Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Haftalık olarak yaptığım Süper Lig iddia tahminlerinde Cuma günü bu maç için şunları yazmıştım.

"Öncelikle bu maçı anlamlandırmak için aklımıza Fenerbahçe-Başakşehir maçını getirebiliriz. Başakşehir 11 kişiyle savunma yapıyor, topu rakibe bırakıp kendi yarı alanında çok iyi alan kapatıyor ve ilerde yetenekli oyuncuları Doka-Visca ile gole gitmeye çalışıyor. Fenerbahçe'ye karşı da bu kapalı oyunu denediler fakat 2-0 yenildiler. Ben bu maçta da 0-0, 1-0, 2-0 gibi bir sonuç doğmasını bekliyorum. Fakat Galatasaray skor üstünlüğünü aldığı ve özellikle 2 farklı öne geçtiği maçlarda oyunu soğutmayı ve maçı bitirmeyi hiç bilmiyor. Mutlaka bir gol yiyor! Balıkesir'den dahi yediler bu golü, Manisa bile az daha atıyordu kupada..."

Zira Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. Bir önceki iç saha maçı Erciyesspor karşısında da maç 2-2 bitebilirdi. Sylla 90. dakikada köşeye vursa maç 2-2 bitecekti dönen topu Sneijder gol yaptı 3-1 bitti.

Ben, bu takımı senelerdir her maç takip eden biri olarak, bu psikolojiyi artık ezberledim. Oyuncuların çok sevdiği kendilerine arkadaş-ağabey gördüğü isimler hep bunu yaşıyor. Rijkaard zamanında da çok yaşandı bu gibi maçlar. Galatasaray evinde 2 farklı üstünlüğü alınca taraftar da uyuyor, oyuncular da uyuyor. Taraftar birden arabesk ninnilere başlıyor ve maçı izlemeyi bırakıyor, "şereftir seni sevmek" türküsü, "yürüyoruz sessiz ve kederli" ağıtları bu gibi maçın bittiği düşünülen durumlarda hep söylendi. Telefonların ışıkları açıldı, tribünlerin maçı bırakıp kendini eğlendirdiği dakikalar yaşandı. Kimse de "Aslında biz galibiz. Neden sessiz ve kederli yürüyelim, manyak mıyız, coşup eğlensek, oyuncuları da coştursak ya!" diye sorgulamadı. Bu acılı arabesk kültürü Fenerbahçe'de neden yok? Fenerbahçe neden Kıraç'ın son ses, gümbür gümbür marşıyla veya The Last Mohikan filminin savaş müziğiyle coşuyor da, Galatasaray tribünleri bu acılı arabeske bayılıyor bilmiyorum. Esasında bir düşüncem de var ama bu başka bir yazının konusu.

Sadece şunu söylemek istiyorum. Suç tabii ki taraftarda değil ama önce mıymıymıy ninniler söylenip sonra maç 2-2 olunca birden oyuncu ıslıklamaya başlamak da hak değil, hukuk değil!

Suç evet bence de önce futbolcularda, sonra teknik heyette. Önce futbolcularda çünkü bu futbolcuların çoğu tecrübeli. Muslera, Chedjou, Olcan, Hamit, Selçuk, Sneijder, Dzemaili, Umut takımın neredeyse tamamı tecrübeli. Orada hangi taktik verilirse verilsin, kim çıkarsa çıksın, kim girerse girsin bu oyuncular bu maçı bitirmeli!

Sonra da teknik heyet suçlu... Fakat bence değişiklikle pek bir alakası yok, olmamalı! Yukarıda Rijkaard döneminde de çok yaşanmıştı dedim. Neden? Çünkü o da oyuncuları kazanmak için çabalardı, o da oyuncuların ağabeyi-arkadaşı gibiydi. Yetmiyor ama! Arkadaş-ağabey olmak yetmiyor. Takım sahada uyuyor, taraftar arabesk ninnileriyle uykuya destek veriyor, orada bir ağabey-arkadaş değil, bir baba olacak ve bağıracak, uykudan uyandıracak oyuncuları!

Bu uykuları Fatih Terim döneminde yaşamazsınız çünkü çıldırır saha kenarında, bağırır çağırır uyandırır futbolcuları. Mancini'de de yaşamazsınız çünkü yeri gelir sahaya girer Burak'ın yakasına yapışır, Selçuk'la tartışır onların tansiyonunu yüksek tutmaya, konsantrasyonlarını yükseltmeye çalışırdı.

Hamza hoca böyle bir karakter değil, olmasın da zaten... Fakat yardımcılarından biri böyle bir karakter olabilir. Oyuncuların ve taraftarların üzerinde bir ağırlığı olan, agresif bir yardımcısı olabilir. Ancelotti de hep 'oyunculara karşı çok yumuşak' olmakla eleştirilir ve geçen sene yanında Zidane vardı, oyuncuları o bağırıp çağırarak uyandırmaya çalışırdı. Zira bu futbol oyununun bazı dakikalarında basketbol koçluğu da yapmak gerekebilir.

Yanlış anlaşılmasın, Hamza hocanın böyle bir karakterinin olması eksik değil. Rijkaard, Ancelotti, hatta Galatasaray ve Alman futbol efsanesi Derwall de böyleymiş. Derwall de kitabında yazdığı üzere, Almanya'da hep "futbolcuların ipini gevşek tutmakla" eleştirilirmiş... Ziyadesiyle "büyük teknik adam olmak için, agresif olmak gerek" falan demiyorum. Hamza Hamzaoğlu benim bugüne kadar gördüğüm en samimi, en düzgün spor adamlarından biridir ve maç kazanılır, kaybedilir benim için o kadar önemi yok. Taraftar bir süre üzülür ve unutur. Ben bir Galatasaraylı olarak onun futbolculuğu döneminden beri kaybettiğimiz birçok maçı izledim ve bu gibi maç gecelerine alıştım. Artık skorlardansa, Hamza Hamzaoğlu gibi camiayı taşıyan figürlere daha çok değer veriyorum!

Bakın futbol ortamında artık en büyük eksik samimiyet! Yumurtlayan tavuğu 3 Temmuz'dan sonra kestik biz, doymadılar. Süper Final falan uydurdular o sezondan sonra değer meğer kalmadı. Bu oyundan zevk almayı unuttuk...

Aykut Kocaman için çok düzgün karakter denildi. Süper Finalde işler kızışınca çıktı "Galatasaray Trabzonspor'u kolay yeniyor, bize ise farklı oynuyor Trabzonspor" dedi. Trabzonspor'u zan altında bıraktı, Şenol Güneş ve takımı hırslandı Arena'dan beraberlik aldılar.

Yine bu sene, futbolumuzun filozofu diye anılan Şenol Güneş haftalarca hakemden şikayet etti, Cuma günü hakem kendileri lehine hatalı bir penaltı verdi. ".. ama biz maçı hak eden taraftık zaten" demeye çalıştı. Yine Beşiktaş ile oynadıkları maça kadar sürekli zeminlerden şikayet ediyor "Yabancı kuralı açılsın da belki yabancı oyuncuları bu zeminde oynatmaya utanırlar, zeminleri düzeltirler Türk futboluna daha çok katkısı olur" diyordu. Bu söylediklerine rağmen Beşiktaş maçını Olimpiyat stadında bozuk zeminde oynamaya ısrar etmişti.

Yani samimiyet çok önemli...

Hamza hoca bugüne kadar yalan söyleme gereği duymadı, çocukken Fenerbahçeli olduğunu söyledi. Hata yaptığını düşündü, özür diledi. Ben açıkçası egosuna yenilen insanlar görmekten bıktım, o yüzden kimse bana özür dileyen adamı kötülemesin, "bu ne ya, Galatasaray teknik direktörü özür mü diler" demesin. Katılmıyorum.

"Sürekli özür diliyor, ders alsın hatalarından" deniliyor. Sürekli aynı hatayı mı yapıyor yani? Ya da şöyle sorayım diğer Teknik Direktörler hata yapmaz mı? Bu kadar çok "karar verme" sorumluluğunun olduğu yerde bir sürü de hata yapma ihtimali doğmaz mı? Doğru yapma ihtimali doğduğu gibi...

Sonunda da teraziyi tartarsınız işte... Bir tarafında kazandığı Yasin, Burak, Olcan, Hamit vs durur, diğer tarafta da daha çok oyuncu kazanmak isterken kaybedilen bir "2 puan"... Şüphesiz oyuncu kazanmak uzun vadede çok daha büyük fayda sağlayacağı için terazinin bir tarafı çok daha ağır basar.

Kaldı ki, kim ne derse desin... Prandelli'den sonra bu takımı buraya taşıyan da, kazanılan çok sayıda oyuncu ve onlara inanan teknik direktördür. Ben "Prandelli'den sonra gelen teknik direktör takımı ilk 2'ye sokacak Şampiyonlar Ligi'ne götürecek" deseler düşünmeden kabul ederdim.

Bunları sizlere de hatırlatıyorum zira çok fazla değişken duygularımız var, malumunuz halk olarak biraz balık hafızalıyız, dünü çabuk unutmaya meyilliyiz.

Gelelim maça. Ne oldu? Ne olacağını 3-1 biten Balıkesirspor maçından sonra da yazmıştım.

"6 Aralık 2013'te geçen sezonun ilk devresinin sonuna doğru Galatasaray sahasında Elazığspor'u ağırlamıştı. İlk 10 dakikada atılan 2 golden sonra kalan 80 dakikada hiçbir şey olmamıştı ve Galatasaray maçı 2-0 kazanmıştı. 3-4 gün sonra da hafta arasında Juventus maçı vardı ve Galatasaray için bu maç ölüm kalım maçıydı. O yüzden futbolcular Elazığspor maçında ilk 10'dan sonra oyunu bırakmış ve rölantiye almıştı. Bu birçokları için anlaşılır, kabul edilebilir bir durumdu. Fakat Mancini için değil!

Mancini basın toplantısında barut gibiydi. Bazı oyuncuları ağır bir dille eleştirdi ve çevirmen bu sözleri yumuşatarak çevirdi. Oyuncularını eleştiren Mancini şöyle demişti. "Galatasaray'da çok çabuk doyan oyuncular var. Messi'ye, Ronaldo'ya baksınlar, asla 2-0'la yetinmezler, 3-4-5-6 atmak isterler. Büyük takım da, büyük futbolcu da böyle olunur. Türkiye'nin en büyük futbolcusu olmak istiyorlarsa Messi ve Ronaldo gibi 'aç olmak' zorundalar, bu kadar kolay doyamazlar!

Hatırlarsanız, Mancini ilk geldiğinde Selçuk, Burak'la pek anlaşamazdı ama giderken de bu oyuncular Mancini'nin kıymetini öğrenmişti, hatta Burak'la Mancini'nin arasının çok iyi olduğu her zaman söylenir.

O Elazığspor maçından sonra Galatasaray ligin ikinci devresinde Akhisar'ı 6, Bursaspor'u bir kez 5, bir kez de 6 gol atarak yenmişti. (Mancini müthiş hocaydı gidene gelene 5-6 atıyordu demiyorum dikkat edin, deplasmanda çok maçı kazanamadı ama böyle maçlarda, rakibin gardı düştüğünde, maçların 2 farklı bitmesini asla kabullenmezdi)"

Bu maçın analizi tam olarak buydu ve geçen hafta da kısmen bu konuya değinmiştim. Hamza hoca hiçbir basın toplantısında hiçbir oyuncusunu eleştirmedi. Yerli oyuncuların eleştiriye kapalı olduğunu bildiği için belki... Sabri'nin dönememesini sorduğumda "Emenike'ye karşı oynadı belki yorulmuştur" dedi, bir başkası bekleneni veremeyen isimleri sorulduğunda "kendilerinden memnunum, yetenekleri tartışılmaz" dedi. Fakat misal Kalli böyle değildi. Oyuncular ondan korkar, çekinirdi. O yüzden yukarıda dediğim gibi bazen de ağabeylik-arkadaşlık iyi olmuyor.

İlk golün yeneceğini daha duran top atılırken hissettim, uyuyorlardı çünkü. Tribün tehlikeli yerden faul atışı verildiğinin farkında değil, sahaya bakmıyor ninni söylüyordu, oyuncular dalgındı. Faul yaklaşık 5-10 metre geriden yapılmasına rağmen Başakşehirli oyuncu topu 5-10 metre ileri koydu ve kaleye daha yakın ve tehlikeli yerden atış kullanıldı. Bunu sadece Hamit fark etti ama tek başına itirazı fayda etmedi. "5-10 metre nedir ki?" demeyin. Böyle yan toplarda 5-10 metre daha uzaktan ve daha cepheden kesilecek bir top, çok daha bombeli gelecek ve hem kalecinin çıkması hem de savunmanın karşılaması daha kolay olacaktı.

Gelelim mevzu bahis değişikliğe... Hamza hoca "Ortasahayı üçleyelim diye düşündük" dedi. Fakat anlamadığım nokta ortasaha üçlenmedi. Yasin'in yerine sola Dzemaili geçti. Sneijder sola, Dzemaili ortaya geçip ortasahada 3 kişi yani +1 olunmadı. Belki de Dzemaili verilen taktiği anlamadı.

Zira bakınız bu Dzemaili öncesi ve Dzemaili sonrası yerleşimi gösteren bir şablon. Burada hiç üçlüye dönülmüş gibi durmuyor.

Bu maçla ilgili son olarak söyleceklerim...

1- Bence 2 farklı öne geçildiğinde Sneijder ile 90 dakika tamamlanmak zorunda değil, takım eğer alan kapatıp skoru koruyacaksa Sneijder sadece -1 oluyor.

2- Bence kanat oyuncuları yer değiştirse daha etkili olurlar, Bruma solda oynadığı zaman daha kolay içeri kat ederken sağda biraz daha etkisiz kalabiliyor. Yasin-Bruma yer değiştirerek oynasa bekler karşılarında bir Bruma, bir Yasin'i görerek daha fazla zorlanabilirler. Ayrıca Bruma 60'tan sonra oyundan çok düşüyor. Bruma'nın yeteneklerini sergileyebilmesi için onda olmayan bir oyun zekasına ihtiyacı var. Bu isim de Sneijder olabiliyor. Bruma, Sneijder'e yakın oynadığında verimliliği %100 artan bir oyuncu. Fakat uzak kalınca, Sneijder sola yakın oynayıp Bruma sağ çizgiye hapsolunca etkisizleşiyor, sadece Sabri ile al-ver yapabiliyor ve düşüyor. Onu o yüzden bazen de sola çekip Sneijder ile yakın oynatmak gerek.

3- Skor korunacağı zamanlar Olcan'ın sol bek oynamaması daha mantıklı oluyor zira 2. golde çok alan açtı ve 90 dakika boyunca Visca onun kanadında çok etkili oldu.

4- Maç 2-2 olduktan sonra Pandev girse etkili olabilirdi. Üstelik maç 2-2 olduktan sonra panik ve agresifleşme doğru değildi.

5- Abdullah Avcı maç sonrasında "Büyük takımlara dokununca böyle oluyor, hele 2-0'dan 2-2 olunca..." Ayrıca "2. yarıda penaltımız verilmedi, devamında gol oldu" gibi şeyler söyledi. Komikti, sadece kendisini küçültür bunlar. Doğrusu bunları çoğu hoca yaşıyor. Aynısı Rıza Çalımbay'da da oldu, "Arkadaşlara sordum Nihat'ın pozisyon penaltı değilmiş, hakemler şöyle böyle, büyük takımlar..." diye başladı söylenmeye... halbuki Nihat'ın pozisyon ligin bu sezon yapılmış en net penaltısıydı. Etraflarında formalarını çıkarıp onları doğru yönlendirecek birilerini bulundursalar maç sonrası böyle saçma ifadeler kullanmazlar diye tahmin ediyorum.

6- 65'teki Yasin-Dzemaili değişikliğinden sonra Galatasaray 3. değişikliği yapmadı. Maç berabere olsa veya tek farklı önde olsa Galatasaray, 3. değişikliği erken kullanmama mantığını anlarım fakat maç 2-0'ken neden 3. değişiklik kullanılmadı anlamadım. Aksayan yerler vardı. (Bruma-Sneijder oyundan düşmüş, Olcan da aksıyordu) Emre Çolak - Bruma/Sneijder değişebilir oyuna canlılık gelebilirdi veyahut Olcan - Telles değişebilir sol tarafa takviye gelebilirdi.

Saygılarımla...

"Başarılar gelir geçer, asaletin bize yeter" bu ninninin anlamını düşünmekte yarar var, bu gece bunu düşünerek, mırıldayarak uyumalı :)

YORUMLAR

Birhan GS 15 Mart 2015 Pazar 05:36

Sinan saat 03:36 ve ben sinirden, takımdaki bu ciddiyetsizlikten ötürü hırsımdan uyuyamıyorum kardeşim. Eminim ki sen de şu an böylesin. Maç gecesi yazı yazdığını daha önce görmedim. (Yazdıysan da kusuruma bakma çok eski takipçin değilim) geçen hafta anlamsız bi sarı kartla bu gece takım arkadaşlarını yalnız bırakan sözde kral burak ve kendini süperstar zanneden "iyi beslenemeyen olcan " aklıma geldikçe yazının sonunda yazdıkların uyumamı kolaylaştıramıyo maalesef. Eline sağlık iyi yazı ...

Avrupa Fatihi 15 Mart 2015 Pazar 23:53

Söylediklerinize aynen katılıyorum hatta hamza hoca da bu yazınızı okur inşallah çünkü önerilere açık biri hamza hocamız.Ben size ek olarak skor alındıktan sonra sneijder in 2 liden biri olup hızlı oyunculara direkt paslar atarak gol aramasının dogru olacagını düşündüm.veya oyunu rölantiye almak istiyorsa oyundan düşen oyuncuyu alıp onun yerine ayagında top tutan ve takımı rahatlatan oyuncuyu oyuna sokmalı diye düşünüyorum.

özkan acar 16 Mart 2015 Pazartesi 03:27

güzel yazı elinize sağlık

Onur Cetin 16 Mart 2015 Pazartesi 08:39

Temel problem takimin defans yapmayi ogrenememesi.mancini de prandelli de defans yapmayi ogretmeye calisti ama olmadi.her ikisi de kolayi secip onde basalim dese idi zaten hamza hoca kadar basarili olurlardi.hamza hocanin basarisi surdurulebilir degil, bu sezon ilk iki de bitirmek yerine iki sene basarili olmasa idik ama mancini ya da prandelli defans yapmayi ogretse idi genc yasli tum kadroya ve yardimci hocalara...yani hamza hoca gidici artik gs defans yapma kulturunu ogrenmek zorunda..

Aslan Can 16 Mart 2015 Pazartesi 13:36

Görüldü ki Hamza hoca uzun vadede devam edilemeyecek. Sebebi kazanması, kaybetmesi değil, oyunun son bölümlerini okuyamıyor. Ezbere değişiklikler yapıyor. Defans yapmayı öğrenmek göbekli ve sarı kartlı Olcan'dan sol bek yaratmayla olmayacak. Hoca'nın Yasin'i çıkartması hata değildi bana kalırsa ama yerine Telles'i alması, Olcan'ın yanına koyması solu kapatması gerekirdi.Ayrıca geçen hafta da yazmıştım,10 dakika Fener'e dayanamadılar, vakit geçiremediler diye. Bu hafta da vakit geçirememekten ++

Aslan Can 16 Mart 2015 Pazartesi 13:39

son 10 dakika 2 gol yediler. Yahu dakika olmuş 80 yatsanıza biraz yere, top dolaştırsanıza, Hamza sende alsana oyuna Emre'yi Telles'i. Biz sahada anladık 2. gol geleceğini. Bu puan kaybı gerçekten çok kötü oldu. Alt yapıda yokmu hiç bir defans adamı. Bonus kafalı bir genç var. Alsana kadroya, son son 5 dakika. yada al Emre'yi oyuna top tutsun biraz. Ama bu Olca ısrarı devam ederse GS soldan daha çok gol yer. Ayrıca bu Tarık niye oyuna girdi, ne yaptı anlayanda yok.

Basar 16 Mart 2015 Pazartesi 17:33

Sevgili Sinan kardeşim Abdullah Avcı'yı hiç sevmem ama yazına konu olmasını anlayamadım. Adamın söylediği doğru, verilmeyen penaltı döndü gol oldu.

Şuna da cevap verirseniz sevinirim. Galatasaray'a bu sezon neden hiç kırmızı kart çıkmadı? 2 haftadır son adamları düşüren Galatasaray'ı kırmızı karttan sakınan güç nedir?

Teşekkür ederim.

taner kolankaya 17 Mart 2015 Salı 01:33

yine güzel bir yazı ve analiz çıkmiş kaleminizden elinize saglık ancak yazdıklarınızdan birşey çıkartamayanlarda var sanırım suya yazmışsınız..hala maç analizlerini kahvede yaptıkları gibi bu hoca falanca takımın hocası degil şu futbolcu 2 .ligde bile oynayamaz ekseni etrafında bir ömür geçiren futbolun kendisini degil daha çok dedikodusunu sevenlerin sizi pek anlayabileceklerini sanmıyorum.. futbolun öznesini insan odaklı oldugunu yani hataya hep açık oldugunu unutanlar var hoşçakalın.

Tarık 18 Mart 2015 Çarşamba 02:30

dikkatle okudum da hepsini, Abdullah Avcı'ya kadar sallamışsın ama kendi oyuncuna kırmızıyı konusmamıssın. Muslera en az 2 maclık cezadan yırttı. bundan bahset biraz. Yazı tamamen havada kalıyor bunlarsız :) Komik.

fırat kasımoğlu 20 Mart 2015 Cuma 10:28

Bir teknik direktörün samimi, açık, ahlaklı ve beyefendi duruşu medeni Avrupa Ligleri'nde başarıyı ve takdiri getirebilir. Fakat anti-futbolun ve saha içi, saha dışı her türlü şaibenin ve samimiyetsizliğin yuvası olan Türkiye Ligler'nde, Hamza Hamzaoğlu gibi değerlerin bir faydası olmayacağı gibi, zararının olacağını düşünüyorum. Birkaç maçlık seri kimseyi yanıltmasın.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları