Demirkol senin için bunu yazmış, göster kendini aslanım" tarzı da hem ligde hem Milli takımda uygulanan taktiklerden. Fatih Terim bunu kullanmayı çok iyi biliyor, doğuştan lider karaktere sahip, Terim’in bu topraklardaki başarısı için bu liderlik vasfı çok faydalı oluyor fakat Mancini gibi, Rijkaard gibi profesyoneller bu açıdan çok sıkıntı çekiyorlar.

Motivatörlük, liderlik, kitleleri etkileyip harekete geçirmek küçük görülecek bir özellik değil. Milattan yüzyıllar önce yazılmış Platon’un Devlet kitabını okuduğunuzda bu tarz motivatörlüğü Sokrates’in de nasıl kullandığını görebilirsiniz. İnsanları bir amaca bağlamak büyük başarıdır ve fakat esas olan, insanların bireysel olarak kendi amaçlarına kendilerini adayabilmeleridir. 30 yaşındaki futbolcular aslında çocuk değil ve kendi hedeflerine önce kendileri inanmaları gerekir. Her zaman bir ‘baba’ gibi Fatih Terim’e muhtaç olmamak istiyorlarsa artık büyümeleri gerekir. Bugün Galatasaray'ın en mutsuz, en kendine güvenmeyen oyuncuları Terim'in Milli takımdan da oyuncuları olan hep yerli isimler. Burak, Umut, Selçuk... Semih ise Mancini'nin ("En iyi Türk futbolcu Semih") övgüsünden sonra bambaşka sorunlar yaşadı, bu övgüyü yönetememe sorununu geçmişte yorumlamıştım. Milli takımda yaptığı ilk hatadan sonra da Terim tarafından eleştirildi. Dikkat edin Terim yaşı genç olan futbolcuların yıldız statüsüne çıkarılmasını istemez, deyim yerindeyse onları palazlandırmaz. Askerdeki gibi yaş ve statüyü dengeler... Halbuki bir İtalya'na göre takım içi seviye konusunda yaşın hiç değeri yoktur.

Bahsettiğim Eskişehirspor maçından sonra ‘Mancini Sözlerini Tutuyor’ başlıklı bir yazı yayımlamıştım. Çok da beğenilmiş ve binlerce kişi tarafından okunmuştu. http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/mancini-sozlerini-tutuyor-366 Ana fikir olarak ilk devredeki sorunların, ikinci devrenin 3. haftası itibariyle geride bırakıldığını söylemiştim.

Mancini “daha iyi savunma yapmamız gerek” diyordu ve Galatasaray çok daha az pozisyon veren bir takıma dönüşmüştü. “Kondisyonumuz yetersiz” diyordu ve Galatasaray her maç en az 12 km koşan Ceyhun’un da katılımıyla daha çok koşan bir takım haline gelmişti. “Duran toplardan gol atmalıyız” diyordu ve Galatasaray duran toplarla da gol bulan, sistem açısından da rakiplerine üstünlük kuran bir takım olmuştu.

Peki, bu Eskişehirspor maçından sonra çok verimli bir şekilde yükselen Galatasaray nasıl çöküşe geçti?

Evvela Drogba, Galatasaray tarihinin en kötü yönetilen oyuncularından biri oldu. Bir önceki sezonun ikinci yarısında gelip, ligde Galatasaray’ın daha kolay şampiyon olmasını sağlayan, 2. Sezonun ilk devresinde de sezon başında Emirates Cup’ta Galatasaray’a şampiyonluğu getiren, Süper Kupa’da Fenerbahçe’yi neredeyse tek başına yenen, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkması iki Juventus maçında yaptıklarıyla sağlayan, yanı sıra ülkesi Fil Dişi’ni de Dünya Kupasına götüren Drogba, ligin ilk yarısının sonu itibariyle fizik olarak çok düştü, çok yoruldu. Devre arası kondisyon depolayabilecekken sakatlık geçirdi ve ligin ikinci yarısının başında da fizik olarak kötü görüntü çizdi. Ligin 2.yarısı itibariyle de fizik olarak düşmüş Drogba berbat yönetildi.

İlk Gaziantepspor maçında deplasmanda sahadaydı çok etkisizdi, ikinci maç 6-0’lık Bursaspor maçında Sneijder’in dağıttığı rakip savunmaya karşı oyun zekasını kullandı, 2. yarıda attığı şık topuk golüyle skoru süsledi, PR’ını yaptı (oyun olarak pek bir şey yapmasa da) 3. Eskişehirspor’a karşı onsuz sağda Hajroviç’in oynadığı Galatasaray daha kompakt, daha verimli olmasına karşın kesilemedi Antalyaspor maçında yine sahadaydı, yine berbat bir deplasman maçı çıkardı, oyundan alındı, Tugay’ın elini bile sıkmadı. 5. maç Beşiktaş maçında Galatasaray etkisizdi, şanslıydı 1-0 bitti. 6. Hafta ise Rizespor maçında Drogba 18’de yoktu. Şimdi bu durum gerçekten çok acayip! Drogba patlamalı bir güce sahip, gençken Chelsea’de bu gücü 90 dakikaya yayabilecek bir dayanıklılığa da sahipti ama şuan o durumda değil. Drogba sonradan oyuna girdiği son 30 dk, son 45 dakika oynayacağı maçlarda müthiş bir tehditken (rakip savunmalar da yorulmuş olacak nihayetinde) Galatasaray onu bu şekilde bir kere bile kullanamadı. Ne demek yahu “Drogba ya ilk 11 oynar ya da 18’e bile girmez” ne demek? Dinlendirecekseniz kulübede dinlendirin! Galatasaray’ın ikinci yarıdaki yabancı kuralı kullanımı 5+1 şeklinde olmalıydı. Tıpkı Fenerbahçe gibi...

Galatasaray ikinci yarıda Eboue’yi tribüne atmak için Veysel ve Salih’i almadı mı? Veysel bekleneni vermedi mi? Sabri, Veysel, Salih zaten üç sağ bek eder. Hakan Balta da Mancini’nin önemli bir kazanımı olmadı mı? O da Chedjou’dan bir kontenjan eksiltti. O halde Muslera, Telles, Melo, Sneijder ve Hajroviç ile 5 yabancı artı yedek kulübesinde Drogba yapılabilirdi. Rizespor maçında Umut ve Burak çok ama çok kötü bir oyun oynadılar ve o maç gerçekten daha da kötü bir futbol oynayan Rizespor’a karşı Galatasaray 3 puanı elinin tersiyle itti. 60’a kadar gol gelmedi. O maçta kenardan son yarım saat giren bir Drogba Umut ve Burak’ın yıprattığı savunmayı dağıtıp sonucu bal gibi de getirirdi.

Ardından Akhisar maçı rakibin defansif ortasahası bile yok, “bir puan için değil üç puan için” geldiğini söyleyen ve çok açık oynayan düşüşteki Akhisar cezalandırıldı. Drogba gollerini attı. Karabükspor deplasmanı yine Drogba etkisiz, Chelsea deplasmanı yine aynı ve Kayseri maçında yine Drogba 18 yerine locasında. Sakatmış güya…

Eğer yönetemezseniz, çilekler böyle ağır gelebilir. Siz ilk 1.5 yılda birbirine yakın maaşlarla, gösterişsiz ama sağlam bir temel atmışsınız. Üstüne maaş eşitliğini fazlasıyla ‘bozan’ çilek geldiğinde de bu temeli yıktı. Pasta olarak da ele alırsanız, pastanın pasta olmasını sağlayan keki, kreması vs kendilerinden üç kat pahalı çileği taşıyamazlarsa pasta da bozulur. Bakın ben Sneijder için böyle bir çilek diyemem. Diğer oyunculardan daha çok maaş alıyor ama onların 3 katını almıyor. Ayrıyeten aldığı maaşı da her hafta oynarak hak etmeye çalışıyor. Bazen tek başına maç alıyor bazen alamıyor ama alamadığında da galibiyet için varını yoğunu ortaya koyuyor. Bugün Sneijder’in verimliliğini, nerede doğru oynayacağını, pozisyonunu vs hepsini tartışabilirsiniz ama isteyip, istemediğini tartışamazsınız. Aynı şekilde ise Drogba’dan emin olamıyorsunuz. Bakın Melo da Drogba gibi patlamalı gücü olan, dayanıklılığı son yılda düşmüş bir oyuncu, diğer ortasaha arkadaşlarının hepsinden az koşuyor. Neredeyse bir stoper kadar koşuyor ama o bunu oyun içinde gizleyebiliyor. Takım arkadaşlarından az koşuyor ama gücünü onlardan doğru kullanıyor, savunmada rakibi dağıtmışsa top istemiyor ve takım hücumdayken dinleniyor, hücumda bir ani çıkış yaptığında ise savunmada dinleniyor.

Galatasaray’ın temeli yaşlandı. Selçuk’un nasıl kullanılması gerektiğini artık Mancini de öğrenmiştir. Bir örnek vereyim, Selçuk ilk olarak Trabzonspor’un şampiyon olduğu sene çıkış yaptığında 25-26 yaşındaydı, Colman da o yaşlardaydı, Engin de, Ceyhun 23 yaşlarındaydı, Jaja 24, Umut 27, Burak 24, az oynayan Yattara 30-31, Teofilo da 24-25’ti. Orta saha ve hücum hattı bir futbolcunun fiziksel olarak en sağlam olduğu yaşlarında ortalama 25-26 yaşlarındaydı. Şenol Güneş sezona derinde Ceyhun sağında Colman, solunda Selçuk, önlerinde Jaja ve ilerde Umut-Teofilo ile başlamıştı. Burak, Yattara ve Engin sonradan oyuna giriyordu. Engin çıkış yapınca ve Selçuk’un kondisyonunu arttırmasıyla göbeğe Selçuk geçti, sol hafa Engin, Ceyhun yedeğe… Ardından Burak patlama yaptı ve Teofilo’nun devre arası gitmesiyle de Umut’un sağ yanına Burak geçti. O sene Burak ve Jaja Umut’un az arkasında oynuyorlardı. Engin’in de sol kanada geçmesiyle 4-1-2-1-2 sistemi zamanla 4-2-3-1’e evrildi. Bu genç ortasahada Selçuk savunmadan top çıkarılması konusunda çok verimliydi. Ertesi sene Galatasaray’a geçtiğinde Sadri Şener ağır eleştirildi. “Sözleşmesini neden uzun vadeli yapmadınız?” sorusuna “Daha önce etkili değildi ki bir senede patladı” demişti. Çok da doğrudur, ben 2009 yılında Selçuk’u istikrarsız ve yavaş oyunu yüzünden çok eleştirir ve Mehmet Güven’e benzetirdim. Biraz dayanıklılığını yani 90 dakika boyunca yaptığı koşu mesafesini arttırınca ve etrafında oynayan oyuncuların da tamamı top yapınca (Colman, Engin, Jaja) aynı dili konuşabildiği (futbol anlamında tabii ki) adamlarla coştu.

Galatasaray’daki ilk sezonunda yine etrafında Engin, Emre Çolak, Melo hatta ikinci yarı Necati… Yine top yapan adamlarla oynadı ve etkili oldu ama ikinci yıldan itibaren Galatasaray top yapmakta değil topu kazanmakta çok sıkıntı yaşamaya başladı. Zira Galatasaray yaşlandı! Buna en iyi örnek Schalke maçlarıdır. Galatasaray nadir geldiği pozisyonlarda müthiş kaliteli ve yaratıcı hücum ederken Schalke tek kale oynadığı maçta üretemiyordu. Bir Türk takımının böyle ‘kaliteli’ hücum edip bir Alman takımına 2. Sınıf takım muamelesi yapması şahaneydi.

Şimdi bakın, Melo 30, Selçuk 29, Yekta 28, Hamit 32, Sneijder 29 yaşında… Fiziksel olarak verimli dönemini yaşadığı her halinden belli olan Ceyhun var sadece 26 yaşında ve dayanıklılığı da en yüksek oyuncu o Galatasaray’da.

Yani Galatasaray’ın ilk yılındaki veya Trabzonspor’un şampiyonluğundaki gibi bir orta sahada, zekasını savunmada da kullarak, iyi pozisyon alarak, çok koşarak savunma yapamaz artık Selçuk. O yüzden Galatasaray'ın Ramires gibi hem çok koşan hem de sağlam basan, Selçuk gibi yumuşak olmayan bir ortasahaya ihtiyacı var. Bu kadar yaşlı ve yumuşak ortasaha dururken Mancini'nin de sürekli Ceyhun'u kullanması pek tabi babasının oğlu olduğundan değil!

Yani geçen iki senede oluşturulan Melo’lu, Selçuk’lu, Hamit’li temeli Mancini yıkmak zorunda. Bunlardan isimlerden geçti. Yaza Umut Gündoğan’ı önümüzdeki sezon için hazırlamak zorunda, Ceyhun’u bu sezonki gibi rotasyonda kullanmak zorunda, Hajroviç’i sezon sonuna kadar takıma monte etmek, kazanmak zorunda, yine yaza Bruma’yı kazanmak zorunda, Oğuzhan’ı, Ontivero’yu hatta sağ bek için Salih’i de kazanmak zorunda ve bahsettiğim oyuncu modelinde Ramires tarzı, adı geçen Guarin tarzı transfer de yapmalı.

Ligin ikinci yarısında Galatasaray orta sahası özellikle deplasmanda top kazanmakta sıkıntı çekerken Mancini’nin Veysel’i ortasaha göbeğinde kullanmaması da eleştirilmesi gereken konulardan biridir. (Salih de Veysel de geçmişte orada oynamış isimler, ikisi de fizik gücü çok üstün çok sert oyuncular, hadi Salih iyi bir başlangıç yapamadı Galatasaray'da ama Veysel neden düşünülmez?)

Zaten iki Chelsea maçı ve Rizespor maçı direkt Mancini’nin bariz hatalar yaptığı maçlardır.

Hatalar olur, bunlar kısa vadelidir esas olan uzun vadeli düşünülecek olan, kalitedir ve mantalitedir. Galatasaray ismi Adnan Polat tarzı, kısa vadeli fikirlerle, her hafta kritik kararlar alarak yönetilemez. İki maç kaybet Skibbe’nin yardımcılarını gönder, Arda’yı kaptan yap bir maç kötü oynasın tribünlere at, Jo’yu getir oynat, bir derbi kaybet aforoz ettir. Dos Santos'u getir, Rıdvan Dilmen'ler yumuşak çocuk dedi diye alma, gitsin İspanya'da döktürsün. Keita kendi yere attı dediler diye sat, "Galatasaray ahlakına uymuyor" de, yerine paçalarından ahlak akan Serdar Özkan'ı transfer et! Galatasaray kulübü böyle yönetilemez.

Mancini’nin Türk televizyonlarında, (her şeyi bir kenara bırakıp) Chelsea maçında bacak bacak üstüne atmasını eleştirdiler. “Galatasaray kulübü buna alışkın değil, taraftarlar en çok buna isyan etmiş” dediler. İyi de Galatasaray demek, taraftarlar demek değil ki! Yıllarca Terim’in hırsı, tutkusu Galatasaray’a bunu aşılamış, bacak bacak üstüne atılamaz, hoplayıp zıplamalı diyorlar.

Birincisi Galatasaray kültürünü belirlemek size kalmadı. İkincisi Galatasaray kültürüne yakışan bir isim varsa tam da Mancini’dir. Fatih hocadan çok Mancini’dir.

Üçüncüsü Galatasaray ismi aşağı yukarı 500 yıllık bir eğitim, öğretim kurumunun ismidir. Futbol takımı 100 küsur yıllıktır ve taraftarı da aşağı yukarı 50 yıllıktır.

Galatasaray kültürünü bırakın da 50 yıllık, her başarısız maçtan sonra futbolcusunu ıslıklayan, bedava bilet için yönetimlerin defalarca maşası olmuş, Gheorghe Hagi’ye bile “hırsız Hagi” tezahüratları yapmış, Fatih Akyel geri dönsün kampanyalarına katılmış taraftar toplulukları belirlemesin! Galatasaray kültürünü 500 küsur yıllık eğitim-öğretim kurumu belirlesin.

Zira taraftarlar belirleseydi bu kulübün kültürünü o zaman daha en başında Derwall’in gönderilmesi gerekirdi! Derwall 3. yılında takımı 14 yıl aradan sonra şampiyon yaptığında bu kulübün kaderi değişmiştir.

Fakat o üçüncü seneye kadar Derwall’e ve takımına taraftarlarca yapılmayan da kalmamıştır, takım otobüsü taşlamaktan Derwall’e saldırmaya kadar…

Şimdi o Derwall’in 14 yıllık çöküşün ardından şaha kaldırdığı Galatasaray’ın kültürünü bir zahmet taraftarı belirlemesin. Adnan Polat döneminde belirliyorlardı, çok etkindiler ne oldu? O Derwall olmasaydı onun önerisiyle Türk Milli takımının başına gelen Piontek yanında Fatih Terim’i yetiştiremeyecek ve Galatasaray’a böyle başarılı bir lideri, Terim’i hazırlayamayacaktı. Sonrasında şimdinin taraftarı da, Galatasaray’ın kültürünü, Fatih Terim’in bireysel kültürüyle bir tutmayacaktı.

Onun için okumak öğrenmekte fayda var. Derwall’in otobiyografisini yazdığı “Futbol basit bir oyun değildir” kitabını mutlaka okuyun. Bir deplasman dönüşü otobüsü taşlanan Derwall o kitapta şöyle bir hikaye anlatıyor.

“İstanbul’da Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın taraftarı bizden fazlaydı, takım 12 senedir şampiyon olamıyordu. Maçtan sonra Mustafa’yla (Denizli) yemeğe gittik. Yanımıza tanıdığım bir beyefendi geldi. “Taraftarın yaptıklarına hiç üzülmeyin, hiç kafanıza takmayın, burada kararları onlar değil, biz veriyoruz, lütfen burada kalın” demiş. Evet, Derwall bu desteği görmese belki o davranıştan sonra çekip gidecekti.  Sanırım kültür ne demek diye fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olup yorum yapmak gerek. Yoksa 500 küsur yıllık Galatasaray ismiyle hiç ilgisi olmayan şuursuz bir kültürü Galatasaray’a bağlayabilirsiniz.

YORUMLAR

mrfre 26 Mart 2014 Çarşamba 02:13

çok uzun olması dışında çok iyi.seri halinde olaymış heycanlı da olurmuş.

Ziyaretçi 26 Mart 2014 Çarşamba 02:32

olaylara farklı açıdan bakmanız yazılarınızı daha okunası hale getiriyor ve bir sonraki yazı için heyecanlandırıyor. galatasary şu aşamada mental olarak büyük bir değişimin başlarında. yöntimin ve teknik kadronun arkasında sabırla inatla durmak gerekiyor. şu aşamada önemli olan şampiyonluk değildir. uzun yıllar boyunca gs da kalıcı olucak bir mantalite oluşturmaktır.

Ziyaretçi 26 Mart 2014 Çarşamba 13:27

işte türkiye medyası ve türkiye taraftar zihniyetini eksiksiz ve oldukça yalın anlatan, eğitici bir yazı.çok beğendim.sıkı bir galatasaray taraftarı olarak bu eleştirilerden herkesin payını alabilmesini diliyorum.teşekkürler Sinan Bey..

marki 26 Mart 2014 Çarşamba 14:59

Yine bilgilendiric bir yazi. Keske daha cok yazsaniz.Umarim Unal Aysal, Mancininin arkasinda durur. Mancini giderse, GSyi yeni ve uzun bir cokus bekler.

Ziyaretçi 26 Mart 2014 Çarşamba 23:46

yazı uzun olmasına rağmen içi baya dolu.ama en önemlisi şu kulüp kültürü olayına farklı ve çok mantıklı bi açıdan bakmışsınız.elinize sağlık

nhtdkyc 27 Mart 2014 Perşembe 01:22

Farklı,akılcı,ve samimi yazılarınız keyif veriyor.teşekkürler..

Zombartak 27 Mart 2014 Perşembe 11:50

Her zamanki gibi sahane bir yazi. Futbolcularin (aslinda Turkiye toplumunun yuzde 90inin) kulturel yetersizligi aslinda bas rol oynuyor. Bizim toplum Hamitin aciklamalarini bile kaldiramiyor (ya da anlayamiyor), Manciniyi nasil anlasin?

Ziyaretçi 27 Mart 2014 Perşembe 12:23

Sindire, sindire okunmas

Ziyaretçi 30 Mart 2014 Pazar 02:20

Çok güzel yazıyonuz..bir daha ki yazınızı sabirsizlikla beklerim...


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları