Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

“Küfür etme ettirme, şampiyonluk yolunda takımını her zaman destekle” pankartı açtı Galatasaray taraftarı maç öncesinde. UltrAslan’ı çok eleştirmişimdir fakat bu pankart son derece akıllıcaydı ve maç boyu taraftarın küfür etmemek için adeta kendisini zorladığını fark ettim. Zira Bursaspor taraftarı çok ateşliydi hatta rakip Galatasaray taraftarına o malum küfür olan “hepiniz o… çocuğusunuz” diye bağırıyorlardı, hem de rakibinin evinde. Buna rağmen Galatasaray taraftarı küfürle karşılık vermedi. Bu güzel ama bir önceki yazımda da belirttiğim süper zekâlılar yine kuralı yarım yamalak, içindeki bir sürü boşlukla yürürlüğe koymuşlar. Zira küfür yok ama cinsiyetçi hakaretler Bursaspor taraftarına her zaman, her statta söylenebiliyor bu akşam olduğu gibi… Üstelik ceza da almıyorlar bunu söyleyenler.

Galatasaray taraftarı rakibi Fenerbahçe’nin art arda oynayacağı Eskişehirspor, Sivasspor, Kasımpaşa maçlarını biliyor ve Fenerbahçe’nin Kasımpaşa maçında seyircisiz oynayacağını, bu maçta olabilecek puan kaybı ihtimalinin önemini anlıyor. İki takım şampiyonluğa gidiyorken sürpriz iç saha kayıpları hiç kabul edilebilecek durumlar değildir zira. O yüzden ceza almamak adına dikkatliydiler.

Gel gelelim şunu da belirtelim ki Fenerbahçe bu cezayı kesinlikle haksız yere almıştır. Konyaspor maçında ben de stattaydım ve kesinlikle bir küfür olmadı. “Her yer Taksim, her yer direniş!”, “Her yer Aziz, her yer Yıldırım” ve “Hırsız Tayyip Erdoğan” gibi tezahüratlar vardı, bunlar küfür yerine geçiyor mu bilmiyorum. Bursaspor’a Türkiye’nin her stadında yapılan cinsiyetçi hakaretler küfür yerine geçmiyor ama onu biliyorum.

Fenerbahçe taraftarı Başbakan’a hakaret etti diye ceza alıp, Galatasaray taraftarı Bursaspor taraftarına hakaret etti diye ceza almayacaksa burada da ülkemizin her köşesinde olduğu gibi adaletten bahsedemeyiz. Hoş işin garibi ben Fenerbahçe-Trabzonspor maçında dakikalarca küfür edildiğini de hatırlıyorum (maçın hakemine) ama o maçtan sonra ceza falan gelmedi. Belli bir sayıyı doldurmak gibi saçma sapan kurallara bağlamışlar süper zekalılar o yüzden böyle garip uygulamalar oluyor. Trabzonspor maçında dakikalarca küfür ediyorsun ceza yok, burada bir kelimeyle saha kapanıyor. Galatasaray tribünleri diğer takımlara göre biraz daha iktidara yakın kişilerin yoğunlukta olduğu bir tribün olsa gerek ki; Taksim olaylarının en yoğun yaşandığı dönemlerde bir iki maç “Her yer Taksim, her yer direniş” sesleri yükseldi, onlar da ıslıklarla karşılandı ve sonra da tamamen kalktı bu tezahürat. Beşiktaş ve Fenerbahçe tribünlerinde ise devam etti ve sanırım bu Kasımpaşa maçında Fenerbahçe bunun ‘haksız yere’ cezasını çekecek. Hayır, işin garibi televizyonlarda, gazetelerdeki ateşli Fenerbahçe yazarlarının bu haksızlık karşısında isyan etmesi lazım ama Rıdvan Dilmen’e katılıyorlar olsa gerek! “Başbakanımıza hakaret mi edilmiş, o zaman haksız da olsak cezalandırılmalıyız, zira başbakanımız bu 3 Temmuz sürecinden beri çok büyük Fenerbahçelilik yaptı!” diyorlar sanırım. Buna karşın Başbakanımız için “Fenerbahçelilik yapmadı da değil hani, kişilerle kurumları ayıralım, Aziz Yıldırım cezayı çeksin de, benim oy potansiyelim Fenerbahçeme bir şey olmasın” mantığıyla hareket ettiğini iddia edenler var. Yorum sizin, görünen köye kılavuzluk yapmama gerek yok…

Bu arada kulübün üzerindeki taraftarlık kimliği bana garip geliyor, onu da belirtmeden geçemeyeceğim. Bu akşam birçok spor programında ezber zihinli, birbirinin kopyası birçok yorumcu Bursaspor taraftarını övmüştür, “kaç yerlerse yesinler tezahüratlarını sürdürdüler, helal olsun vs” demişlerdir. Bence aksine bazı kulüplerin bazı taraftar grupları, takımlarının önüne kendi gruplarının kimliklerini koyuyorlar. Senelerdir 6. dakikada Ankaragücü diye bağırmak falan, olay yaşandığında güzeldi de artık ne kadar samimi? Ayrıyeten benim takımım 4 yiyor, 5 yiyor, 6 yiyor ben sıkıntıdan içime kapanırım, sesim çıkmaz ama bu taraftar grupları, kimliklerinin, Teksas adının büyüklüğüyle, takımlarının değil, kendilerinin gücünü gösterme derdinde. Yeteri kadar üzülemiyorlar bile. Belki maç sonu dönüş yolunda otobüste ‘6 tane yedik, kahrolduk’ yerine “nasıl bastırdık Galatasaraylıları küfür ettik cevap veremediler” muhabbetleri dönüyordur. Evet, gerçekten mükemmel hazırlanmışlar, iç sahada çok güçlüler, bu maçta da 90 dakika varlarını yoklarını ortaya koydular ama sanki bunu bir iş/görev gibi görüp, Bursaspor taraftarı olduklarını unuttular.

Bence taraftarlık, önce kendi egosunu ya da bulunduğu grubun ismini, büyüklüğünü düşünen kişilerin eline geçince amacından sapabiliyor. Mağlubiyete üzülmek yerine garip, gereksiz bir yarışma haline dönebiliyor ve bu da fanatizm dediğimiz şeyi doğuruyor. Ben misal taraftarlığı, fark yediğinde boğazına bir yumruk oturması gibi duygularla tanımlarım, “hepiniz o.. çocuğusunuz” diye bağırmakla değil… Taraftarlığın narsist kişiler tarafından kötüye kullanılması her takımın taraftarları arasında da vardır burada ben sözümü genellemek amaçlı söyleme niyetinde değilim, Bursaspor taraftarlarını da kesinlikle tenzih ediyorum, kimseye taraftarlık öğretmek de haddime değil zaten… Bursaspor taraftarı rüştünü defalarca ispat etmiş özellikle iç sahada ama bence bazen taraftar gruplarının üstünlüğünü takımdan ayrı olarak görebiliyorlar. Çarşı da biraz böyle… Zira kendilerini, taraftar gruplarının gücüne bağımlı görüyorlar, bir kimlik oturtma, aidiyet ve kendini kabullendirme durumu bu. Sahadaki maçı, Bursaspor’un durumunu değil, tribündeki şovlarını, yarın gazetelerde çıkacak, ‘timsah tribünde şov yaptı, ses getirdi’ manşetlerini görmek istiyorlar. Öte yandan narsist kişiler de bireysel olarak benim tanımladığım taraftarlığı (yani her şeyin ötesinde evvela mağlubiyetine üzülme, galibiyetine sevinme basitliğindeki taraftarlığı) başka türlü öldürebiliyor, sosyal medya falan bunu hızlandırıyor… Bunun örneğini de Galatasaray taraftarı üzerinden vereyim. Kendi egosunu takımının önünde tutan bazı narsist Galatasaraylılar dün, maç öncesi, “Mancini berbat bir 11’le çıktı, yine mi 3-5-2 yahu!” diye sinirlenebiliyor, tüm cehaletlerine rağmen ahkâm kesebiliyorlardı. Sonra takımın müthiş futbolunun ardından bu oyundan mutlu olmak yerine kendilerini korumaya geçtiler. İşte bu hadiseler, takımının sevgisini, kendi kimliğinin gerisinde tutma durumu… Forumlarda, twitterda, sözlüklerde, facebookta benim yazdığımın aksi çıkmasın, nasıl cahil olduğum görünmesin de isterse takımım vasat oynasın 1-0 kazansın kafasına sahipler bu taraftarlar. Dediğim gibi kendi egolarını, zekalarını, kanıtlamak amaçları bunların taraftarlıkları. Mancini’den daha zeki olduklarının hayalini kurup bunu seviyorlar, takımlarını sevmek yerine… Taraftarlar kendi kimliklerinin esiri olmak yerine sadece takımları için üzülüp, sevinebilseler zaten tribün terörü, fanatizm vs gibi şeyler olmazdı.

Maç öncesi Mancini’ye sistem anlatanlar maçtan sonra “Ya, işte geçen hafta da aynı düzen vardı da 0-0 bitmedi mi?” gibi eveleyip gevelemeseler, kendilerini haklı çıkarma yerine galibiyete sevinebilseler taraftarlığın daha yüce bir hissiyat olduğunu anlayabilirler. Onlar ise cehaletleriyle kalmayıp bir de cahil cesaretiyle kendilerini korumaya çalışıyorlar. Onlara bu umdenin cevabını seneler önce Feldkamp vermişti. Cahil taraftardan farkı olmayan cahil gazetecilerin diziliş sayılarından ibaret sistem sorularına “Futbolu sayılardan ibaret sananlar gitsin süpürge satsın” demişti. Aynen öyle, 3-5-2, 3-4-1-2, 2-3-2-3 (bu akşamki en çok buna yakındı, birazdan anlatırım, Ceyhun’un kilit rolünü) çok mühim değil. Sayıları nasıl işletebildiğin, sisteme uyumluluğun mühim… IQ’su üç basamaklı sayılara çıkmayanlar da işte vakti zamanında yine sayılar üzerinden Rijkaard’a “yine mi 4-3-3” diyorlardı. Şimdi de aynı IQ sayısı kıt olanlar yine sayılara takılmaya başladı. Mancini’ye de “yine mi 3-5-2 diyorlar” Bu maç cevap olmuştur diyeceğim de, olmamıştır. Egoları, narsist karakterleri öğrenmelerini engeller! İbn-i Sina’nın dediği gibi “Kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.” Bu sistem 6-0’ı da getirse, kör adam görse, bu kör cahil, görmek istemeyen adam görmez.

Maça gelirsek, 2-3-2-3’ü anlatacak olursak Mancini’nin Ocak başından beri yaklaşık 8-9 maçtır denediği sistem vardı sahada. Kalıp 3-5-2 ama ilk başta (defanstan top çıkaracak bir stoperi olmadığı için) 3-4-1-2 gibi oynatan Mancini bu Ocak başından en istediği stpoper transferi gelmese de 3-5-2 sistemini 2-3-2-3’e evirdi. Yani sağ stoper ve sol stoper arkayı topluyor, top Galatasaray’dayken en geride 2 stoper gibi kalıyorlar. Ortadaki top kullanan stoper, ortasaha ile savunmanın arasına girip bağlantıyı sağlıyor, bekler yine kanat bek pozisyonunda oynuyor, Orta stoperin/önlibero önünde ikili Selçuk ve Melo sürekli top almak, oyun kurmak istiyorlar ve ilerde çift forvet gibi ama bir pivot özellikli bir de kanada açılan forvet genelde sağa açılıyor ve serbest oyuncu Sneijder de sola kayıyor yani aynı zamanda hücum beklerin önünde bir de Sneijder – Burak gibi bağlantılar oluyor. Kanatlar da sadece kanat beklere boşaltılmıyor. Geçen maçlarda neden bu kadar esnek, bu kadar hızlı, bu kadar saha parselleyen Galatasaray yoktu da şimdi var derseniz kilit rol Ceyhun bunu öğrendi. Geçmiş maçlarda, Ajax maçı olsun, sezonun ilk devresinde ligde Elazığ maçı olsun, kupada Elazığ maçı olsun Mancini onu bu bölgede nereden baksanız 4. 5. kez deniyor. Zeminin iyi olması da muhakkak şart ama Ceyhun da bu işi öğreniyor, Mancini de onun bu yönünü çok seviyor zaten, “öğrenmeye açık çocuk” diyor onun için. Ajax maçını hatırlıyorum Ceyhun göbekte öne çıkmaya cesaret edemiyor o geride kalınca Semih önde basmaya çalışıyor, Hakan atlet olmadığı için öne zaten çıkıp basamıyor ve savunma kurgusu dağılıyordu. Mecbur Melo’yu kullanmaya başladı orada Mancini, Melo da öne çıkıp oyuna katılmayı bildi, savunmayı iyi işletti zaten Gaziantepspor maçında ama 25. dakikadan sonra yağan sağanak yağmur, topa hakim olmayı düşürdü, Umut’un statik oyunu ve sağ kanada düşük yardımı Eboue’yi yalnız bıraktı, Eboue çok kötü futbol oynadı, Drogba çok durarak oynadı ve sistem işlemedi. Umut yerine Salih’i bile sağ tarafta biraz daha dinamik olmak için sokmak zorunda kalmıştı Mancini. Gel gelelim herkesin görevini yaptığı bir Bursa maçında (iyi oynadığı değil, görevini yaptığı) Galatasaray’ın ne kadar mükemmel bir sistem takımı olmaya başladığı ortaya çıktı. Burak’ın beki çıkarmaması sürekli gezmesi, Drogba’nın pivot rolünü üstlenebilmesi, Eboue’nin futbol oynamak istemesi, Ceyhun’un o görevi üstlenmesi tamamen çehreyi değiştirdi. Antep maçından farklı 4 etmen var yani. Eboue, Drogba, Umut-Burak, zemin… 4 sorun çözülünce Galatasaray bu hale geldi.

Mancini bunu da sihirli değnekle yapmadı. Defalardır deniyor, o twitter ulemaları ya da gazeteciler göremiyor ama bu öğretimler birer süreç… Maç öncesi kadroyu gördüğümde sinyor adına sevindim. “Mancini'nin tüm saçma sapan eleştirilere takılmayıp kendi bildiğini okuması güzel. Kendi bildiği onu eleştirenlerin bildiğinden çok zira.” yazmıştım twittera. Bu konuda Mancini ve Lucescu’yu Rijkaard’a ve Skibbe’ye oranla başarılı kılan, (Mancini adına kılacak olan diyeyim) bence bu. Rijkaard ve Skibbe çok kırılgan hocalardı, kararlarının arkasında sağlam durmadılar ve yeteri kadar hırslı değillerdi. Mancini bugün maç 3 ya da 4-0’ken bile yerinden fırlayıp oyuncularına bağırabiliyor. Eleştirilere takılmak yerine kendi bildiğini uyguluyor. Zira bakın Rijkaard Galatasaray’dan sonra bir Avrupa takımında denemedi, emekli olmuş gibi gitti olur olmadık ülkelerin milli takımlarını çalıştırdı. Bu onun zaten hırsını kaybedip Galatasaray’a geldiğini gösteriyor.

Kulüpler bence büyük paralar verip yıldız isimler getirirken, (hoca veya oyuncu farketmez) hırsına, istemesine bakmalı evvela. Kulübü gözünde nasıl gördüğüne bakmalı ve gelen yıldız isme doğru yol haritası çizmeli. Bugün Anelka, Kuyt’tan yetenekliydi ama Kuyt’ın verdiğinin yarısını vermedi, Guti ülkeye eğlenmeye gelmiş gibiydi. Elano sadece dünya kupası öncesi form tutmaya, Sneijder ise yeniden zirveye çıkmaya gelmiş gibi. Zira Hagi’yi hatırlayın geldiğinde, Avrupa’da kupa alırsak şu kadar para isterim diyen bir hırs, bir de yetenek tavan olunca, başarısız olma ihtimali ağır sakatlıklar dışında kalmıyor neredeyse.

Elano ve Sneijder örneği çok nettir. Galatasaray yönetimleri üzerinden önemli bir karşılaştırma hatta Dunga ile çok beğendiğim Van Gaal üzerinden bir karşılaştırma da yapılabilir.  Şöyle ki Elano Dunga’nın beğendiği bir oyuncuydu, Dünya Kupası kadrosunda olmasını istiyordu ve ona sürekli oynayabileceği, kondisyonunu sağlayabileceği bir takıma gitmesini öğütledi o da kalktı Galatasaray’a geldi. Galatasaray’a geldikten sonra yaptığı açıklamalara bakın. “Ben Galatasaray’da şampiyonluklar yaşamak istiyorum” demiyor. O dönem takımın başına Rijkaard gelmiş, takım Avrupa Ligi’nde, “ben Avrupa’da başarılar yakalamak istiyorum” demiyor, “Rijkaard çok büyük bir isim, onunla birlikte yapabileceklerimiz beni heyecanlandırıyor” vs demiyor. Ne diyor biliyor musunuz, sadece dediği şu “Ben Galatasaray’da oynayıp, Dünya Kupasına gitmek istiyorum” Oynadı Galatasaray’da, ikili mücadelelere girmeden, sakatlanmamak için kaçarak, halı sahada al-ver yapar gibi oynadı, sorumluluk almadı, kendisini zorlamadı. Gitti Brezilya’ya Dunga kendisinden verim de aldı. Nitekim Fil Dişi maçında, ülke milli takımları arasında fizik gücü en yüksek takıma karşı da çatır çatır oynadı, Yaya Toure’yle bile boğuşmaya kalktı, Galatasaray formasıyla en küçük ikili mücadeleden kaçan Elano, Fil Dişili rakipleriyle bir top kapma mücadelesinde rakibin önündeki topa kaydı ve çarpıştılar 3-4 ay sakatlandı. Bu yüzden Galatasaray’daki ertesi senesine de sakat başladı. Sonra Rijkaard gitti Hagi geldi, onunla da 3-4 maç çok iyi oynadı, birden “yahu ne oluyoruz adam 1.5 yıl sonra futbola döndü derken devre arasında Hagi’ye ve yönetime “ben gitmek istiyorum” dedi. Son 3-4 maçtaki kaliteli futboluyla talipleri de toplamıştı ve küçük bir paraya 2,9 milyon Euro’ya satıldı. Galatasaray’a geldiğinin yarısından azına sadece 1.5 yılda ve hiçbir şey oynamadan… Yani Elano Galatasaray’ı çok güzel kullandı. Dönemin başkanı kim? Adnan Polat. Aynı Adnan Polat Rijkaard’ın bilgisi sayesinde Giovani Dos Santos ve Jo’yu da kiralamıştı, istese sene sonu alabilecekti. Geldiler 2-3 ay top oynadılar, adamların paçalarından potansiyel, yetenek akıyordu. Sonra bir iki final maç kaybetti takım. O final maçlarının faturası da bu dış kapının mandalı garibanlara kesildi. Jo Fenerbahçe maçının en iyi oyuncusu olmasına rağmen ne de olsa kiralık diye aforoz edildi. Aynı maçta önemli bir gol kaçıran Gio da “iyi ama bitiremiyor” saçmalığıyla gönderildi yerlerine gelen adamlar kim? Serdar Özkan ve Mehmet Batdal (fizikleri benziyor o kadar tutturmuşlar) İşte bu vizyona insanlar ağzıyla gülemez!

İyi ama bitirici değil saçmalığı yapılan Giovani Dos Santos şuan Villarreal’i sırtlıyor ve 18 maçta 8 gol 6 asisti var. Ee hani bitiremiyordu? Daha o zamanlar söylüyorduk bu adamı tutun takımda, üstüne düşün bu adam sadece yetenekli de değil, bu adam çok ama çok yetenekli dedik. Jo deseniz Brezilya Milli takımına seçiliyor. O yönetim kendi hatalarını örtmek için kaptanını bile taraftarının önüne atan bir yönetimdi de neyse… Jo, çok iyi oynadığı Fenerbahçe maçından sonra gece kadınlarla eğlenmiş sabaha kadar, gönderilme gerekçesi de bu! Galatasaray büyüklüğünün farkında değilmiş. Sen öğretemediğin için olabilir mi acaba? Şimdi Galatasaraylılar yönetimlerini beğenmiyor da… Maddi açıdan geçtim arada devasa farklar var, transfer bütçelerine bakın anlarsınız, bir de yöneticilik olarak da bu kadar farklar vardı Polat yönetimi ile Aysal yönetimi arasında… Yani yine beğenmezsin senin bileceğin iş ama Galatasaray’ın geçmiş başkanlarıyla kıyaslayınca Aysal çok çok başka yahu.

Tabi hocalar ve hırsları da önemli, “kaptanlığı performans ödülü olarak kullanacağım” diyen Mancini’ye karşın, çok iyi kesme ve yan toplar kullanmasına rağmen bir kere duran topun başına geçemeyen Giovani’yi de görmek lazım. Çocuğun kendisini dış kapının mandalı hissetmesi sağlanmıştı, gerek Rijkaard, gerek yabancı düşmanı kafatasçı zihniyet yüzünden. Rijkaard bunu yaptı demiyorum, dur demeyerek, Lucescu ve Mancini gibi taşın altına elini koymayarak sebep oldu diyorum. Güçlü bir duruş, basiret gösteremedi. Yönetim bazında kıyaslarsak, şimdi aynı saçmalıkları, berbat insan yönetimlerini bu yönetimde göremiyorsunuz. Eskiden kulüplerimiz çok paraya yetenek transfer ederken oyuncuyu ikna etmek için İstanbul’un güzide barlarını, gece hayatlarını gösterirlerdi ki futbolcunun o ürktüğü islam ülkesi fobisi hortlamasın, eşleri İstanbul’a gelmeyi reddetmesin. O da çok büyük yalan… İstanbul’da da güzel kadınlar olduğunu ve eğlence anlamında özgür olunabileceğini göstermek amacıyla yöneticiler tarafından bar bar gezdirilen oyuncular nihayetinde İstanbul’un ve maaşın güzelliğine kanarlarsa zaten büyük çoğunluğu yanında eşini de getirmiyor. Sonra böyle transfer ettiğin, ailesini memleketinde bırakıp gelen, otellerde yatıp kalkan, gece barlardan çıkmayan adamlar Guti gibi harap olunca sahada ayakta duracak gücü bulamayınca gitti paralar diye ağlıyorsun. Yahu böyle oryantasyon mu olur? Milan kulübünün bir geleneği var, transfer ettiği oyuncuya ilk müzelerini gezdirir, biz bu kadar büyük camiayız gördüğün tüm kupalara, ünvanlara sahibiz sen de bu kupalar için savaşacaksın” derler, kulübü böyle tanıtırlar. Adam da gelip o amaçla oynar Milan için... Sen müze yerine bar gezdirirsen de adam sahada değil, barlarda oynar. İş Guti’yi getirmekte değil, oynatmakta olmalı. Tabi taraftarın rezil xmaç, xspor gibi gazetelerle beyni yıkanmış, bir Guti’yi getir ama nasıl getirirsen getir hemen oluyorsun “Yetmez Yıldırım Demirören” Halbuki bu transferleri bu mantıkla yaptığın için kulübü borç batağına sürüklüyorsun ama hakikatten böyle bir halka böyle Demirören’ler yetmez. Ne demiştik geçen yazıda “Herkes, hak ettiği gibi yönetilmeye mahkûmdur” Bizim Türk futbol severi de bu futbol kültürüyle Demirören gibiler tarafından, o ve ekibindeki süper zekâlılar tarafından yönetilmeye mahkûm. En çok okuduğumuz spor gazetesi xmaç olduğu için mahkûmuz.

Şimdi o Elano’lardan, bu Melo’lara… “Galatasaray’ın Real Madrid’ten farkı yok, aynı kulvarda yarışıyorlar ki zaten” diyen, Sneijder, Drogba’larla oynayacağı için ayakları titreyen Brezilya’da yılın en iyi sol beki seçilen, 21 yaşındaki Telles’lere… Yönetim farkı derken hani, bu yani…

Bu arada Van Gaal’i unutmayalım, o Dunga gibi, “formda kal” demiyor forma vaat ettiği oyunculara... “Benim geniş bir havuzum var, formda olmanız yetmez, performans verin” diyor. Dunga’da ondaki havuzun 2-3 katı olmasına rağmen… Sneijder de sene başından beri performans için kasıyor, iyi olduğu dönemlerde aldı Milli formayı, oynadı. Kötü oynadığı, sakat olduğu dönemlerde bekledi. Forma aslanın ağzında olduğu için performans adına varını yoğunu ortaya koyuyor.

Tabi bu yöneticilik başarılarının yanında mevcut yönetimin bazı tecrübesizlikleri de var. Telles hala lisans çıkaramadıysa suç önce yönetimde. Brezilya’dan evrak gelmemiş o olmuş bu olmuş değil. Ocak ayını berbat geçirdi Telles ve diğerleri… Bu transferlerin kupa maçlarında süreler alıp hazırlanmasını gerekirdi, hiç hazır değiller. Neyse ki onlar yerine Emre Çolak, Sabri, Ceyhun, Hakan Balta gibi oyuncular forma giydiler ve belli ki iyi çalışmışlar, iyi çalıştırılmışlar (dünyanın en iyi kondisyon antrenörlerinden biri olduğu söyleniyor Mancini’nin yardımcısının) şimdi de performans veriyorlar. Galatasaray’ı dik tutan bu oluyor. Mancini’nin kaptanlık kızıştırması da tabi son derece dâhiyane. Bu arada hafta arası terbiyesizce uydurulan haberler de saçmalık ötesi… Sözde Sabri’ye İtalya 3. Liginde oynamaz diyen Mancini deli olduğu için kendisine bu kadar çok forma veriyor. Sabri geçen sene Terim yönetiminde bir sezonda giydiğinden çok yarım sezonda Mancini tarafından forma ile ödüllendirilmiş. Kaptanlık kararları da yerinde oldu, gereksiz bir güçtü, Sabri küsmeyip Antep maçında da iyi oynamıştı, hafta arası Elazığ maçında da iyi oynamıştı ve Antep maçında çok kötü oynayan Selçuk’tan kaptanlığı da aldı tekrar.

Mancini oyuncuları iyi kontrol ediyor. Sadece pazıbent olarak değil… Bugün 16. dakikada Drogba çok iyi pivot oldu topla döndü, Burak bomboş kaçıyordu ki kötü bir pas attı ve top Melo’ya gitti Melo karşı karşıya vurdu ve kaçtı pozisyon, sonrasında Burak, Drogba’ya çok kızdı. Drogba’nın otoritesi o kadar büyüktü ki şimdiye kadar hiçbir takım arkadaşı kendisine ağzını açamamıştı, son haftalardaki performans düşüşü onun bu erişilmezliğini de kötü etkilemiş olacak. Burak’a kötü pas attığını anlatmaya çalıştı, duruma sinirlenen Mancini hemen saha kenarından çıktı ve olaya el attı Burak’ı yanına çağırıp onu, sakin olması konusunda uyardı. Burak da ona pas alamadığından yakınıyor gibiydi. Burak’ın en kötü huylarından biri bu, her topun ona atılmasını istiyor ve pas ona atılsa bile iyi atılmayınca da takım arkadaşlarına kızıyor. Hâlbuki o son vuruşu kötü yaptığında takım arkadaşları ona kızmıyor. Şutu düşünüp kötü vurmakla, pası düşünüp kötü vermek arasında ne fark var? Boşta olup da kendisine kasıtlı pas atmayan olursa kızabilir ama hatalı pasa kızma hakkı yok!

Drogba Ocak ayını sakat geçirdi, Antep maçına falan da iğneyle çıkmıştı, Elazığ maçında biraz toparlandı bir gol attı. Bu maçta da daha iyi göründü ve öyle bir gol attı ki “biz daha ölmedik” golüydü bu. Burak da golden sonra ne yapacağını şaşırıp alkışladı Drogba’yı.

Kaçırdığı gollere rağmen Burak’ı çok beğendim 2 haftadır statik oynayan Galatasaray’a o müthiş koşuları hız ve esneklik kazandırdı 3 %100’lük kendisi kaçırdı ama kendisinin koşularıyla pozisyon imkanı doğan takım arkadaşları da oluyor, bunlar da hesaplanamıyor işte. Adam izliyor televizyondan, kameraman çekerse görebiliyor boş koşularını ve Burak’ı attıkları, atamadıklarıyla değerlendiriyor. Görmüyor ki Burak yokken takım ne kadar durağandı, Burak şu koşularla savunmayı oradan oraya dağıtıyor. Arkadaşlarına alan açıyor. Yukarda belirttiğim gibi Antep maçında Umut sağ kenara yakın, Sneijder sola yakındı… Sol tarafı kapattı Galatasaray kısmen ama sağda Umut’la Eboue’nin kanadı otobana döndü. Bugün karşısında Burak gibi süratli bir oyuncu gören Taiwo da çıkmaya cesaret edemedi, bu da mühim.

Bu arada Eboue ve 3. gol şahane, Melo mükemmel, bu golde pası da o verdi. Burak’ın yapamadığını Eboue yaptı. Burak’ta olmayan soğukkanlılık, Eboue’de var bir sağbek olarak... Frey yaşlı atletliğini kaybetmiş bir kaleci, bacak arasını kapamayı bilecek kadar tecrübeli ama sağa sola atlayacak kadar çevik değil artık. Burak çalımı düşünse bu süratiyle Frey’i yattığı yerde bırakır yanından geçer boş kaleye yuvarlardı. Eboue yaptı bunu, Burak da pozisyona girer girmez şut atmak yerine kalecilerin zaaflarını da araştırmalı

Maç için çok fazla söylenebilecek şey yok, Methiyeleri herkesten dinler ve okursunuz, biz pek yazılmayacak olanların üzerinde duralım. Kopenhag ve Bursaspor iki kalburüstü takım. Bu iki takıma Galatasaray iki iç saha maçında öyle bir tek devre oynadı ki biri 3-0 diğeri 4-0 bitti. Öyle bir ezdi ki aslında neler yapabileceğini gösterdi. Öne çıkan isimlere bakın aynı… Melo, Sneijder, Eboue, Drogba… Galatasaray’a bu oyuncuların istikrarı lazım… Bu iki maç aynı zamanda, ligin ne olursa olsun en kaliteli takımının da Galatasaray olduğunu gösterir. Fenerbahçe’nin bu sezon yok mu böyle 4-5 attığı maçlar? Var. Fakat bu kadar ‘oyun yapabildiği’ organizasyon üretebildiği yok. İşte bunlar hep kalite! Bakın Fenerbahçe’nin farka gittiği maçlara duran top golleri görürsünüz. ‘Oyun yapmak’ konusunda, organizasyon konusunda Fenerbahçe, Galatasaray’ın gerisinde bir takım. Yine de daha kaliteli olmasa bile bir takım rakibini geçip şampiyon olamaz mı? Olur… Daha istikrarlı, daha hırslı olur, böyle duran toplarda hınçla saldırır, olur. Fenerbahçe o kadar çok duran top golü atıyor ki…

Bunu Mancini de görmüş olacak geçen gün bir açıklama yaptı. “Uzun oyuncularımız var, duran toptan gol atabilirler. Bu eksiğimizin üzerine gideceğiz” O eksiğin en başında golcü stoper eksiği yatıyor ve Mancini de bunu biliyor, stoper için ismi geçen oyuncuların ortak özelliklerinden biri de hava topu hakimiyeti, bu güzel. Mancini’ye şunu da söylemek isterim ki kendisinin bu sene gördüğü eksikliği 15 senedir görüyorum. Yani ben kendimi bildim bileli Galatasaray stoperleri duran toptan gol atamıyor. Bülent Korkmaz kısaydı, Popescu agresif kafaya çıkamazdı, Frank De Boer kısaydı, Emre Aşık iyiydi az oynadı, Tomas, Song kısaydı gol atamazlardı, Servet bir dönem çok kısa süre yapabildi atletliğini yitirince çıkıp vuramadı, Semih, Ujfalusi yine keza kısaydılar. Galatasaray’ın adam akıllı, kornerden goller atan bir stoperi yaklaşık 20 senedir olmadı. Gel gelelim Fenerbahçe’de ise Luciano, Lugano şimdi Alves, Egemen senelerdir duran topları çok tehlikeli kılan stoperler var… Bu son 10-15 yılda iki kulübün karakteristik özelliği oldu artık.

Dany, Amrabat, Riera gelenler, gidenler için ayrı bir yazı yazarım yine Tokatspor maçıyla beraber. Sadece Salih transferi hakkında kendimi de eleştireyim ben Mancini’nin Salih’i üçlü stoper hattının sağı gibi kullanabileceğini düşünmüştüm, zira hiçbir teknik ve mental meziyeti daha önde oynayabileceği izlenimini doğurmuyordu ama Mancini onun fiziğini çok iyi kullanıp bir gidip gelen üstün fizikli bek çıkarmak istiyor sanırım. Salih geçen günkü açıklamasında “Hoca beni hem savunmada hem hücumda görmek istiyor” demiş. “Günümüz futbolu için çok eksiğim var, dripling, orta gibi şeyler şart sonuca etki edebilmem için” diye röportajını devam ettirmiş. Çok ama çok akıllıca konuşmuş, kendi eksikliklerinin farkına varabilmesi çok güzel, umarım geliştirir, üstün fizikle gidip gelen bir kanat/bek oyuncusu olabilir. Zor ama umarım geliştirir. En önemli meziyeti fiziği, Mancini’nin bunu ön plana sağ stoper olarak çıkarmayı düşüneceğini tahmin ettim ama onu kanat/bek olarak sürekli git gel yapacak, sürekli top kazanacak, pres yapacak oyuncu olarak düşünebileceğini ben tahmin edememiştim. Belki de (hala büyük hata olduğunu düşünüyorum ama) Salih’i Tarık’a fiziği daha iyi olduğu için ve devamlı git-gel yapacak bir kanat/bek istediği için tercih etmiş olabilir.

Son olarak Fenerbahçe ise haftalar öncesinden belirttiğimiz duruma düştü. Kadro planlaması, B planı olmadan amatörce yapılmıştı 3 ortasaha kullanıyorsunuz 11 oyuncunuz var yedeğin yedeğinin yedeği bile mevcut ama 3 forvet kullanıyorsunuz ve 4 forvetiniz var. 2’si sakatlanınca 4-4-2’e bile dönemiyorsunuz zira kanat/forvet vasıflı oyuncularınızı da kiraladınız. Ofansif ortasahanız olmadığı için 4-3-1-2’ye bile dönemiyorsunuz 4-1-3-2 yapmak zorundasınız ve ortasaha ile forvet arasında uzun boşluklar olmak zorunda. Mehmet Topuz’u ve Caner’i kanatlara koyduğunuz bir 4-4-2 de daha az kısır olmaz zaten. Caner, Mehmet Topuz, Olcan hep diyorum bu tarz oyuncular hücum kanat değil, içe gol koşusu yapmayı bilmezler, yaratıcı değiller, top ayaklarındayken kafalarını kaldırabilen oyuncular değiller. Patlamalı güçleri geriden hücuma katıldıklarında işe yarayan oyuncular. Orta, şut bunları geriden geldiklerinde yapıyorlar. Bu isimleri 4-4-2, 4-2-3-1 gibi dizilişlerin kanadında kullanırsanız sistem işlemeyecektir. (Olcan senelerdir çıkış yaptığı mevki yerine ortasaha solhaf, solbek, şimdi de sağ kanat bu yüzden oynuyor) Fenerbahçe bu halde bocalamaya çok müsait, tüm hırslarına, isteklerine rağmen çok ciddi bir planlama hatası yaptılar. Galatasaray’ın kaderi ve tüm sorumluluk Mancini’nin omuzlarında transferlerin ve yeni oluşan kadronun uyumunu başarırsa lig Mart ayında kafa kafaya yeniden başlar.

YORUMLAR

a 3 Şubat 2014 Pazartesi 19:20

Sol stoper Hakan Balta fark yarattı resmen

Zombartak 4 Şubat 2014 Salı 16:28

Arkadasa katiliyorum. Hakan Balta bir kac mactir fark yaratiyor bence. Sanki yillardir aradigi pozisyonu bulmus gibi oynuyor.

Misafir 5 Şubat 2014 Çarşamba 10:06

Tüm futbolcular böyle.Baktılar yeni transferler geldi kesecek hepsini Eboue ile Hakan coştu.Bu böyle olmamalı Melo gibi olmalılar.Melonun yedeği kim diye sorsak biraz zor bulunur.Ama Melo yinede varını yoğunu ortaya koyuyor.Halbuki kötü oynasa bile onu kesecek oyuncu yok.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları