Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Maç sabahı ‘İtalyan İşi Akıl Oyunları’ adıyla yazdığım haberde iki teknik adamın da hangi 11’le sahaya çıkacağını doğru tahmin etmiştim.

Mancini’nin Elazığspor maçı aksine savunma göbeğinde uzun ve güçlü, Ceyhun’a göre çok daha çabuk ve tecrübeli bir oyuncu olan Gökhan Zan’ı oynatacağını tahmin etmiştim. Ceyhun Galatasaray’ın çok daha fazla topa sahip olması gereken bir maç olan Elazığspor maçında ilk 11’de başarıyla oynamış ve o günün taktiğini işler kılmıştı ancak bu maçta hava koşulları harika da olsa Galatasaray topa Elazığspor maçı gibi hükmetmeyecekti. Riera gibi yavaş bir sol kanat/bek oyuncusunun arkasına da yine sol stopere Ceyhun gibi yavaş bir oyuncu konamazdı. Semih çok daha çabuk ve kötü de pozisyon almayan bir oyuncu olarak yavaş Riera’nın arkasında oynatılacak doğru isimdi. 2 senedir 4’lü savunmanın sol stoperi olarak oynamaya alışmıştı. Bugün 3’lü savunmanın solunda bazı koordinasyon eksikleri yaşasa da Galatasaray art arda ikinci maçında da 3’lü savunmayla çıkıp gol yemedi. Bunlardan bir önceki ve ilk üçlü savunma deneyi de Sivasspor’a karşıydı ve fakat Dany’nin 20. dakikalarda kırmızı kart görmesiyle bu deney kısa sürmüştü. Daha önceki yazılarımızda Fatih Terim’in dar bir rotasyon tercih ettiğini ve büyük bir sürpriz olmazsa bir önceki maç iyi oynamış oyuncuyu asla bir sonraki maç kesmediğini söylemiştik. Mancini’nin değer yargısı ise çok farklı. Mancini rakibe göre, maça göre, taktiğe göre oyuncusunu seçiyor ve performans en son değer yargılarından biri oluyor. Fatih Terim’in tarzı ilk bakışta oyuncular adına daha sağlıklı ve adil görünebilir ancak bence işin aslı tam tersi.

Bugün Fatih Terim döneminde kendisini 'dış kapının mandalı' hisseden birçok futbolcu şimdi kendisini takımın içinde hissedebiliyor. Yekta, Gökhan Zan, Ceyhun ne oynarlarsa oynasınlar Terim döneminde Semih, Melo, Selçuk cezalı veya sakat olmadıkça forma bulamıyorlardı. Halbuki son Elazığspor maçında Yekta ve Ceyhun galibiyetin önemli isimlerinden olurlarken Gökhan Zan direk Juventus’u eleyen takımın kilit oyuncusu konumuna geldi. Bugün Gökhan Zan takımını bu derece sahiplenip böyle maç sonu açıklamaları yapabiliyorsa bu Mancini’nin Terim’e göre çok daha sağlıklı işlettiği rotasyon sistemindendir.

Gökhan Zan Galatasaray’a imza attığından beri, Rijkaard döneminde sakatlanana kadar takımın 11 oyuncusuydu ve verimli bir futbol oynuyordu sonra bazen oynadı, sakatlandı, yedek kaldı vs ancak Fatih Terim döneminden beri 2.5 senedir hem takımın en profesyonel, en çalışkan oyuncusu hem de müzmin yedeği. 22 yaşındaki Semih Kaya geçen sene verdiği Lig TV'ye bir röportajda takımın en çalışkan oyuncusu olarak kendisinden 10 yaş büyük Gökhan’ı gösteriyor. Yine Elmander geçen sene Galatasaray TV’ye verdiği röportajda Gökhan’dan ‘Terminatör ‘ olarak bahsediyor ve “ben ne zaman gelsem o da mutlaka Florya’da oluyor. Sanırım bir evi yok ve buralarda bir yerde yaşıyor. Ne zaman spor salonuna gitsem o da orada ağırlık falan çalışıyor.” gibi ifadelerle Gökhan’ı övüyor.

Ben Gökhan hakkında 2-3 sene önce de aynı şeyleri söyleyen çok çok nadir insanlardan biri olarak bu performansa şaşırmıyorum. Gökhan 24-25 yaşlarındayken, kendisini Arsenal scoutları izlerken de en büyük özelliği fiziğine rağmen çok çabuk olmasıydı. Bunu hep yazmışımdır. 1.92 boylarında Gökhan Zan kadar boya ve iri bir vücut yapısına sahip bir stoperin Gökhan kadar hamleli olabilmesi çok zordur. Boyuna ve kilosuna göre özel bir atletikliğe sahip oldu her zaman… Gel gelelim bu özel fizik yapısı da onu sürekli sakatlıklarla boğuşmak zorunda bıraktı. Futboldan anlayan hiç kimse Gökhan’a yavaş oyuncu diyemez. Mehmet Demirkol hatta Ferrari Beşiktaş'ta ilk senesini oynarken geniş alanda dağılır Gökhan Zan kendisinden daha iyi diyor ve çok eleştiriliyordu. Schuster gelip bir sonraki sene gerçekten savunmayı ilerde kurdurmuş ve Ferrari de çok fena dağılmıştı. Gökhan 35 yaşına gelir yavaşlar o ayrı mesele ama 1.92’lik bir stoper ne kadar hızlı olaiblirse o kadar hızlıdır. Gel gelelim konsantrasyonu kolay dağılır, duygularıyla oyar, soğukkanlılığını yitirebilir ve bence en kötü özelliği markaj yeteneği de kötüdür. Gökhan hakkında bu da seneler önce edindiğim bir izlenimdi kendisi rakibin ayağındaki topa hipnoz olup, yakın durması gereken santrforu unutan bir oyuncu oluyor çoğu zaman. Juventus’un en net pozisyonuna bakın Llorente’nin indirip vurduğu... Gökhan ne kadar uzak kalmış ve topa nasıl hipnoz olup İspanyol santrforu unutmuş belli oluyor. Gökhan ondan başka bir iki pozisyonda daha Llorente’yi boş bıraktı ama Juventuslular topu aktaramadılar ve Llorente sorun olmaktan çıktı. Juventus’un çok zor transfer ettiği bir oyuncuydu Llorente ve şüphesiz önünde daha çok yol olsa da dün aynı sahayı paylaştığı bir Drogba gençlik seviyelerine belli ki hiç gelemeyecek.

Bugün Galatasaraylılar “Evet, bizde Drogba var, sizde yok” diye Juventus’a bile diyebilirler.  Tevez’ler, milyon Euroluk sözleşmeler falan ama taç çizgisinde o sürprizleri, rakibinin gardını düşüren inanılmaz işleri yapan ‘efsane’ Galatasaray’da var, Juventus’ta yoktu. Galatasaray bugün Juventus’tan 4 puan alan bir takımsa bunda Drogba’nın herkesten çok payı vardır.

Son olarak Gökhan Zan’a döneceğim ben son yıllarda en önemlisinden, önemsizine birçok maçı statta izlemiş biriyim. 2012-2013 sezonu Eylül’ü gibi Galatasaray Kartal’da Kartalspor’la bir hazırlık maçı yapmıştı. Yeni transfer Cris ve Gökhan stoper hattını oluşturmuşlardı. Ben de kalkıp 2 saat yolla Kartal’a gidip bir Pazartesi günü yine böyle iş saatinde 17'de başlayan maçı izlemiştim. İnanın Gökhan, milyonluk kontratlar verilen Cris’ten çok daha güçlü, çok daha hamleli ve bariz bir gömlek üstün stoper görünümündeydi. Tabi, ‘kral çıplak’ diyebilmek o kadar kolay değil. Cris gibi paralar verdiğiniz bir stoperi kesip, “yahu yanılmışız bizim Gökhan çok daha iyiymiş” diyebilmek kolay değil. Yani kadro seçimiyle ilgili bence böyle bir de görünen adaletin yanında görünmeyen adaletsizlik vardı. Nitekim o Cris Galatasaray'a çok puan da kaybettirdi. Fenerbahçe geçen sene bu seneki gibi olmadığı için insanlar bu tercihin ısrarının ve adilliğinin üzerinde çok durmadılar.

Zemin ne kadar bozuk olursa olsun böyle zeminlerde de topu uzun ve milimetrik atacak ayaklara ihtiyaç var. O yüzden Sneijder ve Selçuk çok verimli oldu. Sneijder’in 87. dakikada Tevez’in frikiğinden sonra 30-40 metrelik bir pası var. Riera sol kanatta topu tek pasla Umut’a aktardı Umut Buffon’u geçmeyi düşünse maç 2-0 da olabilirdi. Zemin yüzünden uzun topa dönüyorsanız uzun top atacak tekniğe de ihtiyaç var Juventus Pirlo’suzluğu o yüzden bence derinden hissetti. Galatasaray Riera, Selçuk ve Sneijder gibi teknik ayaklarla bu uzun topları iyi kullandı.

Buffon’un mükemmel bir kurtarışla Drogba’nın şutunu çıkardığı 55. dakikaya kadar galibiyet adına açık söyleyeyim hiç umudum yoktu. Nasıl olsun? Maç tamamen bir basketboldaki ‘size’ mücadelesine dönmüş. Dünya futbolunun en size’lı takımı da bence Juventus.

3 tane uzun iri, iyi pozisyon alan stoper, Pogba deseniz Yaya Toure’den sonra dünyanın en güçlü oyuncusu (Drogba gençliğinde dünyanın açık ara en iyisiydi, Pogba’dan kesin üstündü Rio Ferdinand’ı falan sırtında taşıyıp attığı golleri hatırlıyorum Premier Lig’de. Bu maçta da ilk maçtaki gibi 10 dakika ezdi geçti sonucu aldırdı bitirdi… Fakat o da 35 yaşında artık) Pogba’nın sağında Vidal solunda Asamoah uzun değil ama yere çok sağlam basan, çok atlet, çok agresif, çabuk oyuncular. İlerde Llorente her topu indirebilecek uzun teknik pivot santrfor. Tevez deseniz ‘poacher’ olarak tanımlanan, süratli, delici forvetlerin yere en sağlam basanı ve boyuna göre en güçlü olanı hatta Semih maç sonu ona karşı oynamanın zorluğundan bahsederken “Sürekli tedirgindim, çok güçlü bir oyuncu” diyor. Tekniğinden, süratinden değil önce gücünden bahsediyor. İtalyanların fizik olarak ortalama üstü değil diyebileceğiniz tek oyuncusu Marchisio’ydu. Adını anmadığım Lichtsteiner bile bizim Riera, Sneijder, Burak, Selçuk’tan falan daha üstün bir fiziğe sahip.

Burak belki 'size' olarak düşük bir oyuncu değil ama fiziksel mücadele namına sıfır bir oyuncu. Umut’la hemen hemen aynı boy ve kiloda olmalarına rağmen Umut inadına agresif ve ikili mücadelelerden galip ayrılmayı bilen bir oyuncu. Bence Burak-Umut değişikliği 2. yarı başında da gelebilirdi. (Hafta sonu Ankara deplasmanında zeminin yine kötü olacağını tahmin ediyorum. Bu sefer Burak yerine Umut ilk 11 başlamalı bence.)  Semih de bir stoper olarak üstün bir fiziğe sahip değil. Takımda 5 tane ortalama üstü diyemeyeceğimiz fizikte oyuncu vardı Semih, Riera, Selçuk, Sneijder, Burak. Kaleci hariç takım 10 kişi zaten, takımın yarısı Juventus gibi iri kıyım rakibine fiziksel olarak diş geçirebilecek durumda değildi. İşte bu yüzden değil Galatasaray’ın Bayern Münih’in falan bile bu zeminde Juventus’u yenmesi çok zor geliyordu bana. Refleks olarak son yıllarda ciddi düşüş yaşayan Buffon bile bu maç için tecrübesiyle doğru isimdi. De Gea, Courtais gibi genç kaleciler olsa bir umut böyle maç oynama tecrübesi yok, bu zeminde hata yapabilir dersiniz ama bir de Buffon gibi tecrübe maça eklenince umutlarım iyice azalmıştı. 55. dakikalarda Drogba'nın şutunu kurtarışı da inanılmaZ bir önseziydi.. Ben iyi zeminin Galatasaray’a yarayacağını ön görüyordum açıkçası iyi zeminde çok daha fazla şans veriyordum Galatasaray’a. Bence iyi de oynadı Salı gecesi takım. Neyse ki 55. dakika bir 'yapılabilir' göstergesiydi. Sonrasında takımın özgüveni arttı ve oyunda her geçen dakika Galatasaray ağırlığını hissettirdi.

Neyse… Dediğim gibi Drogba faktörü. İtalyan’lar Chellini’yi çok abartır. 2 sene önce Dünyanın en iyi stoperi olduğunu falan sanıyorlardı. 2 maçta da 35 yaşındaki Drogba ezdi geçti Chellini’yi. Bence Juventus’lu yöneticiler bugün Llorente’ye azımsanmayacak bir maaş vereceklerine 10 hadi vergisiyle 15 milyon Euro gibi bir paraya 1.5 yıllığına Drogba’yı almış olmayı akıllarından geçirmişlerdir.

Galatasaray’ın sağ tarafı Chedjou-Eboue ikilisiyle mükemmel kullanıldı. Chedjou sağbek ve Eboue sağ açıkmış gibi Galatasaray oradan olabildiğince etkili oldu. Daha önemlisi. Asamoah’ı orada iki kişi tek başına bırakıp yiyip bitirdiler. Bence Chedjou en iyi maçlarını Juventus’a karşı oynadı ve o çok abartılan Chellini’ye de kenar stoper olarak kanat/beke nasıl yardım götürüleceğini adeta öğretti. Asamoah çok yalnız kalırken Chedjou sürekli Eboue’ye yardım götürdü.

Sneijder’i Kasımpaşa gibi çok önemli bir lig maçı öncesi İtalya’ya gittiği için sert eleştirmiştim ancak kendisini böyle affettirebilirdi ve bunu başardı. Yıldız da böyle olunuyor zaten.

Maç için söylenebilecek aslında daha fazla bir şey yok. Selçuk’un da mükemmel oynadığını eklemek lazım...

Yazının bundan sonrasında biraz Mancini’ye değinip sonra madde madde yazmak istiyorum.

Takımın başına geldiğinde geriye Şampiyonlar Ligi’nde 5 maçı kalmış ve ilk maçı evinde 1-6 kaybetmiş bir takımın hocasıydı. 1 maç handikapla sıfır puanda başlayıp, Real Madrid ve Juventus’un arkasından gruptan çıkmak her babayiğidin harcı değildir. Önce kendisine başarısını takdim edeceğiz. Sonra Lucescu gibi ‘ne kadar büyük bir taktisyen olduğunu tüm Avrupa’nın kabul ettiği’ adama saygı duyacağız. İlk okul matematiği kadar olan bilgimizle son 2-3 seneye bakıp, ”Mancini ligde iyiymiş ama Avrupa’da yok!” gibi verimsiz argümanlar çıkarmayacağız. Ne demek Avrupa’da yok? Neye bağlı bu istatistikler? 10 sezon Şampiyonlar Ligi’nde takım çalıştırmış da 8’inde takımlar gruplarda elenmiş mi? Yoksa bu vasat çıkarım sadece City’de Avrupa’da başarılı olamaması mı? Gören de Mancini’yi 65 yaşında 10-15 sezon Şampiyonlar Ligi’nde takım çalıştırmış veteran bir teknik adam sanar. 2-3 örnekle istatistik oluşturmak ancak bizim medyamız ve yorumcularımız gibilere yakışır.

Geçen bir yazımda belirtmiştim. Yakınen de biliyorum, tanıyorum. Bazı haber ajanslarının muhabir-editörleri, birçok gazete-tv muhabirleri üç büyüklerin bazı vasat futbolcularıyla ‘kanka’dır. Aralarında gizli bir kazan-kazan anlaşması vardır. Adam antremanda bile iyi oynasa “X antremanda döktürdü” haberleri yaptırır topçu ama ona göre de o antremanlarda kapalı kapılar ardında kim kime ne yapmış dedikoducu gibi yetiştirir bu muhabirlere her şeyi.

Bu tabi olayın en uç boyutu. Bu 'kankalığın' daha basit modellerini de hemen hemen her Türk teknik direktörde görürsünüz. Basındaki ‘Türk’ lobisi efsanedir. Bugün hiçbir yazılı ve görsel medyada Mancini’nin inanılmaz başarısını ön plana çıkaran haber, yazı göremeyebilirsiniz. Sanki Galatasaray’ı hayaletler yönetmiş gibi davranabilirler. (Ciddiyim ‘ruh’ falan derler. ‘2000 ruh’u deyince gaza gelecek milyonlarca güruh var) Bunu bir Türk teknik adam başarmış olsa bugün ne güzellemeler yazacaklarını şaşırırlar. 'X'in Aslanları' çok manşet olur ama 'Mancini'nin Kaplanları' falan katiyen olmaz.

Son iki seneye bakın. Türk takımlarından Fenerbahçe Avrupa Ligi yarı finali, Galatasaray Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali, Juventus’u eleme, Trabzonspor Avrupa Ligi gruplarından eze eze çıkmak… Son 2 senede Türk takımlarındaki büyüklü-küçüklü gelişimini ve Avrupa başarısını görmeyen kördür. Trabzonspor Malouda'da, Bosingwa, Sivasspor Roberto Carlos, Djebbour, Kasımpaşa Ryan Babael, Donk falan getiriyor. Farkında mısınız? Buna rağmen ‘milli değer’ safsatasıyla ‘Milli Takım’ kötü etkileniyor yalanıyla düşürülen yabancı kuralı var ve bu resmen ayağımıza sıkmak görmüyor musunuz? Bir ülke ancak bu kadar saçma şekilde kendi ayağına sıkabilir. Yahu bu ‘Milli takım’ milli değer de kulüp takımlarımız değil mi?

Tesadüf mü iki senede Galatasaray’ın bu başarılara erişmesiyle Sneijder’in, Drogba’nın, Muslera'nın falan alınmasının aynı dönem olması? Ayhan Akman, Mustafa Sarp’lı Galatasaray çeyrek final oynadı da biz mi bilmiyoruz? Sow’un, Kuyt’ın falan performanslarıyla başarılı olmadı mı geçen sene Avrupa Ligi'nde Fenerbahçe? Bu sene Malouda, Bosingwa'nın tecrübesi olmasa Trabzonspor'un böyle fark yaratması kolay olur muydu Avrupa Ligi'nde. Malouda ve Bosingwa'yı çıkarınca zaten geçen sene adını bile unuttuğum Macar takımına elenen Trabzonspor'a dönmüyor mu takım?

Bu yabancı kuralının birer ‘Milli değer’ olduğunu ve Galatasaray’ın başarısını engellediğini de herkesten iyi bilen Fatih Terim daha üç ay önce Galatasaray Teknik Direktörüyken veryansın etmiyor muydu bu saçmalığa? Peki, şimdi 'Türkiye Futbol Direktörü' gibi çok büyük bir sıfatla görevinin başında çok merak ediyorum neden bu konu hakkındaki düşüncelerini belirtmiyor?

Mancini’ye dönecek olursak 3-5-2’yi dünyada en iyi uygulayan takım kabul edilen Juventus’u kendi sistemiyle yenecek, maçtan bir gün önce gol yemeden galibiyet diyerek 1-0’ı işaret edip, maçı da böyle istediği gibi sürdürmeyi ve bitirmeyi başarabilecek kadar iyi bir taktisyen. Galatasaray’ın bu başarısını bugün insanların yeterince değerlendirebildiğini düşünmüyorum. Manchester United’ları, Liverpool’ları, geçmişte yine Juventus’ları, Milan’ları grupta yenebilirsiniz. Fenerbahçe’nin İnter’i sahasında ezdiği gibi ezip geçebilirsiniz bile ve fakat grup sonunda bu takımlar alır başını gider ve siz onların pek de umursamadığı maçları kazanırsınız aslında. O yüzden olay Juventus’u yenmek değil, Juventus’u elemek! Olayın büyüklüğü bu! Conte maç sonunda “esas hayal kırıklığım geçmiş maçlar” demecini bu yüzden veriyor. Yarın herkes son iki senenin İtalya Şampiyonu, Galatasaray’ın 4-5 katı bütçeyle kurulmuş Juventus’un nasıl elendiğini anlatan haberler yapacak. Şimdiye kadar hep derdik “Avrupa bizi konuşuyor” diye bu sefer gerçekten herkesten çok bizi konuşacaklar çünkü Şampiyonlar Ligi gruplarının en büyük sürprizini biz yaptık! Bu Juventus’u Avrupa Ligi’ne gönderip Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi’nde devam etmesinin prestiji ancak Avrupa Ligi finaliyle falan kıyaslanabilir. Geçen seneki Çeyrek Final bile gruplarda Cluj ve Braga’yı 2. Turda Schalke’yi geçtiğin için bu başarının yanında basit kalıyor. Bugün Juve’yi elemek geçen seneki çeyrek finalden çok daha büyük prestij!

Bunlar dışında diğer konular hakkında…

  • Maçın ertelenmesi konusunda bence Portekizli hakem doğrusunu yaptı. Zira kendisi bizler gibi 'cahil' değil 'profesyonel' olduğu için ‘tedbir’ aldı. Bizler gibi ‘tedbir’ nedir haberi olmayan insanların yaşadığı bir ülkede, kar yağınca lastiklerine zincir almak akıllarına geldiğinden saatlerce zincir sırası bekleyen insanların yaşadığı, her şeyin yumurta kapıya gelince yapıldığı, kar yağacağı 20 gün önceden belliyken karı temizlesin diye bir ŞL maçı öncesi sadece 8 kişinin tutulmuş olduğu bir ülkede suçlu ilan edildi. Bugün hakemi suçlayanlar 2008’de Konya’da buz üstünde oynatılan maçta diz kapağı parçalanan Uğur Uçar'a üzülüp hakeme ve TFF’na tepkiler yağdırmışlardı. Eh bu adamın neden bu kadar büyük bir hakem olduğu ve bizim bu işten ne kadar anlamadığımız da ortada. Bizim seviyemizi öğrenmek için geçen hafta oynanan Karabükspor-Kayserispor maçına bakın. Hakem Proença’nın seviyesini öğrenmek için de EURO 2012 Finalinin hakemine bakın.
  • Dün dokuz dakika inanılmaz bir şekilde dolu yağdığı ve buz taneleri yerde kaldığı için oyuncular yere düştüğünde vücutlarında kesikler yaratabilirdi. Sahanın ısıtma sistemi çalışıyormuş ama buzu da eritemezmiş. Çalışmayan ise tribünlerin ısıtmasıymış. Isıtma sistemi takılmış ama İgdaş bir türlü doğalgazı bağlayamamış. Herkes maçı düşündüğünden bunu kimse umursamadı da yahu esas işimiz statta ısıtma olmamasını eleştirmek. Bizler seyirciyiz, binlerce insan hasta oluyoruz bu statlarda, nasıl sistem olur da doğalgaz olmaz. Bu kadar komik iş mi olur? Türkiye’de sadece Kadıköy’de ısıtma olduğunu biliyorum ve rahat rahat maçını izleyebiliyor herkes. Geri kalan statlarda kış aylarında donuyoruz. Ben geçen hafta içi Galatasaray-Gaziantep B. Belediyespor maçında üç saat, Pazartesi günü de Beşiktaş-Sivasspor maçında iki saat o soğukta oturduğum için bu maçta statta olamadım. Maçı hasta yatağımdan seyrettim ve benim için önemli olan sahanın ısıtması değil, tribünün ısıtması. 2 gün sonra İgdaş’ın müdürü de çıkıp “Galatasaray başkanı acz içinde karşımdaydı benden doğalgaz istiyordu” vs derse belki yapılabilir, bilemiyorum. Propagandası olmadan bir iş yapılmaz çünkü bizim ülkemizde
  • Hasta yatağımda olmama rağmen gole o kadar sevindim ki belki de takla attım. Sayın bakanımız İdris Naim Şahin görse aşka gelirdi o derece… Hatta twitterlarda müthiş yaratıcı ‘kartopu’ esprileri yapan bakan arkadaşlarını bile, başta espriden çok iyi anlayan spor bakanımız olmakla birlikte, benim taklamı izletmeye çağırabilir, beraber gülüp eğlenebilirdik. Belki bu makaranın doyum noktasında, artık twitterda makara yapmak yerine işlerini ciddiyetle yapmayı bile düşünebilirlerdi.
  • Başlığı da 'ruh muh' geyikleriyle alay etmek için 'Taktisyenin 3-5-2 Ruhu' diye değiştireyim. Sayın bakanlarımız sağolsun onlardan feyz alıyorum

YORUMLAR

bates 12 Aralık 2013 Perşembe 15:28

müthiş bir galibiyet aldım ama ben zemin düzgün olsa juventus bizi elerdi diye düşünüyorum. savaş gibi maç oldu.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları