Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

En son Galatasaray alt yapı oyuncularının ve yaş ortalaması bu kadar düşük yeni transferlerin bir profesyonel maçta bir arada bu kadar çok sayıda olduğunu ne zaman görmüştük?

Bu kadar olmasa da bunun yarısı kadarını Rijkaard yapabilmişti. İlk senesinde Galatasaray’ı Avrupa Ligi gruplarından son maçlar oynanmadan önce çıkarınca, son maçları genç oyuncuları oynatmak adına değerlendirmişti. Serdar Eylik, Berkin, Emre Çolak vs. Dikkat ederseniz hep alt yapı oyuncuları. Zira Adnan’lar yönetimine potansiyelli oyuncu isteğinizi ileteceksiniz de, Adnan Sezgin size transfer bırakacak da, siz de scout ekibinizle, Galatasaray’ın o dönem adam akıllı olmayan scout ekibiyle genç oyuncu bulacaksınız… Adnan Sezgin gider takasta sizin en iyi oyuncularınızı Semih Kaya’yı falan gönderir en potansiyeli olmayan adamları toplar getirir. O yüzden Rijkaard’ın güzel düşünüp uygulamaya çalıştığı bu düşünce pratikte işe yaramadı. Getirdiğiniz teknik direktörün vizyonuna sizin de uymanız gerekir. Şimdi Ünal Aysal’ı beğenmeyen Galatasaraylıları görünce ciddi anlamda şaşırıyorum. Ha Rijkaard çok başarılıydı da Polat ve yönetimi kendisine sabır göstermedi demiyorum. İşler ilk seneye oranla çok daha kötüye gidiyordu ve ilk seneye oranla kadro berbat kurulmuştu. Bu kadro kurulurken “dur” demeyen Rijkaard da en az Polat yönetimi kadar hatalıydı. Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere Rijkaard, Galatasaray’da yeteri kadar hırslı, istekli çalışmadı. Bence burayı bir emeklilik yeri gibi görmüş kendi mantalitesine uymayan saçmalıkları önlemeye kalkışmamıştı. Bugün onun genç yaşta kiralık olarak getirttiği iki oyuncu Dos Santos La Liga’da döktürüyor, Jo Brezilya Milli takımına seçiliyor... Bu isimlerin üzerinde dursa kendi bildiğini okuyup yaptırsa başarılı olma ihtimali Mancini gibi yüksekti. Gel gelelim ertesi sezon yapılan transferler sonucu istifa da etmeyerek (belki de parasını almak için) bence adına yakışmayan bir duruş sergiledi. Ben olsam Keita’yı, Jo’yu, Santos’u gönderip Serdar Özkan’ı Mehmet Batdal’ı getiren yönetime. “Oldu o zaman, hadi görüşürüz” der çeker giderim. Adım Rijkaard’sa dünya futbolunda bir devrim yaptıysam bunu yapmam gerekirdi. Kaldı ki ilk sezonunda da Mancini gibi hırslı çalıştığını düşünmüyorum. Elano tamamen kaçak oynarken, Dünya kupası öncesi sakatlanmamak için hiçbir ikili mücadeleye girmeden oynarken, Rijkaard onu yönetemedi. Mancini’nin Sneijder’i yönetmesine bakın, Rijkaard’ın Elano’yu yönetmesine bakın. Burada kulüp yönetiminin basireti de çok önemli tabi.  Rijkaard’ın Türkiye’den sonra da Milan’lara falan değil, daha çok maaş ve daha az mesai için Suudi Arabistan’a gitmesinden de belli bazı şeyler. Bunları bugün Mancini önderliğindeki takımla kıyaslayınca daha rahat algılayabiliyoruz. O gün bunları görememiş veya göz ardı etmiştik. Ben kendi adıma teknik direktörlerin ‘hırsları’ konusuyla ilgili tecrübe edindiğimi söyleyebilirim.

Rijkaard kendi mantalitesini uygulamaya çalıştı, doğrularını Galatasaray’a ve Galatasaray oyuncularına göstermeye çalıştı. Burada tamamen haksızlık etmeyeyim… Ben sadece bunları ezberden ve yeterince hırslı olmadan yaptığını düşünüyorum. Mancini ve ekibi gibi Erciyesspor’un, Elazığspor’un dahi maçlarını izleyip rakibe göre yapabilecekleri sistematik avantajları düşündüklerini sanmıyorum. (“Rijkaard kendi sistemini uygulatır, rakibin ne yaptığına bakmazdı” demeyin. Bazı taşları oturtmadan, rakibe bakmadan top oynamak diye bir şey yok! Önce Barcelona ol da sonra rakibe bakmadan kendi oyununu oynarsın) Galatasaray’da onun tecrübesinden ve bilgisinden yararlanacak yöneticiler ve oyuncular grubu olabilseydi yine verim alınabilirdi ama o da bazılarının kafasına vura vura öğretme yolunu tercih etmedi.

“Neden Rijkaard’ı yazıyorsun?” derseniz. Adımlar benziyor… Sistemin üstünlüğüne kafa yorma, sonunda 4-3-3’e evrilen Galatasaray. Gençleşen ve kendi ham maddesine sahip olmaya çalışan bir Galatasaray. Mancini de, zamanında Rijkaard’ın istediklerini istiyor. Zira doğru olan bu… Bu adamlar doğru yolu biliyor bilmesine de, bu istekleri için ne kadar çalışacakları, ne kadar hırslı oldukları, yönetimleri tarafından ne kadar desteklenebildikleri geçerli oluyor başarma yolunda.

Galatasaray ya da bir Türk takımının en önemli büyüme yollarından biri de şu… Parlayıp giden adamın yerini ham maddeyle doldurabilme ihtimali… Yarın öbür gün Burak’a misal 15 milyon Euro’luk bir teklif geldiğinde oyuncuyu küstürmemek için satmanız gerekir. Zira Galatasaray kadrosunda bu kadar genç barındırırken, yıldızlarının önünü tıkayan bir kulüp imajı yaratamaz.  Türkiye gibi ülkelerin kulüpleri, eğer 4 büyük ligin kulüpleriyle uluslararası alanda boy ölçüşmek istiyorsa, ederini bulan oyuncusunu satabilmeli ve yerini de illa büyük paralara transfer yaparak değil, kendi oyuncusunu, kendi sistemi içinde ikame ederek yetiştirmeli.

Yani bugün ilk 11 oynayan 18 yaşındaki Oğuzhan 750 bin Euro’ya alınmış bir ham madde transferidir. Mancini ve dünya çapında kabul edilen ekibi Oğuzhan’ı 3 sene sonra alır yaşlanan ya da düşüşe geçen Sneijder’in yerine monte edebilirse doğru stratejiyi yapmış olacaktır (Sneijder 3 sene sonra düşer falan demiyorum yanlış anlaşılmasın. Belki yüksek bir kontrat önerir bir Rus ya da Amerika takımı. Belki gidip son bir büyük para almak istiyorum der o zaman yok sana muhtacız dememektir esas olay) Yahut Melo 2-3 sene içinde düşüş yaşayınca yerine İbrahim Coşkun’u koyabilmek… Ontivero, Hajroviç, Koray Galatasaray’ın patlama yapabilecek potansiyelli ham maddeleri var. Tabi bu oyuncuları Hasan Şaş’ın beğenmemesine, transferleri yetersiz bulan açıklamalarına şaşırmıyorum. Henüz bu vizyona sahip olmadığı ortada. Terim dönemi boyunca Hasan Şaş, hiç potansiyel transferinin (yani şimdi değil, gelecekte verim alınabilecek oyuncu transferinin) talep edildiğini görmedi. Hep direkt yetenek, hemen verim verecek oyuncu transferi yapıldı. Bu doğrultuda ligde biraz parlayan Yiğit Gökoğlan gibi, hiçbir potansiyel barındırmayan ama biraz fiziğini geliştirdiği için ve hızlı olduğu için ön plana çıkan oyuncuya 2.5 milyon Euro verilmesini yanlış bulmuyor. Alman 3. Liginden alınan, henüz fizik kapasitesi Süper Lig için yetersiz olan ama bir mental potansiyeli barındırdığı da bariz olan Koray’ı ‘hemen verim alınamayacağını da belirterek’ hatalı transfer bulabiliyor. Dediğim gibi bu işler uzun vadeli planların getireceği bir vizyonu gerektiriyor. Hasan Şaş henüz o tecrübeye, kültüre ve vizyona sahip değil, umarım öğrenir.

Bu arada Yiğit demişken, Kayseri Erciyesspor’a kiralanması en iyisi oldu onun adına. Zira Yiğit’i parlatan isim Hikmet Karaman’dı Manisaspor’da.  Şimdi de Kayseri Erciyesspor’da bariz bir sağ kanat eksiği vardı. Yiğit o pozisyonda süre bulur, tekrar eski hocasıyla form yakalayabilir. Galatasaray’a geri dönecek potansiyelde mental kalitesi olduğunu düşünmesem de Anadolu’da kontra atak futbolunu benimseyecek takımlarda bir Turgut Doğan Şahin gibi, Ahmet İlhan Özek gibi tehlikeli oyuncu olabilir. Yeniden doğması hem kendisi, hem de Galatasaray’ın üç beş kuruş para kazanması açısından iyi olur, o yüzden kiralanabileceği en iyi yere kiralandı. Kayseri’de zemin de iyi, geniş alan da bulur o tarz bir oyun anlayışı var Karaman’ın… Zaten eksiden 100 metreciymiş sanırım Yiğit, atletliğini kullansın işte küçük kontra atak takımlarında… Büyük takım futbolcusu değil çünkü bu oyuncular. Geçen yazımda da Amrabat ve Hajroviç arasındaki farka değinirken yine bundan bahsetmiştim. Sonra Yiğit’in Antep’e gitmemesi de bence Mancini hakkında hem suçlu, hem güçlü açıklamalar yapan Sergen dolayısıyla iyi oldu. Galatasaray Bruma’yı Gaziantepspor’a verdi ve karşılığında da Gaziantepspor’a oyuncu göndermemiş oldu, Sergen’in Mancini hakkındaki saçma sapan açıklamaları dolayısıyla sevindim açıkçası bu duruma.

Maça geçersek as kadroya yakın mücadele eden Antalyaspor, Galatasaray’ın gençlerini test etmede son derece verimli oldu. Antalyaspor, Galatasaray’ın tam aksine as kadrosuna yakın 11’le sahaya çıkmıştı. Yarısı ilk 11, diğer yarısı rotasyon oyuncularından oluşan bir Antalyaspor, yarısı rotasyon, yarısı alt yapı oyuncularından oluşan bir Galatasaray’a diş geçiremedi, pozisyona girmekte zorlandı. Bu çok önemli, bakın. Tokatspor’a 3 atmaktan, 5 atmaktan çok daha önemli.

Musa Nizam, Uğur İnceman, Giray, İsaac Promise, Koray, Köksal, İbrahim Dağaşan hep bu ligin, bu seviyenin oyuncuları. Galatasaray’da ise çoğu 18, 19 yaşında çocuklar. İkisi PTT 1. Liginden Oğuzhan PTT 1. Lig’de bile ancak yedek olabiliyordu. İkisi alt yapıdan yani PAF liginden, Koray Dortmund’un ikinci takımıyla Alman 3. Liginden, Ontivero deneme transferi…  Yani buna rağmen bu kadar üst seviyede sürekli oynayan oyuncular karşısında gayet iyi oynadılar.

Maça giderken metroda, yanımda oturan kızlı erkekli bir grup, skor tahmini yapıyorlar (evet, hükümet kızlı erkekli maça gittiğimizi duymasın) hep 2-1, 3-1 gibi skor tahminleri vardı. İçimden ‘Galatasaray gol yemez’ diye geçirdim. Sonuç ne olur bilmem ama Galatasaray gol yemez. Beklediğim de oldu. Burada bu oyuncuların birçoğu ilk kez birlikte oynamalarına rağmen bu kadar iyi pozisyon alıp, bir süper lig takımını adam akıllı pozisyona sokmadan maçı bitirdiler, maçın en önemli olayı bence budur. 2 gün önce bir haber okumuştum, “Mancini Bursaspor, Eskişehirspor ve Gaziantepspor maçlarında ligde, Elazığspor ve Tokatspor maçlarında da kupada son 5 maçta gol yemediği halde antremanlarda hala yoğun şekilde savunma çalıştırıyor” diyordu. Maç sayısı 6’ya çıktı. Burada bu oyuncuların 1 ayda bireysel savunma öğrenmediği, öğrenemeyeceği zaten malum. Bugün de Antalyaspor ufak tefek pozisyonlara bireysel savunma hataları sayesinde girdi zaten. Yani, tek tek çalışmaktan ziyade takım olarak savunma nasıl yapılır, nasıl pozisyon alınır onu öğreniyor Galatasaray oyuncuları. Kamp dönemi bu konuda çok faydalı oldu ve Galatasaray gerçekten ilk yarıdaki her maç gol yiyen takımdan sıyrılıp, 2. yarıda kolay kolay pozisyon vermeyen bir takıma döndü.

Geçelim oyuncu analizlerine…

Ontivero: Tokat maçı sonrası açıklama yaptı. “Bir aydır düzenli idman yapmıyorum. O yüzden kondisyon eksiğim var, yorulduğum için sakatlık oldu, önemli bir durum yok” demişti. Gerçekten 2. yarı çok yorulduğu, önüne atılan toplara koşamadığı televizyondan bile bariz şekilde belli olmuştu. Bugün de benzerdi. 2 maçta gelişecek şey değil zaten kondisyon. Galatasaray yabancı oyuncularını geç göndermese Ontivero Ocak ayında Galatasaray’la kamp yapsa şuan çok daha etkili bir oyuncu izliyor olabilirdik. Yine de iki maçta bize gösterdi ki, patlama yapabilecek bir oyuncu Lucas. Geçen hafta Milliyet'te çıkan habere göre Real Madrid, Milan, Tottenham gibi kulüplerin kendisiyle alt yapılarındayken sözleşme imzalayamaması da FİFA kurallarıyla ilgiliymiş. Haberin doğruluğundan emin olamıyorum çünkü yeterli ayrıntı yoktu ama doğruysa Galatasaray önemli iş yapmış derim. Ayrıyeten bugün gördük ki bu çocuk çok kolay balıksırtı şut atabiliyor, (Tokat maçı çizgiyi geçen top, bu maçta yakın direğe vasat bir şut çıkardı ama balıksırtı şutu çok kolay çıkarabileceğini gösterdi) bu önemli bir hücum tehdidi. İkincisi, hiç kolay yıkılmıyor, fiziğine rağmen son derece yere sağlam basıyor ve asla rakibinden korkmadan mücadele ediyor. Bugün sahanın en iri oyuncusu Boum’la defalarca karşı karşıya kaldı, hiçbirinde korkup hamle yapmaktan çekinmedi gerekirse faul yaptı, boğuştu. Dayanıklılığı arttığında, şuan çok ama çok eksik olan kondisyonu arttığında, kondisyon olarak bir Yekta, Emre Çolak durumuna geldiğinde Yekta ve Emre’yle aşağı yukarı aynı boya sahip olmasına rağmen onlara oranla ne kadar yıpratıcı bir fizik gücü olduğunu gösterecektir. Bugün yine Boum’la girdiği bir ikili mücadelede hakem hatalı karar verince Mancini kenarda çıldırdı. Ontivero’nun üzerine çok düştüğü belli oluyor. Oyundan çıkarken önce Lombardo, sonra Mancini ve Tugay tek tek kutlayıp tebrik ettiler Ontivero’yu. Bu arada Tugay’ın da yeni işinde çok mutlu olduğunu, çok istekli çalıştığını görüyorum. Oyuncuları motive etmede ve onlarla ilgilenmede son derece aç. Kendi vizyonuna uygun, aynı dili konuşabildiği (evet, iki anlamda da, lisan ve kültür) bir teknik ekiple çalıştığı için olmalı…

Salih Dursun: Anlaşılan o ki Mancini’nin jokeri olacak. Onun için bir ağabeyimin yaptığı “işlenmemiş Kuyt” tanımı hep aklımı kurcalıyor. Kendisine iyi bakması, üstün fiziği, teknik konulardaki yetersizliği, bunun tamamen bilincinde olması ve geliştirmesi gereken çok şey olduğundan bahsetmesi… Kuyt da benzer karakterde bir oyuncu. Yetenek eksiklerinin son derece bilincinde ve o yüzden 33 yaşına rağmen takımının en dayanıklı oyucusu olmaktan asla geri durmuyor, iki idman kaçırırsa onu ayakta tutan tek özelliği fiziğini biraz boşlarsa nasıl ciddi bir düşüş yaşayacağını çok iyi biliyor... Salih bugün çok bindirdi ama sanki biraz fazla çekingen. Yetenek sorunlarını bildiğinden topla buluştuğunda, yine orta kesmeyi beceremezsem, pas atamazsam düşüncesi özgüvenini de olumsuz etkiliyor olabilir. Buna rağmen bindirmelerinin çokluğu ve çizgiyi iyi kullanması (oyunu genişletmesinden bahsediyorum) değerliydi. Ben hatırlarsanız Veysel ve Salih transferlerini olumsuz buluyordum. Fakat illa biri olacaksa Salih olmalıydı bana göre, hem 3 yaş daha genç olması hem de röportajlarında daha aç, öğrenmeye açık bir oyuncu olduğunu göstermesinden dolayı. Veysel de hırslı bir oyuncu bu arada, söylemek istediğim yanlış anlaşılmasın. Veysel’i Lig TV’nin Quiz programında izledikten sonra soğudum açıkçası kendisinden biraz da. Kültürel açıdan çok zayıf görünmüştü bana. Salih ise farklı şeyler söylemeyi, eksiklerini görebilmeyi bilen bir oyuncu.  Bugün dikkat ettim kendisine yapılan sert faullere de ses çıkarmıyor. Musa Nizam’ın çok saçma bir faulü ve Semih’in de yine kendisiyle özdeşleşmiş sinsice bir faulü sonrası hiç hakeme itiraz bile etmedi. Özellikle Musa Nizam’ın faulü oldukça sinir bozucu sertlikte ve gereksizlikte bir hareketti. Gel gelelim kendisi de böyle oynayan bir oyuncu olduğu için belki de hiç ağzını açmadı. Bu kadar agresif ve sert oynayan, buna rağmen saha içinde rakiplerine iyi davranan nadir oyuncu vardır. Bunlardan bir diğeri başka bir Sakaryalı Tuncay Şanlı... Tuncay da tüm agresifliğine, inatçılığına, arzulu futboluna rağmen yaptığı en küçük faul sonrası, faulü yaptığı oyuncudan özür diler onu yerden kaldırırdı. Salih de böyle bir oyuncu bazen hakeme itiraz ediyor ama rakip oyuncuyla tartışmıyor.

Musa Nizam da genç 23 yaşında, alt yaş gruplarında defalarca Milli oldu. Sol bek ve sol stoper oynayabiliyor. Uzun zamandır da süper ligde sürekli oynayan bir oyuncu. O da gördüğüm kadarıyla genç yaşına rağmen geliştiremediği bazı özelliklerini sertlikle kapatmaya çalışıyor, elleri kolları hep rakibinin boynunda, göğsünde... Bu genç oyunculara bu agresifliği kimler öğütlüyor bilmiyorum ama büyük kötülük yapıyorlar. Pozisyon bilgisini geliştireceğine, daha sert oynamaya çalışıyor Anadolu takımlarındaki savunma oyuncuları. Sonuçta biraz fizikten düşünce de tüm foyaları ortaya çıkıyor.

Umut Gündoğan: Zeki oyuncu ama maç kondisyonu eksik sanırım, ya da dayanıklılığını geliştirmekte zorluk çekiyor olabilir. Çalışkan bir oyuncu olmayabilir. Bu yaşa kadar büyük takımlara yükselememe nedeni bu olabilir. Zira bu kadar zeki ve teknik bir oyuncu çok daha büyük takımlarda şans bulabilmeliydi. Mancini’nin de ona yavaş yavaş süre vermesi bende böyle bir şüphe uyandırmadı değil. Sahada da kopuk kopuk oynuyor. Fizik kapasitesini arttırmak için çok çalışmalı. Çok daha fazla oyunun içinde kalmalı.

Emre Can: Ayağı kötü, tedirgin ama Ajax-Celtic maçlarından bu yana, kendine biraz daha güvenen, sanki biraz daha güçlenen bir çocuk gördük.

Hamit Altıntop: Sahada heybetli duruyordu. Zaten Hamit sakatlığı boyunca ağırlık salonlarında çok vakit geçirmiştir diye düşünüyordum… Öyle yapmışa benziyor. Çok iyi bir profesyonel çünkü. Yere hala çok sağlam basıyor, müthiş güçlü. Şut atmaya cesaret etmediği pozisyonda yaptığı koşu çok güzel, tamamen kalitesinin yansıması. Bir iki maça da şut atmaktan çekinmemeye başlar zaten o sorun değil.

Koray Günter: Top ayağındayken kafasını kaldırıyor, öz güveni iyi. Kendisine neden bu kadar çok para verildiğini biliyor, fiziksel olarak eksik, bir pozisyonda İsaac'le birebir mücadeleye girdi ve ezildi. Önündeki 1.5 sene onun tüm kariyerinin en belirleyici dönemi olacak. Kendisine Galatasaray dışında kimse 2.5 milyon Euro veremezdi. Bunun değerini (aslında saçma sapan kurgulanan yabancı kuralının) bilmeli. Bu yabancı kuralı ona fırsat doğurdu ama 1.5 yıl kendisini gösteremezse yabancı kuralı ne olursa olsun, gidebilecek takım bulmakta zorlanır. Kendisinden en az iki kat güçlü, atlet Dany’nin bonservisi 1.8 milyon Euro olarak belirlendi Galatasaray tarafından... Beklentileri biraz da buradan tartsın. Şuan sadece potansiyel vaat eden, seviyesi henüz çok aşağılarda olan, çok konuda fiziksel olarak gelişmesi gereken bir stoper için büyük para.

Semih Şentürk: Zaten yavaştı, iyice yavaşlamış ama o da yere sağlam basıyor, kadro dışı kaldığından beri o da ağırlık çalışmaya önem vermiş sanırım. Belli bir yaştan sonra hızı kaybedince güce önem vermek zorunda kalıyor böyle zekasıyla oynayan futbolcular (Hamit de aynı)

Emre Çolak yine dinamik ve istekli göründü, fizik kapasitesi artıyor gibi, Berk İsmail teknik, akıllı bir oyuncuya benziyor ama fizik kalitesi bu seviyede hiç değil. Hem zayıf kalıyor. hem de yavaş! Son vuruş konusunda Tokat maçında da bu maçta da 2 %100’lük pozisyonu geç kaldığı için harcadı. Hız, çabukluk o yüzden çok değerli. Daha çok yolu var. Oğuzhan oldukça teknik, kumaşı sağlam, duran topları da güzel kullandı. Antalya’da Boum maç kondisyonu olarak eksik ama Anadolu takımları için ideal stoper, genç Seddar’ın fiziğinden başka bir özelliği dikkatimi çekmedi.

Şimdilik bu kadar…

Bu yazının sonunda kendimi eleştirmek istiyorum. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaş hatırlattı. Mancini henüz 2. lig maçında Karabükspor karşısına Ceyhun’u ilk 11 başlatarak çıkmıştı. 4-1-2-1-2 sistemi vardı ve Melo savunma dörtlüsünün önünde Ceyhun onun sağ çaprazında sağ haf, Selçuk da sol haf oynamıştı. Ceyhun bu geniş alanda, yavaşlığını çok ön plana çıkaran pozisyonda verimli olamadı. Çok koşma avantajı onun topu hızlı kullanamama sorununu örtmedi ve 67. dakikada taraftarın ıslıkları arasında oyundan çıkmak durumunda kaldı. (Evet, Mancini aslında çok ciddi bir olumsuz ön yargıyla işe başlamıştı. Henüz üçüncü maçında tercihleri ıslıklanıyordu)

O gün maç yazısında Ceyhun’un sadece fiziksel olarak yavaş olmadığını, mental olarak da yavaş olduğunu yazmışım. Twitterda bu ibareyi hatırlatan arkadaş, hala böyle düşünüp, düşünmediğimi sordu. Hayır, düşünmüyorum, yanılmışım. Ceyhun zeki bir oyuncuymuş. Geçmişte de geniş alanda hiç oynamadığı için (Trabzonspor ve Kayserispor’da da derinde kullanılmıştı) bu maçta ilk kez haf oynatılması sanırım onu sudan çıkmış balığa döndürmüştü. Çoğu pozisyonu kaçırmış, Karabükspor’un attığı golde boşaltılan alanı doldurmamış, oldukça dağınık oynamıştı. Ben yeni pozisyonuna alışamamasına değil, mental eksikliğine yorarak hata yapmışım. Son haftalarda Ceyhun gerçek kimliğini, aslında ne kadar yavaş da olsa, zeki bir oyuncu olduğunu gösterdi.

Sevinerek, hakkında yanıldığımı itiraf etmeliyim.

Görüşmek üzere…

YORUMLAR

bakero 14 Şubat 2014 Cuma 20:15

yorumun için teşekkür ederim başarılar dilerim.keyifle sonuna kadar okudum.

prelude 17 Şubat 2014 Pazartesi 01:54

Hıncal Uluç 2-3 yıl önce şoyle bir soz soylemisti benim icin hicbir gs maçı doğan kologlu nun maç yazısını okumadan bitmezdi..ben de sizin yazılarınızı okumadan gs maclari bitmis diyemiyorum..bu guzel analizler icin tesekkurler..


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları