Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Derbi maçlarından önce genellikle maç önü analiz yazıları da yazarım ancak bu maç öncesi yazacak yeni bir şey bulamadım. Zira bu Beşiktaş ligde en anlamlandıramadığım, en sürpriz bulduğum takım sezon başından beri. Şöyle ki Beşiktaş’ın ‘takım performansı’ çok büyük bir oranla Almeida’nın arkasındaki üç oyuncunun performansına bağlı... Bu yüzden daha önce de yazdığım 3-5 düşüncemin üzerine hiçbir şey eklenmiyor haftalardır. Devre arası da bir şey değiştirecek transferler yapılmadı. Sadece rotasyon zenginleştirildi. Takımın ofansı sadece üç ismin, Almeida’nın arkasındaki, Gökhan-Oğuzhan-Olcay’ın omuzlarında. Sanki skor üretmek sadece bu üçlünün görevi ve Almeida da onların silahıymış gibi bir durum var. Geri kalan 7 oyuncunun hücumla bir alakası yok gibi. Eskiden skor üretme tehdidine bu üçlünün arkasında bir de Fernandes eklenebiliyordu. Ama o zaman da oyun hâkimiyeti ve savunmaya dayalı direnç konusunda eksik kalıyordu Beşiktaş. Şimdi Fernandes de kulübeye çekildi. Bu üçüncü bölgede oynayan üçlünün arkasında hücuma dayalı olarak bir şey yapabilecek tek bir oyuncu bile kalmadı. Bu üçlünün, arkadan yardım alamamaktan ziyade bireysel en büyük sorunları da tecrübesiz olmaları. Bu tecrübesizlik de beraberinde istikrarsızlığa, istikrarsız hücum eden bir Beşiktaş’a dönüşüyor.

Aslında çok da genç ve toy bir takımdan bahsedemeyiz. Sivok, Tolga, Atiba, Almeida gibi tecrübeli oyuncuları da var ancak tecrübeli oyuncuların ‘yaratıcılık’ göreviyle hiç alakaları yok. Tüm ‘yaratma’ işi bu üç bireysel performans oyuncusunun ayağına bakıyor. Gökhan kariyerinde istikrar yakalamaya yeni başladı, Oğuzhan henüz çok toy, potansiyelini yeteneğe dönüştürmeyi yeni öğreniyor ve Olcay da kariyerinin zirvesine çıkmaya çalışıyor ama o da istikrarsız. Bu üç genç oyuncu evvela zaten genç oldukları için istikrarsız isimler. Geçmişte takımlarını sırtlayan, müthiş istatistikler üreten adamlar da değildiler. Bu seneki istatistikleri de kariyerlerinin en iyi sezon istatistikleri zaten. O yüzden Beşiktaş bazen bu üçlü üretken olduğunda, üstün yeteneğini kullandığında çok hızlı bir takıma dönüp ilk yarıdan üç atıp rakibini sahadan silip maç da alabiliyor. (İç sahadaki Konyaspor maçı) Yine ilk yarıdan rakibini sahadan silmesine rağmen son vuruşu iyi, bitirici golcüsü olmadığı için maçı koparamadığı ve sonradan üstünlüğü de kaybettiği oluyor (İç sahadaki Sivasspor maçı) Ya da bu üç oyuncunun kötü günlerinde çok ama çok sıradan bir takıma da dönüşebiliyor. (İç sahadaki Ç. Rizespor maçı)

Almeida bu üçlüyle iyi anlaşıyor çünkü çok gezen bir forvet. Bu sayede arkasındaki üçlüye çok alan da açabiliyor, rakip stoperleri hırpalayıp, dağıtıp, bu üçlünün dripling yapabilmesine yardımcı da oluyor. Tabi karşılığını arkasındaki üçlünün hücuma çok top taşımasıyla, onlar sayesinde çok pozisyona girerek alıyor. Almeida bu sezon kariyerinin en skorer senesini yaşıyorsa bunda en çok arkasındaki üçlünün ona çok pozisyon hazırlamasının payı var. Yoksa Almeida’nın son vuruş sorunu giderilmiş değil. Eskiden atıyorum 20 maçta 30 kere pozisyona girip 6 tane atıyorsa şimdi 20 maçta 50 pozisyona giriyor ve 10 tane atıyor. Galatasaray maçında da girdiği pozisyonları klasik Almeida vuruşlarıyla yine değerlendiremedi.

Beşiktaş kısacası bu üçlüye muhtaç! Çok fazla sakatlanmadıkları için Kerim Frei falan da bu rotasyona girmedi henüz. Bu üçlü ne kadar yaratıcı olabilirse, Beşiktaş o kadar tehlikeli takıma dönüşüyor. Beşiktaş’ın Atiba’sı Veli’si pozisyon üretecek adamlar değiller. Bekleri öyle Fenerbahçe’nin Caner’i Gökhan’ı Galatasaray’ın Telles, Eboue’si gibi kaliteli de değil. Yani ne birinci bölgeden topla, topsuz bindirecek, etkili olacak bekleri var (bek olması da şart değil Kasımpaşa’lı Donk gibi topu ileri aktaran, çıkan stoperleri de yok) Ne ikinci bölgeden, hücumda etkili olabilecek ortasaha oyuncuları, teknik ayakları var. Caner, Telles vs olmadığı gibi Selçuk İnan, Melo, Emre Belözoğlu, Baroni yaratıcılığında skor üretebilen isimleri de yok 2. bölgede. Veli’yle, Atiba ile hücum olmuyor… Almeida’nın arkasındaki üç isimden birinin içinde olmadığı bir gol pozisyonu bile zor yaratılıyor.

Beşiktaş adına istikrar, bu muhtaçlık yüzünden çok zor... Kaliteli futbol, kaliteli oyuncularla oynanır. Sadece savunmada etkin olan Atiba ve Veli’yle, kalitesi yetersiz beklerle bir yere kadar. Ben Beşiktaş’ı, rakipleri Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kadro kalitesine, transfer bütçesine ve stat avantajlarına baktığımda çok başarılı buluyorum. Biliç bu takımı zirve yarışında tutuyorsa orada net bir başarıdan söz etmek gerekir. Galatasaray 2003-2004’te Olimpiyat Stadı'nda oynadı, sezonun sonunu zor getirdi mesela. Zira o stat üstün oynamak isteyen takımlar için berbat bir stat. Top taça gider, oyuna dönmesi bir dakika sürer, oyun soğur… Rüzgâr top kontrolünü zorlaştırır, topa sahip olup üstünlük kuramazsın. Zorla zarla üstünlüğü kursan, top saha çizgilerinin dışına çıktım mı top toplayıcılar tarafından oyuna geri döndürülmesi bayağı sürer yine oyundan soğursun vs. Hızlı taç diye bir şey yok mesela… Böyle şartlarda geçen bir sezonda, Biliç’in oyuna müdahale kalitesinden, transferlerinden, sakatlık sorunlarından vs bahsetmek açıkçası bana gereksiz geliyor. Önce stat, kadro kalitesi, transfer bütçesi vs o kadar bariz engeller ki diğerleri devede kulak kalıyor. Bu engellere rağmen de Beşiktaş’ın zirvedeki rakiplerine bu kadar yakın kalabilmesi bence başarıdır.

Geçelim Galatasaray’a… Son haftalarda formda Sabri yedeğe, Veysel sağ beke geçmiş. Mancini’nin performansa göre değil, taktiğe göre oyuncu tercih ettiğini biliyoruz. Sabri Eskişehirspor maçında pozisyonunu kaybetmeyen Hajroviç ile sağ kanadı paylaştığında şahane bir maç çıkardı, 4-3-3’te istediği kadar bindirme, tempo yapma imkanı var. Bunlar zaten onun en kolay yaptığı şeyler… Bir de 4-3-3’ün ana kuralı ön libero stoperlerin arasına giriyor, sağ stoper Sabri’nin boşalttığı alanları da dolduruyor, o zaman rahatlıyor Sabri ve pozisyon kaybetme zaafları göze batmamaya başlıyor. Sistem bunu gizliyor zaten. Sabri’nin daha önce bu kadar iyi maçlar çıkardığı sezon yine 4-3-3 ve önünde de Keita vardı Rijkaard dönemiydi. Gel gelelim önünde Hajroviç değil de Burak gibi bir ikinci forvet oynadığında işler de Antalyaspor maçındaki gibi değişiyor. Burak, Drogba’nın alanını da doldurmaya çalışıyor veya bazen pozisyon gereği de alanını kaybedebiliyor o zaman Sabri geride tek kalıyor. İşte böyle tek kalmalarda savunma yönü ve fizik gücü sağlam Veysel tarzı bir oyuncu her zaman daha sağlıklı tercih oluyor. Mancini’nin Antalyaspor maçını tekrar oynama imkanı olsa, bence bu sefer Sabri değil Veysel’i tercih ederdi 11’de. Bu konuda (Sabri kötü bir maç çıkarmasa da) pişman olmuştur bence.

Veysel tercihinin ana nedeni Burak’ın boşaltacağı, çoğu zaman boş bırakacağı sağ kanadı tek başına savunabilecek fizik güçte olması ve önce savunmayı düşünecek anlayışta olması. Sabri’yi koyduğunuzda oraya savunma görevlerini unutuyor ve hurra prese koşabiliyor ama Veysel yeteneklerinin yetersizliğinin bilincinde ve sertliğiyle fizik gücüyle, savunmada gedik açtırmamaya özen gösteriyor. Olcay zaten Beşiktaş hücum gücü üçlüsünün en skorer ve formda ismi. Onun karşısına da Veysel gibi savunma yönü iyi bir bek yine mantıklıydı. Buna karşın ters tarafta ise Telles tamamen özgürdü ve Sneijder’le Necip’in savunduğu kanadı delmek istiyorlardı. Hakan Balta da ayağı düzgün ve soğukkanlı bir oyuncu olarak onları geriden topla buluşturacaktı. Hakan bunu denedi ama pek başarılı paslar atamadı bu maçta. Mancini yani hücumu soldan yapma düşüncesindeydi. O yüzden sağbeki geride tuttu, sol beki öne attı. Bu taktiğinden kısmen faydalandı. Sağ tarafta Olcay’ı etkisizleştirerek verim aldı ancak sol tarafta kısmen istedikleri oldu, kısmen olmadı.

Buna Biliç’in (maç sonu açıklamalarında da bundan bahsetti) karşı bir planı vardı ve bu plan da Galatasaray’ınki gibi kısmen başarılı oldu. Biliç, hamleli bir oyuncu olan Necip’i oraya koydu ve zaten hücum gücü olmayan bir oyuncu olarak ona ileri çıkmamasını söyledi. Amaç Gökhan Töre ve Telles’i teke tek geniş alanda bırakmaktı. Necip Sneijder’i yakın oynayıp marke etti ve Gökhan da Telles’e geniş alanda birebirde üstünlük sağladı. Beşiktaş bu şekilde düşündüğünü elde etse de Drogba faktörü Galatasaray adına sol kanadı etkili kıldı. Dany ile birebir kalmaktan kaçıp genelde Franco ile yakın duran Drogba solda Sneijder’e de yanaştı. Bu ikilinin uyumundan Telles’i de pozisyona soktukları ciddi bir atak geliştirebildiler. İki takım da ters kanadın aksine o kanattan etkili oldu ama skor üretemediler.

 

Telles Eskişehirspor maçında savunmasını övdüğüm bir oyuncuydu ama zihinsel savunmasını övmüştüm. Yani pozisyon almasını, çevre kontrolünü övmüştüm. 42 kez depar atan ve sürekli bindiren Tarık’a boş alan bırakmamasını, koşu yollarını çok iyi pozisyon alarak kapatmasını övmüştüm. Gel gelelim fiziksel defans olarak ise ciddi eksikleri var. (Veysel ve Salih’in tam aksine) İlk kez bu maçta Gökhan ortaya çıkardı bunu. Aynı eksikler bu tarz oyuncuların hemen hepsinde var zaten. Ergün Penbe’de de vardı, Abdullah Ercan’da da, Riera’da da, Telles’te de var. Telles 21 yaşında ve güçlenebilirse bu eksiklerini kapatabilir. Fakat şu halde, bu sezon topla driplingi iyi olan, kıvrak bilekli kanatlar karşısında zorlanacağı bariz şekilde görüldü. Özellikle Chelsea maçları öncesinde bu konuda korkutuyor açıkçası beni. Misal Veysel’i de Salih’i de büyük takım oyuncusu olarak görmüyordum Galatasaray’a gelmeden önce. İkisini de Fenerbahçe ve Galatasaray için yetersiz görüyordum ama aynı çalımları ikisi de Gökhan’dan bu kadar kolay şekilde ve sürekli asla yemezlerdi. Bu bireysel fizik işi tabi... Çalışmak ve hırsla alakalı… Hem Veysel hem Salih çalışkanlık konusunda çok hırslı adamlar ve fiziksellerini sağlam tutmaya her zaman özen gösteriyorlar. Bu arada yanlış görmediysem ilk yarının son dakikalarında Selçuk’tan biraz fırça da yedi Telles. Sürekli ileri çıkıp pas istiyordu ama savunmayı çok boşluyordu. Sürekli pas istemesi ve bireysel oynaması yüzünden Selçuk kızdı ve biraz geriye de gitmesini söyledi sanki…

Maçın hemen başında 2. ya da 3. dakika Veysel, Semih, Ceyhun aynı kafa topuna çıktı ve üçünden seken top Olcay’ın önünde kaldı. Olcay da kolayca sıfıra indi ama pozisyonu çok kolay harcadı. O pozisyonda görüldü ki bu sürekli değişen defans kurgusu Galatasaray’da uyum sorunu yaratıyor. Bir de Semih son dönemlerde biraz dağınık, kafası başka yerde. Bu da Chelsea maçı öncesi korkutuyor açıkçası... İlk sezonunda Semih’i çok eleştirirdim, pozisyonunu bırakıp 10-15 metre önündeki onunla hiç ilgisi olmayan pozisyonlara atlamasıyla ve alanını boşaltmasıyla ilgili… Son Antalyaspor maçında ilk gol rakibi 30-40 metrede yine ön libero Ceyhun’la birlikte karşılamış ve boşalttığı alandan gol yemişti Galatasaray. Yine aynısını maç başında yaptı ve hem Veysel’i hem Ceyhun’u bozdu. Hatırlıyorum Mancini bu düzeni ilk denediği Ajax hazırlık maçında da Ceyhun çok stoperlerin arasına gömülüyordu, yavaş da bir oyuncu olduğu için önde basması gereken pozisyonlara geç kalabiliyordu ve sağ stoper olan Semih her topa basmaya koşuyordu. O maçta sağ bek/kanat gibi oynayan Bruma da pozisyonu koruyamadığından Galatasaray o hazırlık maçında sürekli sağ kanadından pozisyon vermişti.

Bu Semih’e bence PTT 1. Ligden geçmiş zararlı bir özellik. (Ben olsam alt yapı oyuncularımı Türkiye alt liglerine kiraya göndermem. Hollanda 2. Ligine falan gönderin daha iyi en azından ‘top’ oynamayı öğrenirler) Galatasaray’da oynamaya başladığı ilk sene çok yapıyordu. 4-4-2 dizilen Galatasaray’da Melo ve Selçuk’un arkasına düşen her topa koşuyordu. Ujfalusi de onun arkasını toplamaya çalışıyordu ama o da zaten çok atlet, süratli bir isim olmadığı için yapabildiği kadar yapıyordu bu işi. Sonra Semih öğrendi bu gereksiz öne atlamaları yapmıyor derken Mancini’nin kendisi hakkındaki övgülerinden sonra tekrar yapmaya başladı.

Şunu unutmamalı Semih. Mancini onu Kartalspor’da olduğu gibi cesaretli, agresif, atlet oyunu için övmedi. Onları kullanarak değil, zekası, soğukkanlılığı, pozisyon almasını kullanarak büyük futbolcu olabilir ilerde... Cesareti, agresifliği, atlet oyunu onu sadece sıradan bir stoper yapar. Açsın baksın Anadoluda bu özellikleriyle oynayan yerli stoper kaynıyor. Esas farkı soğukkanlılığında ve kafası çalışan bir adam olmasında aslında… Fakat son aylarda kendisine çok güveniyor, bu özgüven de böyle basit hatalar yapmasına yol açıyor. Yabancı kuralı hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olup saçma sapan açıklamalar yapabiliyor, basında maaşıyla ilgili gereksiz haberler çıkabiliyor (menajer işi de olabilir), oyun tarzında eskiye dönük bir gariplik başına buyrukluk görülüyor. Bariz bir konsantrasyon eksiği var kafası başka yerde sanki… Maçtan sonra da “maçta az faul oldu” gibi şeyler söylemiş… Hayret, çok faul oldu aslında…

Geçelim 5. dakika, Veysel’in bu maçta tercih edilme nedenini ortaya koyan bir pozisyon gerçekleşti. Almeida solak olduğu için genelde sola açılan bir oyuncu ve Galatasaray sağbeki ile sağ stoperi arasına çok girecekti. Pozisyonlara da buradan girdi zaten. İşte bu koşulara Gökhan’ın yapacağı arka direk ortaları onu sağ bek Sabri ile kafaya çıkarabilirdi. Veysel bu tehlikeye de bir önlemdi. Veysel de belki 5-6 cm kısadır Almeida’dan ama kafaya çok sağlam çıkar ve  Almeida’nın kolay top indirmesini ya da kafa şutu atmasını engeller. İşte bu ilk uzak direk ortasında Almeida ile kafaya çıktı ve topa vurdu, sonra kafa kafaya çarpıştılar. Veysel gözünü budaktan sakınmayan bir oyuncu demiştik. Sonra da kafa toplarıyla bir tehdit oluşturamadı Almeida zaten.

Veysel’in savunmada bunları yapması, Almeida’nın hava hâkimiyetine engel olması ve Olcay’ı etkisizleştirmesi görevini eksiksiz yapmasıydı zaten. Bir de hücumda yine ondan hiç ama hiç beklemediğim ince işleri yapıp skora da yardımcı oldu. Gariptir Galatasaray formasıyla iki maçtır yaptıklarını ondan şimdiye kadar senelerdir görmemiştik. Tokatspor maçındaki golü ve Beşiktaş maçındaki asisti (bir çok ülkede penaltı yaptırmak asist sayılır) beni çok şaşırttı. Eskişehirspor’da bu tarz işler yapmaması herhalde takımının oyun tarzı ve ona verilen görevlerle ilgiliydi. Yine yetenekli değil zaten ama beklediğimden çok soğukkanlı. Bazen kanatta top ayağında rakibiyle teke tek kalıyor, driplingle geçemeyeceğini bildiği için sırtını dayayıp faul almaya falan çalışıyor. Onun böyle akıllıca oynayacağını hiç tahmin etmiyordum.

Beşiktaş ilk 10 dakika çok sert başladı ve Galatasaray’ı bozdu, savunmadan top çıkarma konusunda başarısız oldu Galatasaray. Ligin ikinci yarısındaki ilk dört maçta Gaziantepspor, Bursaspor, Eskişehirspor ve Antalyaspor maçlarında Galatasaray’ın hep ilk 25 dakikadaki üstünlüğü göze çarpmıştı, bu sefer tam tersi oldu.

Biliç bunu iyi analiz etmiş olacak ki rakibini bozmak adına çok sert ve sağlam başladı ve başarılı da oldu. O 25 dakikada gol bulmalıydı Beşiktaş bulamayınca yavaş yavaş hâkimiyeti kaybettiler. Bu sertliğe hakem Cüneyt Çakır da izin verdi ama. İlk 25 dakika Veli’nin üç tane Galatasaray atağını durduran faulü var ve kart çıkmadı. Sonra bunu gören Melo da sertliğe sertlikle karşılık verdi. İlk yarı sonuna kadar o da 20 dakikada üç faulle Beşiktaş’ı durdurdu ve o da kart görmedi. İkisi de ilk yarı sonuna kadar birer kart görmeliydiler. Faullerinin sertliğinden değil, çokluğundan görmeliydiler.

Beşiktaşlılar Melo’nun maçı kartsız tamamlamasını haklı olarak eleştirdiler maç sonu ama Veli de Semih’i uçurduğu ve sarı kart gördüğü pozisyona kadar sarı kart görmeliydi. Veli zamanlamayı kötü yaptığı için sertlik yüzünden kart gördü, Melo ise stratejik faullerini böyle sert ve zamanlama hatalarıyla yapmadı. Cüneyt Çakır geçmiş senelerde derbilerde bu tarz art arda çok sayıda faulleri ilk yarıdan kartla cezalandırırdı ama maçtan gerginlik düşmez ve ikinci yarı bu isimleri atmak zorunda kalır ve başına iş açılırdı. Şimdi tecrübelenmiş ve kendisini düşünüyor. Hakemler üzerinde bu kadar baskı yarattığımız için oluyor bu da. Bu maç dışında hakemler Melo’dan çekiniyor mu derseniz. Evet çekiniyor. Bazı oyuncuların agresifliği, saha içi karizması hakemleri de etkileyebiliyor. Emre Belözoğlu’nun senelerdir etkilemesi gibi. Ya da Caner’in haksız kırmızısı sonrası hakemler tarafından cezalandırılamaması gibi. Melo da bu sezon böyle bir oyuncu oldu.

Bu maçın golünün bariz bir hata sonucu doğacağı belliydi aslında. O da Dany ile geldi. Dany’yi teknik direktörlerin neden ceza sahalarına yakın yerde, stoper olarak kullandığını hiç anlamıyorum. Gaziantepspor’da patlama yaptığı sezon ligin açık ara en çok top çalan oyuncusuydu. (Sadece rakibin ayağından topu almak değil, pas arası yapmak, karambole düşen topları toplamak da bunun içinde) Bu istatistik bile onun nasıl bir canavar olduğunu gösteriyordu ama mental zaafları var, konsantrasyonu çok kötü. Neden bu kadar tehlikeli, telafisi olmayan mevkide oynuyor ki? Bek oynasa hatasını stoperler telafi edebilir. Ön libero oynasa yine keza… Ben Dany’nin üstün fizik gücü yüzünden hep ön libero oynatılmasından yanaydım. Oyuna hükmedeceksem bekte, rakip benden güçlüyse ön liberoda kullanırdım ama stoper denemezdim bile. Beke alıştırılsa sürati ve dayanıklılığıyla git gel yapabilir ve özellikle bire birde hiçbir sol kanada geçit vermezdi. Misal Gökhan Töre’nin karşısına koyun Dany’yi, Telles’i çalımladığı pozisyonların hiç birinde Dany’i geçebileceğini sanmıyorum. Daha ilk denemesinde Dany’den omuzu yediği gibi kendisini yerde bulurdu zaten. Tolunay Kafkas’ın, Hikmet Karaman’ın, Fatih Terim’in ve Biliç’in Dany’yi yanlış değerlendirdiğini düşünüyorum. Sadece Mancini bekte denedi ama o da adam eksiğinden sol bek olmak zorundaydı. Ters ayakta da hücum için çok verimsiz oldu tabi. Bu yaştan sonra mental açıdan zayıf bir oyuncu olduğu için de Dany’nin başka mevkilere uyum sağlaması zor oldu tabi. Daha en başta Tolunay Kafkas 20’li yaşlarının başında yanlış değerlendirdi oyuncusunu ve öyle de kaldı maalesef.

Hasan Şaş Telles’in, Motta’dan fazlası olmadığını söylemiş sanırım, yorum yok. Telles’in yumuşaklığından bahsederken, Motta’yı kaçırmamak lazım. Esas o yumuşaklığıyla penaltı pozisyonunda neredeyse Dany kadar hatalıydı. Motta fiziksel zaaflarını bildiğinden çok sert oynamaya çalışarak yumuşaklığını gizlemeye çalışıyor ama Veysel’in karşısında orada sağlam durmak yerine çabukluğuyla topu almak istedi ve bariz bir hata da o yaptı.

67. dakikada Ceyhun alkışlarla yerini Yekta’ya bıraktı. Melo onun yerine derine geçti. Bu daha da kapalı oynamaya başlayan Galatasaray'ın oraya kartsız ve daha atlet bir oyuncu koymasını sağladı. Galatasaray oyuna hükmetmediğinde Melo oraya daha iyi yerleşebilir misal Chelsea maçında da duruma göre bu değişim gerçekleşebilir. Aynı dakikalarda Drogba-Hajroviç değişikliği de gerekliydi bence ama Drogba kötü oynamadığı bir maçta oyundan kolay kolay çıkarılamıyor. Belki de o da dinlenmeliydi. Oyunun hakimiyetini rakibe veren bir Galatasaray'da en önde Burak sağda Hajroviç çok daha faydalı olurdu, hem hücumda kontra atak şansı olarak, hem de savunmada topun arkasına geçme olarak. Bir tek, duran toplarda Drogba'dan faydalanma şansı düşerdi ama gerekliydi bence bu değişiklik. Chelsea maçında da Drogba-Burak-Sneijder üçlüsünü biraz lüks görüyorum aslında.

Neyse Ceyhun alkışlarla çıkmadan önce takımın yine en çok koşan oyuncusuydu. Mancini daha ikinci lig maçında Ceyhun’u Karabükspor maçında ilk 11 oynatmış ve bu tercih yine 67. dakikadaki oyuncu değişikliğinde bu sefer ıslıklarla karşılanmıştı. Mancini kendisine olan ön yargıları yıktığı gibi bazı oyunculara karşı olan ön yargıları da yıkıyor. Şimdiye kadar maç öncesi ilk 11’ler sayılırken futbolcuların soyadları söylenir, isimleri tribünlere söyletilirdi. En son da anonsçu “Teknik direktörümüz Roberto Mancini” derdi. Yanılmıyorsam ilk kez bu maçta bu sefer anonsçu sadece Roberto dedi ve tribünler Mancini diye bağırdılar.

Mancini bazı ön yargıları ve köhneleşmiş fikirleri yavaş yavaş yıkarken, aynı gece “bizim ilk tercihimiz Matic’ti” diyen Hasan Şaş aslında Ünal Aysal’ın kendilerini gönderme kararında ne kadar haklı olduğunu hatta ne kadar geç bile kaldığını kanıtlıyordu. Matic 25 milyona Chelsea’ye gidiyor, Avrupa futbolundan bu kadar bihaber Galatasaray teknik heyeti de kendisini istiyormuş. Ben de çok şey istiyorum açıkçası. Misal Messi’nin Galatasaray’da oynaması ne güzel olurdu. Bu olmasa da, bari Mancini ve Mancini’nin yardımcıları gibi ‘vizyon’ sahibi insanlar Galatasaray’da olsun, daim olsun isterim.

YORUMLAR

bakulu 24 Şubat 2014 Pazartesi 01:59

bütün yazılarınızı ilgiyle takip ediorum.düşüncelerimiz paralel.önceki yazınızda drogba hakkında söylediklerinize bnde katılıyorum.ama çevremdekiler bu konuda yanlış düşündüğümü söylüyorlar

Ziyaretçi 25 Şubat 2014 Salı 09:18

Bilic Danyi Bursa macinda sag bek oynatmisti, Ersan cezali olmasaydi yine orada oynatacakti.

Tanrı Misafiri 26 Şubat 2014 Çarşamba 01:14

Hasan Şaşın Sneijderın yerine Matici istemiştik demesi garip olurdu. Oysa ki gariplik Hasanın Matic demesi değil. Hasan Tadic dedi, ancak bir kaç güzel site ve gazetede bu Matic diye geçmiş. Böyle garip bir açıklamayı Hasana yakıştırınca doğruluğunu kontrol etmeye gerek duymamış olabilirsin. Bir de, söylemeliyim ki yazılarındaki gösteriş artarken özenin azalmakta, bu da vuruş/karakter sayısına yansımakta.

Çağrı Güneşlier 16 Aralık 2014 Salı 04:37

Devam.. Örneğin 50 m ilerdeki adam pas atmak ve koşmak arasinda koşu mesafesi adina fark varken olmulu oyun adina çok önemli artisi vardir. Selçuk ve burak iyi de oynarken kötü de oynarken ayni koşu mesafelerindeydiler.. Onemli olan üretkenlik ve iyi niyetli pozitif üretken futbol..Prandelliye olan inanç eksikliği değil Fatih Terim hegamonyasinin ünal aysala karşı kazandığı bir savaştır bu.. Takim kötü formasyonla saha ciktiginda bile mucadele etmemekse bu oyuncularin ayibidir...


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları