Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Yıl 1999. Galatasaray'ın bu günkü gibi çok kaliteli bir kadrosu vardı. İyi futbol oynuyor fakat hak ettiği sonuçları alamıyordu. Ali Sami Yen'den önce Chelsea deplasmanında takım Taffarel'in hatasıyla 10 kişi kalmış ve uzun süre 10 kişi götürdüğü maçta şanssız bir gol yiyerek 0-1 maçı kaybetmişti.

Bir sonraki maç grubun 4. maçında Sami Yen'de Chelsea önüne çıkarken Galatasaray çok istekliydi. Maç öncesi Fatih Terim Chelsea Ali Sami Yen'den çıkamaz diyordu. İlk 30 dakika yine Chelsea'yi boğduk. Tek kale maç oynuyorduk. Arif olmadık goller kaçırdı. Sonra yedik ve düştük maç 0-5 bitti. Sonra o Galatasaray Hertha Berlin'i deplasmanda 1-4 yendi. Milan'ı Sami Yen'de 3-2 yendi ve UEFA Kupasına gitti devamında da kupayı kazandı. 3 ay sonra Real Madrid'i yenip Süper Kupa'yı da kaldırdı.

Bütün Teknik Direktörler maç 0-3 olduğunda. Sneijder'i çıkarır. Semih'i alır Chedjou'yu Melo'nun yanına ön liberoya koyar. Tempoyu düşürür, sert oynar. Rakip sakatlık korkusundan dolayı çok fazla üstelemez. Melo ve Chedjou ile ön libero mevkiisini kapatırsın ve maçı bitirirsin.

Fakat Fatih Terim ne 6-0'lık Fenerbahçe maçında ne o gün Chelsea maçında, ne 5-0'lık Rize maçında bunu yapmadı.

Yeniliyor musunuz? Yenilin o zaman, adeta kendisi de takımla birlikte yeniliyor böyle olduğunda ve gemileri yakıyor. Böyle maçların farka gitmesinin tek nedeni bu. Dün akşamki maç 55 dakika kafa kafaya oynanan bir maç 6 gol yenilerek mi biter?

Aynı şekilde toplarının direkten döndüğü bir sürü gol kaçırdığın 6-0'lık maç rakip 10 kişiyle 6-0 mı biter?

Daha fenası maç farka gitmişken Ümit Özat'ın hala kontra atakla gol atması nedir? 50 yenilen takım daha nasıl kontradan gol yer ki?

Şunu söyleyebilirim ki bunun adı oyun karakteri... Dikkat ettiyseniz dün akşam Galatasaray çok uzun süre savunmasını orta sahaya kadar çıkararak Real Madrid'i bir anadolu takımı gibi sahasına hapsetmek istedi. İlk yarım saat bunu başardı da. Bunu taktik olarak yorumlayanlar gördüm. (Hıhı zaten ilk yarım saat 3 tane gollük pozisyon vermek de Real Madrid'in taktiğiydi evet)

Fakat yenilen 2. gol de maçı bitiren gol de bu yüzden gerçekleşti. Melo 2. yarıya berbat başladı. 2. golden hemen önce bir hücumda bir savunmada çok saçma paslar attı. 3. saçmalığı da Dany'nin çıkması gereken kafa topuna çıkıp topu bir de rakibe indirmesi oldu. Pozisyondan sonra Dany'nin Melo'ya bağırışı acayipti. Melo'ya kimse o şekilde tepki gösteremez normalde.

Ve evet maç 0-2'ye dönünce de artık Melo'nun yanına Chedjou yada Dany girmeliydi fakat Terim'in karakterini baz alırsak bunu da eleştiremiyorum.

Chelsea maçından sonra Galatasaray UEFA kupasını aldı.
Fenerbahçe maçından sonra Fenerbahçe ligi 6. bitirirken Galatasaray son haftalara kadar şampiyonluğu kovaladı.

Bu tarz maçlar Terim'in elinde kaliteli bir kadro varsa sıçrama tahtası olabiliyor. "Küçük takımlar büyük takımları yendikleri tek maçlık skorlarla, büyük takımlar ise aldıkları kupalarla övünürler" sözü Teknik Adamlar için de geçerli Rize'yle Galatasaray'ı 5-0 yenen Teknik Direktör Hikmet Karaman'dı. 12-13 yıldır Teknik Direktörlük yapan Hikmet Karaman'ın 1 seneden fazla başarılı yada başarısız bir takım çalıştırmışlığı yok. Mevsimlik işçi gibi. Yılmaz Vural, Hikmet Karaman hep böyle... O yüzden Arsene Wenger'i hazırlık maçlarında yenmekle övünüp bir Wenger, Terim olamazlar. Terim gerektiğinde 6 tane yediği maçlardan sonra durumu bir sıçrama tahtasına çevirebilir.

BURAK YILMAZ ÜZERİNE...

Dün akşamın günah keçisi olmayı hak etmiyor. Hem davasında haklı buluyorum. Hem de dün akşam çok istekliydi. Hiç yapmadığı kadar hücum pres yaptı, çok koştu, çok pozisyona da girdi. Zaten Burak'ın en önemli, dünya çapında özelliği gol koklama becerisidir. Müthiş bir dayanıklılığı olduğu için o deparları sürekli atar ve en kötü maçında bile 2-3 pozisyona girmeyi bilir. Dün Sneijder'in atamadığı pasta kalecinin önünde markajdan kaçmış bekleyen o. Drogba'nın aktaramadığı pozisyonda markajdan kaçmış kale önünde bekleyen yine o. Amrabat'ın ortasında Ramos ve Pepe'den kaçmış boş kaleye topu auta atmış olan yine o. Bazı özellikleri mükemmel, bazı özellikleri ise sıkıntılı bir oyuncu ve Burak'ın üzerine yine konuşuruz ancak bu golleri kaçırmasının nedeni de sadece Burak değildir. Onu ıslıklarken onun sorunlarını çözemeyenleri de toplu ıslıklamak lazım. Bu tarz sorunları çözmekte maharetine güvenilen Terim'in de o gollerin kaçmasında payı var. Transferin son gününde Burak'ı satmaya çalışan yönetimin de yine bunda payı var. Burak'ı Aydın Yılmaz'la aynı kefeye koymak tam bir saçmalık.

Şimdi Burak'a döneceğim ama önce duruma şöyle bakmak lazım. Sen merdivenleri teker teker çıkan büyüyen bir takımdın. Çok da gerek yokken geçen sene devre arası hem Drogba'yı hem de Sneijder'i takıma kattın. Belki Schalke'yi eleyemez Çeyrek Final yerine 2. turda kalırdın. Belki 10 puan farkla şampiyon olmazdın da 3 puan farkla şampiyon olurdun ama merdivenleri teker teker çıkardın. Drogba ve Sneijder ile Galatasaray birden 3 merdiven atladı. Terim bunu sahaya yansıtmakta çok başarılıydı (Deplasmandaki Schalke maçı, içerdeki Real Madrid maçları. Dönen Orduspor, Mersin maçları vs) ama yönetim oyuncuların arasındaki adalete bunu yansıtamadı.

Geçen sene seni neredeyse tek başına Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline çıkarmış ve gol kralın olmuş oyuncu Drogba'nın üçte biri parasına oynuyordu ve maaş arttırımı istedi. Yok bu paraya oynayacaksam Avrupa'da oynamak istiyorum dedi.

Sen "tamam Burak sen bunu gerçekten hak ettin al bu maaşı" demek yerine "gidersen git" dedin adama. Zira Burak gerçekten hak etti bu parayı 2.3 alıyor Melo 3.1 alıyor, Riera 3 alıyor, Sneijder geçen sezon yarım dönemde 2 aldı, bu sene 3.2 maaş alıyor 1.3 imza ücreti ekleyince 4.5 milyona oynuyor! Drogba ise geçen sene 6 ayda 2 Milyon maaş aldı. 2 milyon imza ücreti 4 milyona geldi. Bu sene de 4 maaş alıyor 2 de imza ücreti 6 milyon. Şimdi Burak Drogba'nın 3'te birine mi oynamalı? Selçuk da 2 milyona oynuyor ama yıllık 600bin de imza ücreti alıyor ve 2.600'e çıkıyor. Az mi evet az? Adaletli bakınca onun da Melo kadar alması gerekiyor. Şimdi Burak'ın da bir Melo kadar almayı, Riera kadar almayı hak ettiği kesin. Maaşında 1 milyonluk bir arttırıma gitmeyi hak ediyor. Semih de hak ediyor bunu komik bir maaşa oynuyor. Muslera da 2 milyona oynuyor onun durumu da adil değil.

Buna 'yönetimin işi, kimseyi ilgilendirmez' diyemezsin, sen yönetimsen adil bir maaş dağılımı yapmak senin başlıca görevlerinden zaten

Sonra da transferin son gününe kadar takım takım dolaştın. Her ne kadar Burak bu dönemden sonra Milli takımda oynadığı iki maçta 2 gol Galatasaray'da oynadığı ilk 2 maçta da 2 gol atsa da düşüşe geçti. Hem de bu 4 gole rağmen geçen sene asla affetmediği pozisyonları kaçırmaya başladı. Bunda Burak kadar yönetim ve Fatih Terim'in de suçu vardır. Zira bu kaldıramadığı baskıyı Burak'ın omuzlarına koyan yönetimdi ve Burak'ın yanında bir duruş sergilemeyen Terim'di. Şimdi adamın maaşını yükseltsen yine baskı yükleyeceksin. Bunu lig bitiminde Burak sana söylemeden senin kendin teklif etmen gerekirdi hatta. Fakat adaletten nasibini almazsan böyle olur.

Giroud - Burak Yılmaz ve Fellaini - Mehmet Topal ve Selçuk İnan Üzerine

Türk futbolunun en temel eksikliklerinden biri top kontrol, topa davranış, first touch artık adına ne derseniz.

Dün İsco mükemmel bir top kontrol meziyeti olduğunu sergilerken attığı ilk golü sadece bu becerisi sayesinde attı. Bakın tek bir top kontrol becerisiyle hem Eboue'den hava topunu aldı (!) hem de aynı top kontrolle Chedjou'ya çalım attı. Bakın tek hamle, iki kişiyi oyundan düşürüp, kaleciyle karşı karşıya kalmayı sağladı. Burak Yılmaz, Umut Bulut, Gökhan Gönül bir çok 30'lu yaşlara yaklaşmış üst seviye Türk futbolcusunun en önemli problemi top kontrolken İsco gibi daha 20'li yaşlarının başında bir oyuncunun mükemmel top kontrolü gole dönebiliyor. Öyle ki havadaki topu ayağıyla kontrol edebileceğini bildiğinden Eboue ve kendisini öne çıkardı Eboue'nin kafa topunu alamamasını sağladı ve havada topu ayağıyla kontrol etti hem de topu sağa çekerek neden sola hamle yaptığını ve kalenin önünü açtığını hiç anlamadığım Chedjou'dan da sıyrılmış oldu.

2007-2008 yılında Karl Heinz Feldkamp Mehmet Topal'a şans verip çatır çatır oynatmaya başlayınca mükemmel bir genç kazandığımızı düşündük. Ayakları her yere uzanıyor, markaj becerisi çok iyi konsantrasyonu yüksek, basit ama doğru oynuyor vs vs. Mehmet şampiyonlukla tamamlanan bu harika sezonun ardından bir de EURO 2008'de üstün performans sergileyince Everton kendisini transfer etmek istemiş ve 12 Milyon Euro önermişti. Galatasaray teklifi 15 Milyona yükseltti ve Everton ona o kadar para vereceğime biraz daha ekler yaşıtı Fellaini'yi alırım diye düşündü. 22 Milyon Euro'ya transfer etti o yaz Fellaini'yi. O gün ikisi de 21 yaşındaydı. O güne kadar Fellaini, Mehmet Topal'ın kendisini kanıtladığı kadar kanıtlamış bir oyuncu değildi. Net hatırlıyorum Türkiye'de bir çok kişi "yuh Mehmet'e 15 vermediler şimdi Fellaini'ye 22 milyon vermişler" diye Everton'u eleştiriyordu. Fakat işte "kumaş"!. Fellaini 21 yaşına kadar Mehmet gibi kendisini kanıtlayamamış olsa da bariz bir kumaş farkı koyuyordu ortaya. Fiziksel üstünlüğü, temposu, maçı Mehmet gibi 15 metre kare içinde oynamaması geniş alanlarda oynaması ön plana çıkardı Fellaini'yi. Geçen 5 sezonda Everton'un sembol isimlerinden biri oldu ve şimdi de 32 Milyona Manchester United'a transfer oldu. Mehmet ise o sırada 5 milyona Valencia'ya gitti 6 milyona geri Fenerbahçe'ye döndü vs.

Neydi Mehmet'teki eksik? Topu aldığı zaman 2-3 kez dürtmeden dikine pas atamıyordu, takımı yavaşlatıyor ve hızlı pas alışverişi yapamadığı için takımı geri çekiyordu. Peki Selçuk İnan'a dikkat ettiniz mi? Ligde neden dikine top sürüp pas atabiliyorken, Şampiyonlar Ligi'nde çok daha fazla yan ve geri pas yapmak zorunda kalıyor? Bunun açıklaması çeviklik. Selçuk çevik olamayan yavaş bir oyuncu. Süper Ligde Selçuk topu alıp dönüp, dikine top sürebiliyor, pas atabiliyor çünkü bizim ligimizdeki savunmacılar ve ortasahalar çabuk pozisyon alamıyor çabuk alan kapatamıyorlar. Bu yüzden Selçuk ileri dönüp pas aksiyonunu görüp oynayabiliyor. Aynı şekilde Şampiyonlar liginde oynayamıyor çünkü Selçuk dönene kadar bütün pas alanları tıkanmış oluyor, herkes yerine geçmiş oluyor ve Selçuk da geriye ya da yana oynamak zorunda kalıyor.

Bu Burak'ın hızı gibi bir hız değil, bu Bruma'nın Amrabat'ın hızlanması gibi bir hızlanma değil, benim şuan bahsettiğim çeviklik. Oyuncunun kendi etrafında ne kadar hızlı döndüğü. Bunu beli kalın oyuncular yapmakta zorlanıyorlar. Diyeceksiniz ki Pirlo, Xavi çok mu hızlı? Hayır hızlı değiller, fuleli değiller ama çevikler kendi etraflarında çok çabuk dönüp boş alanları görebiliyorlar. Selçuk'un da kalitesi bu kadar bunun için yapacak bir şey yok.

Emre Belözoğlu neden İnter'leri, Newcastle'ları gördü de Selçuk en fazla Galatasaray'a kadar yükseltti kariyerini... Sebebi bu. Emre eğer o sürekli sakatlık sorunlarını yaşamasa ve bireysel sorunları olan biri olmasa üst seviyede çok daha uzun süre kalabilirdi. Zira çok çevik ve dikine çok kolay hareketlenebiliyor. Yeteneklerinin Scholes'tan bir farkı yoktu aslında.

Bakın hep top kontrolden tek bir hamleden bahsediyorum. Topu kontrol ve çeviklik...

Burak Yılmaz - Giroud transferine bakın... Mehmet Topal - Fellaini'den farkı yok. Burak kendisini daha çok kanıtlamıştı. Daha şahaşahalı bir oyuncuydu. Fuleli çok gol atan bir isim. Wenger ne yaptı? Burak yerine "kumaş"ı tercih etti. Geçen sene herkes alay ediyordu... Bu sene ne oldu? Giroud'un topa davranışı mükemmel, etrafındakileri de oynatıyor. Sırtı dönük top alıyor, mükemmel asistler yapıyor. Takım oyunu oynamayı biliyor. Burak ise bireysel oynamayı biliyor. Burak'ın gol koklama becerisi Giroud'tan çok daha yüksek, sürati de öyle fakat top kontrolü? Tekniği? Oyun bilgisi? Oyun oynamayı bilmiyor Burak. Bireysel meziyetleri çok yüksek ama oyun oynamayı ve oynatmayı arkadaşlarını oyunun içine sokmayı bilmiyor.

Bugün Giroud'un Arsenal'e ne kadar uyduğunu aslında ne kadar komple bir santrfor olduğunu görebiliyoruz sanırım.

TÜRK FUTBOLUNUN SAVUNMA DEĞİŞİMİ ÜZERİNE - CHEDJOU VE DANY

90'lı yıllara kadar berbat zeminler, koordinasyon eksiği olan bir futbol ve kaliteli hücum elemanlarının bireysel yeteneği. Türk futbolu buydu ve yabancı transferler kale ile hücum pozisyonlarına alınırdı. Şuan 1. Ligde oynanan dik ileri topu bir siyahi forvet koştursun yakalasın vursun atsın futbolu oynanıyordu. Buna benzer bir futbol vardı zira zemin de buna müsaitti. 1992-1993 sezonu başında Karl-Heinz Feldkamp iki yabancı stoper transfer edince bu adam ne yapıyor dediler ve oldukça eleştirilmişti Kalli. Stumf-Falco'yu savunma göbeğine koydu ve hücuma da Gütschow'un yanına Hakan'ları falan yerleştirdi son 2-3 sezonda lige damga vurmuş Beşiktaş'ın egemenliğini bitirdi.

O dönemden sonra da Türk futbolunun ana karakteri ortaya çıktı. Türk futbolcular deli dolu oluyor, koşmasını mücadele etmesini istediğinizde bunu yapabiliyorlar ama akıllı oynamalarını istediğinizde ne yapacaklarını pek bilemiyorlar. O yüzden Türkiye'de mümkün olduğunca yabancı transferini savunmaya yap. Zira en çok savunma zeka işidir. Savunmada lider, yönetici, zeki stoperler kullan ve hücumda da bir zeki, lider, yönetici yabancının etrafına genç tutkulu Türkleri doldur. Genç olmaları önemli, yaşlı olunca kulübün sahibi olduklarını sanıyorlar.

92-93'te Tugay'lar, Okan'lar, Hakan'lar, Hamza'lar gencecik Türk oyuncuları koştu mücadele etti ve bu Alman oyuncular da onları kontrol etti, organize etti.

Sonra Uche - Höng ikilisi geldi başarılı oldu. Sonra önce Popescu-Filipescu ikilisi ardından Taffarel-Popescu ikilisine döndü. Hakan Ünsal, Fatih Akyel, Emre, Okan, Hakan, Arif yine çok koşan genç yerlilerin hücumdaki lideri de Hagi oldu.

2002-2003'te Beşiktaş'ta Cordoba, Zago - Ronaldo hatta önünde Guinti vardı Sergen sorumluluk aldı ve takımı hücumda yönetti. İlhan, Tümer, Yasin vs de koşan mücadele eden takıma tutku katan isimlerdi.

Daha sonra Luciano önünde Aurelio ile ve hücumda Van Hoijdonk ile bir Fenerbahçe kuruldu. Serhat, Tuncay bakın yine kanat ve hücum elemanları bir liderin altında yine koşan mücadele eden ve takıma tutku katan isimler.

Aynı kadroya Edu - Lugano girdi önünde Aurelio devam etti. Hooijdonk yerine hücumdaki yönetici Alex oldu ve bu Fenerbahçe de çok başarılı oldu.

Şimdi buradan örnekle Galatasaray'ın efsane kadrosundan en büyük eksiğinin Popescu olduğunu göremeyenler biraz akıllıca düşünmeli artık. Hücumda bir sürü lider var ama savunmayı organize edecek bir tane bile oyuncu yok. Hücumda Selçuk, Drogba zaman zaman Sneijder vs bir sürü lider var ama Ujfalusi'den sonra takım savunmasının lideri kim olacak? Bu nasıl düşünülmez? Melo bir organizatör değil, kendi başına oynamayı seviyor ve hırslı agresif ama bir Aurelio, Guinti değil. stoperler Dany zeki bir stoperin yanında oynasa verimli olur. Semih öyle, Chedjou öyle, Gökhan Zan öyle ama 4'ü de birbirini yönetecek isimler değil. Semih soğukkanlı, özgüvenli, kendisini geliştirirse 30 yaşına doğru kaliteli bir yönetici olabilir savunmada ama şuan bu konularda hala çok eksik. Ujfalusi sakatlanalı 14 ay falan oldu. Hala değeri nasıl anlaşılamadı ben anlamıyorum.

EBOUE-MELO'DAN BRUMA'YA

Çok disiplinsizler futbolcuları var Galatasaray'ın Melo ilk yarıyı harika oynuyor ikinci yarıyı berbat, Eboue bireysel olarak her özelliği çok üstün ama bazen çok iyi bazen çok saçma sapan oynuyor. Bu böyle olmaz. Bu isimler dünyada tek değil.

Bruma transferiyle umarım bir akıl konuldu ortaya. Bakın şimdi Bruma gibi 20 yaşlarında bir sağbek bulunmalı ve Eboue devre arasında gönderilip yerine hiç düşünmeden her maç ilk 11 oynatarak, hatalarına sabrederek bu yeni genç isim konulmalı. Biraz da Porto olmak denenmeli. Bu riskli almayı bilmek lazım.

Belki de Melo için de bu yapılabilirdi 2 sene zamanı vardı Galatasaray'ın bunun için ve alternatif olarak bula bula ön libero bile olmayan Wellington bulundu. O Wellington ki hiç alınacak bir risk değil çünkü biraz araştıran sürekli sakatlandığını görür. Bu tam bir saçmalık.

Galatasaray lider yabancılar dışında transfer yapacaksa Bruma gibi transferler yapmalı. 30 yaşına gelmiş bir iyi bir kötü oynayan istikrarsız oyuncular Galatasaray'ı yukarı taşımayacaktır bu saatten sonra ve bu isimlerle gelecek planlanmamalı. Bu güne kadar takımın kalitesini buraya çektikleri için bu tarz isimlere teşekkür edilmeli ve işlerini daha istikrarlı, disiplinli yapan genç ve potansiyelli isimlere şans verilmeli.

SON SÖZ

Enseyi karartmaya gerek yok. Bu maç ne Manchester'ın Fener'e 6 attığı. Ne Leeds'in Beşiktaş'a 6 attığı, ne Barcelona'nın Beşiktaş'a 5 attığı, ne Liverpool'un Beşiktaş'a 8 attığı maça falan benzemiyor. Bu maç başa baş bir dövüştü. İki keçinin bir köprü üstündeki tokuşması gibi çok gergindi ve kırılma geldi. Fatih Terim böyle maçlarda yara sarmayı bilmez. Ön libero alalım da oyunu 0-3'e bağlayalım, pansuman yapalım demez Terim.

Bu yaraya tuz basar ve aslan can acısıyla tekrar saldırır.

Mayıs'ta görürüz...

YORUMLAR

avo avo 19 Eylül 2013 Perşembe 22:50

bu kadar uzun yaziyi kac kisi okur bilmiyorum.yazar kardese tavsiye,biktirma okurunu.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları