Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Başakşehir, Serdar Aziz'le ilgileniyor mu? Açıklama geldi

Lider Medipol Başakşehir'de Başkan Göksel Gümüşdağ, transfer çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.
Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Serdar Aziz'den sonra onun da bileti kesildi

Teknik direktör Fatih Terim’in sezonun ilk yarısında istenilen performansı gösteremeyen Eren Derdiyok’u Antalya kampına götürmeme kararı aldığı öğrenildi.
"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

"Gol sorunumuzu çözer, mutlaka alalım"

Şenol Güneş, Başkan Orman ile yaptığı görüşmede eski oyuncusunun alınmasını devam şartları arasında gösterdi. Yönetim Trabzonspor ile görüşmelere hız verdi.
Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Tolgay Arslan'da sıcak gelişme

Beşiktaş'ta kadro dışı bırakılan Tolgay Arslan takıma dönüyor. Özür dileyen Tolgay, Şenol Güneş'in onay vermesi halinde Antalya kampında yer alacak.

Bu yazıda sezon öncesi maçlarını izlediğim takımların analizlerini yapacağım. 3 büyüklerin sezon öncesi durumuyla ilgili daha ayrıntılı bir analiz olacak. “Neden sadece üçü?” derseniz. Trabzonspor’u izleme fırsatım olmadı zira pek gerek de yok aslında. Trabzonspor gibi kadronun yarısını değiştiren takımların ilk 1-2 ay oynayacakları maçlar taşları oturtmakla geçecek ve bize pek dişe dokunur veri sunmayacaktır. O yüzden Trabzonspor’un Kasım’a kadar oynayacağı maçlarda yapılacak yorumlar son derece afaki olacaktır. Bakın Kayseri Erciyesspor da geçen seneye aşırı sayıda transferle başlamış ve takım olmaları ancak ligin ikinci yarısını bulabilmişti. İlk devreyi son sırada bitirmişler ama ligin ikinci yarısındaki puan durumunda ilk 5’te olmuşlardı. Sonuçta kesin düştü denen takım ligi 14. sırada bitirmişti. Aynısı Trabzonspor’a olabilir. Ligin ilk yarısında 10. falan olup, 2. yarısında ilk 3’te olabilirler ama ligin ilk yarısında 10. olan Halilhodziç’e de kimse sabır göstermez.  İşte bu yüzden Trabzonspor olursun. Bir adım ileri, iki adım geri.

Tüm Trabzonsporlular Halilhodziç’in Cezayir’de neyi başardığına bakmalı. Bu adam Afrika ülkeleri sıralamasında 11. sıradaki takımı aldı 1. sıraya yerleştirdi. Şuan o Drogba’lı, Yaya Toure’li Fil Dişi’nden bile öndeler bu Slimani’ler falan hiç adı sanı duyulmamış adamlardı. Bu çocukların hepsinin üst seviye liglerde oynamaya başlamaları bile ne kadar büyük bir yatırım yaptığının kanıtıdır. Üstelik iyi de futbol oynattı. Dünya Kupasına katıldı. Capello’yu eledi yahu. Dünyanın en büyük teknik adamlarından biri, dünyanın en çok kazanan teknik direktörü Capello’nun Rusya’sını eledi. İşte Trabzonsporlular şunu bilmeli ki bunlar 3 ayda 5 ayda hemen olmuyor. Dikkat ederseniz bir sürü genç oyuncuyu kadrosuna kattı Trabzonspor. Serdar Gürler, Deniz Yılmaz, Sefa Yılmaz, İshak, Salih Dursun vs vs. Halilhodziç’in esas yapması gereken Feldkamp’ın 2008’de ve 1993’te yaptığı gibi bunları kazanmak. Bunları kazanırsanız, bunlardan yıldızlar yaratırsanız Cardozo zaten golü atar. Bunları kazanamazsanız, bunlar gelişmezse Cardozo Jardel gibi oyuncudur. Ayağına topu vermezsen öyle bekler… (Malouda için de bu yaşında geçerli bir durum bu)

O yüzden Trabzonspor’u Kasım’da değerlendiririz. Şimdi hamuru Vahid hocanın eline terk edelim.

Geçelim Bursaspor’a. Berbat bir yönetim anlayışı var. Çok büyük kazık yediler. Frey, Taiwo, Civelli vs Avrupa sahnesinden düşmüş 30’luk adamları Bursaspor’a iyi maaşlarla getirdiler ve adamlar emekli olmaya geldi. Yahu sen Bursaspor’sun. Katar takımı mısın? Sen şampiyon nasıl oldun? Alt yapından çıkardığın topçular sayesinde değil mi? Alt yapından hala kaliteli oyuncular çıkmıyor mu? Ne Frey’i, ne Taiwo’su. Hikmet Karaman’ın yaptığı en büyük hata budur. Aktif değil bu işlerde. Transferi araştırmıyor, müdahil olmuyor. Bırakıyor kulüplere. Kulüpleri de zaten cahil yöneticiler yönetiyor, sonra böyle kazık yiyorlar. Nihayetinde Hikmet Karaman da kariyerinin tavan noktasından 1-2 ayda düşüyor. Sen takımı Avrupa Ligi’ne sokmuşsun, bir ay içinde maç var. Sana 3-5 ay oynamadan toparlanamayacak, içi geçmiş Taiwo’ları, Civelli’leri, Frey’leri getiriyorlar. Sen buna engel olmazsan ilk turda elenirsin ve bu kariyer şansını da böyle kaybedersin. Aralarından bir tek Civelli futbola dönüş yapabildi.

Bu yabancılara bir de Kazım gibi, Volkan Şen gibi lüzumsuz transferleri de ekle. Al sana laçka bir kadro…  Hâlbuki Enes, Batuhan, Ozan Tufan alttan bir sürü yetenek geliyor. Aç bu çocukların önünü ve sabret. İş ahlakı olan, karakter sahibi ve bu oyunculara örnek olabilecek tecrübeli isimleri de kadrona transfer et. Takım ol! Sen göbeği önde giden yabancıya para dökeceksin. O iş ahlakından muaf, paranı yemeye gelen adam da bu gençleri geliştirecek öyle mi? Kuyt gibi yabancılar alacaksın bak Enes’e nasıl rol model olacak. Uzun lafın kısası Şenol Hocanın da işi çok… Bu seneyi unutsun, bir sonraki seneye fazlalıklardan arınmış, daha genç ve güçlü bir Bursaspor yaratabilir. Tabi sabredilirse. Bu sene Bursaspor’dan beklentim düşük…

Karabükspor’a gelirsek. Hep eleştiriyorum Tolunay Kafkas’ı. Çok çirkin bir futbol oynatıyor. Ama Rosenborg’u eledi. Takımı her zaman fiziksel olarak hazır ancak geçen senenin üzerine bir kalite var mı? Henüz yok. 1-2 transferle belki olur. Yine de bu zevksiz, izlemesi keyifsiz futbollarına rağmen bu sene ilk 5-10 arasındaki yeri yine garanti gibi. Bu arada Soner, Traore tarzı pek Tolunay Kafkas futboluyla alakası olmayan oyuncular transfer edildi… Umarım Tolunay hoca yanıltır bizi ve bu sene daha göze hoş gelen bir futbol izleriz. Bu arada Traore’yi de Gaziantepspor’a Hikmet Karaman dönemindeyken benim önerdiğimi ekleyeyim, naçizane kendimi öveyim. 2013 Ocak başında Polonya’nın Lechia Gdansk takımıyla sözleşmesi bitiyordu, hem liginde hem de milli takımında maçlarını izlemiştim. “Bonservissiz, kaçırılmaz” demiştim ve Gaziantepspor kendisini transfer etmişti. Oldukça da verimli oldu. Şimdi Karabük’te neler yapacak merakla bekliyorum.

Geçelim 3 büyüklere. Beşiktaş’tan başlayalım.

Sezonu erken açtılar ve ligin en hazır takımı durumundalar. Bu kadar iyi hazırlandıkları için Biliç'in hakkını vermeliyim. Mustafa Pektemek hazırlık kampını en iyi geçiren oyuncu ve Feyenoord’u da eleyerek önemli bir iş başardılar. Yine de sezonu Temmuz’da açan bir takım, geçen senenin Galatasaray’ından da iyi biliyoruz ki sonraki aylarda fiziksel olarak çok zorlanacaktır. Özellikle şimdi Beşiktaş’ın rakibi Arsenal… Beşiktaş elenirse Avrupa Ligi, Şampiyonlar Ligi’nden daha sıkışık bir fikstüre sahip. Ta Mayıs’a kadar 50-60 tane maç oynayacaklar. Peki, bu kadro yeterli mi?

İsmail, Uğur, Ersan ve Mustafa Pektemek gibi sakatlığa çok yatkın oyuncular da var. Ee dolgun bir kadro kuracak para da yok. Ben o yüzden açıkçası pek 4-2-3-1 yanlısı değilim. Biliç geçen seneden beri sürekli bunu oynatıyordu ama Mustafa’nın müthiş formu onu en sonunda 2. Feyenord maçında 4-4-2’ye döndürdü ve takım daha uyumlu gözüktü. Ben açıkçası Atiba-Veli-Necip gibi oyuncuların 4-2-3-1 sistemine uygun olmadığını düşünüyorum.

4-2-3-1 topun kullanılabilmesini gerektiren, topa hâkimiyeti şart kılan büyük takım sistemlerinden biri. Daha çok açayım, büyük takım sisteminden kastım şudur. Takımın büyüklüğünü oynadığı ligin takımlarına kıyasla söylüyorum. Yani 3. Ligde zirveye oynayan takım da büyük takım sistemiyle  oynamak durumundadır.

Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş ligin her zaman büyük takımı oldular ve derinde (ön liberoda) oyuncu kullanmadan oynayabilme cesaretini çoğu zaman gösterebildiler. 4-4-2, 4-2-3-1 o yüzden bu takımlara uygun bir büyük takım sistemi. Zira son 10 yılda artık takımların %90’ı ortasahayı en az üç oyuncuyla tutmak istiyor. Hele hele ligin orta ve küçük takımları için bu bir zorunluluk. Derinde oyuncu kullanmadan Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi karşılamak imkânsız gibi. ‘Derinde’ diyerek belirttiğim bölge ‘ön libero’ mevkisi. Stoperler ve topu kullanacak orta saha oyuncuları arasındaki defansif güvenliği sağlamak zorundalar. Fakat büyük takımlar için bu oyuncular çoğu zaman hücumda kalabalık olunmasını, etkin olunmasını engelliyor ve hücumda takımı bir kişi eksik bırakabiliyor.

Fenerbahçe ve Ersun Yanal bunu nasıl çözmüştü? Derinde Mehmet Topal’ı kullanmasına rağmen, bir büyük takım gibi, hücumda kalabalık olamama sorunu yaşamadan nasıl çözdü bu sorunu? Evvela Kuyt. Hücum bölgesinde takımın en çok topla buluşan oyuncusu Kuyt, hücum bölgesinde rakibinden en çok top kazanan oyuncu da Kuyt. Rakip ceza alanına en çok isabetli top gönderen oyuncu da Kuyt ve rakip ceza alanında en çok topla buluşan oyuncu da Kuyt. Sanki her yerde Kuyt oynuyormuş gibi. Bu istatistikleri nereden buluyorsun derseniz, her futbolseverin bakmasını isterim. tr.matchstudy.com uzantılı bir Türk sitesi var. İçinde harika istatistikler var.

Bu günlerde twitterdan birçok kişiyle bazı oyuncular üzerinden tartışıyoruz. Misal herkes tutturmuş “Umut Gündoğan neden forma bulamıyor?” diyorlar. İzlemişler iki tane 3. lig seviyesindeki takımlarla oynanan hazırlık maçlarını Umut da orada iki dikine pas atmış, hemen büyük futbolcu ilan edildi. Ben gittim Ocak ayında Olimpiyat stadında Türkiye Kupası’nda izledim aynı Umut’u, sert bir rüzgar esince savruluyordu… Şunu iyi ayırt etmemiz lazım. Futbol Pele’lerin dönemindeki gibi oynanmıyor artık. Son 20 senedir futbol demek ‘fizik’ demek. İzleyin Pele dönemindeki maçları. Çabuk süratli yetenekli bir adam çıkar ve kimse tutamaz onu. Şimdi var mı öyle yürüye yürüye oynayan savunmacılar? Hepsi canavar. Hepsi inanılmaz atletler. Umut Gündoğan gibi fiziğini geliştiremeyen isimler de işte yaş oluyor 24 hala diyorlar ki çok yetenekli. Yetenekliyse gitsin sirkte top sektirsin o zaman… Çalışacaksın kardeşim. Futbolculuk milyonların kıskandığı bir meslek ve çok büyük getirileri var. Sevgi, saygı, popülerlik ve akıl almaz paralar kazanıyorsun. O halde çalışacaksın.

Neden Kuyt’tan Umut’a döndüğümü anlamışsınızdır. Fenerbahçe’yi şampiyon yapan buydu geçen sene. Avrupa’nın en çok duran toptan gol atan takımıydı Fenerbahçe, zira tüm duran toplarda rakiplerini ezdiler. Emenike, Sow, Topal, Bruno, Caner hepsi son derece sağlamdılar. Topal yüzünden hücumda bir kişi eksik ama iki bekin katılımı Caner’in inanılmaz formu yüzünden de 1 eksikse 2 fazlaydılar. Fenerbahçe her maçını sanki sahada 12-13 kişiymiş gibi oynuyordu.

Hücuma top da taşınabiliyordu. Kuyt, Sow, Emenike gibi geri gelip top alıp hücuma top taşıyamayan oyunculara rağmen de ellerinde Emre gibi, Meireles gibi, Baroni, Salih gibi o topu ileri pasla veya Alper’le driplingle taşıyacak oyuncuları da vardı. Bunlardan Emre, Meireles, Baroni defansif açıdan, dayanıklılık olarak hiç eskisi kadar güçlü değildi ama bunu da derindeki Topal gideriyordu işte. Önündeki yaratıcıların arkasını topluyordu. Bu, Beşiktaş’ta yok. Birazdan tekrar döneceğim.

Fenerbahçe’yi bitireyim… Bu kadar kompakt, bu kadar başarılı, sistem olarak bu kadar verimli bir Fenerbahçe neden kaosa girdi, çok verimli top oynatan hocası neden gitti?

Tahminimi söyleyeyim. Bu takım büyük efor harcadı, çok çalıştı ve her maça 12-13 kişiymiş gibi çıkmayı başardı ama aynı zamanda oldukça da yaşlı bir takımdı. Birçoğu bu yıldırıcı idmanlardan bıkmış gibiydi. Ve Yanal bu sezonda takımı Temmuz başında kampa almak istedi. Yorgun futbolcular da isyan etti. “Lig Ağustos sonu başlıyor, Avrupa maçımız yok. Ne Temmuz başı?” dediler. Kısmen hak veriyorum. Aziz Yıldırım da hak vermiş olacak ki oyuncuların sözünü dinledi ve hocasını ezdi. Nasıl bir teknik direktörsünüz ki kamp tarihini oyuncular ve başkan belirliyor? Aziz Yıldırım makul bir yönetici olsa, iki tarafında kendilerince haklı gerekçelerini dinler ve orta yolu bulurdu. 1 Temmuz da 14 Temmuz da olmasın 7 Temmuz’da başlayalım der, iki tarafı da ikna ederdi.

Tabi doğrusu bu da değil. Doğrusu yaşlı takım eğer çalışmak istemiyorsa, gençleştirirsiniz ve kampı bir önceki sezon takımın fizik kalitesini göstermiş olan hocanızın fikrine göre 1 Temmuz’da başlatırsınız.

Tabi Aziz Yıldırım bunu yapamazdı. O çok yaşlı Fenerbahçe kadrosunu gençleştireceğine son yılların en potansiyelli gencini (Salih) göndermek durumunda kaldı. Para da pek yok tabi durum da ortada… Eh bir de bu oyuncular zamanında sizin için çıktı sakal bıraktı, sürekli profesyonellikten uzak, baba-oğul ilişkisindeydiniz. O yüzden onları ne gönderebiliyorsunuz ne de hocanızı ezmelerini engelleyebiliyorsunuz. Yani paranız yoktur, kadroyu gençleştiremezsiniz anlarım. Bu makul bir sebeptir. Fakat o zaman da makul davranıp oyuncularla, hoca arasındaki makul yolu bulmanız gerekirdi. Öyle yapmak yerine oyuncuların istediği oldu ve hoca gidip, yerine bu güne kadar Fenerbahçe seviyesinin çok altında bir CV’ye sahip olabilmiş İsmail Kartal getirildi. Buradan anlaşılıyor ki oyuncuların istediği, başkanın istediği bir piyon getirildi. İsmail Kartal özelinden ayırıyorum bu yorumu… Adam çok iyi insandır, son yıllarda kendisini çok geliştirmiştir, Fenerbahçe’de çok başarılı olur vs bunları bilemeyiz… Ancak bildiğimiz bir şey var. Fenerbahçe’de öne sürülüşü bir piyonun öne sürülüşünden farksızdır. Ve ben kendisi için, bu baskı altında çalışacağı için de üzülüyorum. Fenerbahçe’nin Chelsea-Beşiktaş maçlarından sonra Olympiakos’a bambaşka bir kimlikle çıkmasını ve yenmesini de hiç yadırgamıyorum ve bu oyuncular özelinde söylediklerimi kanıtlıyor.

Açıkçası ben Galatasaray’da bugüne kadar, özellikle Hakan Şükür’lü dönemlerde Nirvana’ya eren ‘futbolcuya dayalı düzeni’ çok eleştirmişimdir ve kulüplerin şeffaf olması gerektiğini savunmuşumdur. O yüzden bir Galatasaray geleneği olan “Kol kırılır yen içinde kalır” deyiminin bu devirde uygulanmasına katiyetle karşı çıkmışımdır. Bu deyimin günümüz toplumuna son derece uzak ve rahatsız edici olduğunu söylemişimdir. Zira sen o kırılan kolu istediğin kadar yenin içinde sakla basın, milyonlarca taraftarın, güç odakları ve bunlardan nemalanan insanlar o kırığı kaşımak için birbiriyle savaşacaktır. Ortaya yarısı gerçek, yarısı yanlış onlarca senaryo çıkacaktır ve sen kırık kolunu sakladığına her seferinde pişman olacaksındır. Kol kırıksa herkes bilmeli ve oturup tedavi edilmeli. Bugün yine Sabri’nin ne yapıp da kadro dışı kaldığını kimse bilmiyor mesela. Hâlbuki bilelim ve ona göre tedavi edelim. Bilmezsek bir sürü aklımıza yatan düşünceyi yazarız, söyleriz zira işimiz bu. Akla yatan tahminler yürütmek bizim işimiz. İşte az önce de ‘yaşlı kadroya Ersun Yanal’ın fiziğe dayalı futbolu zor geldiği için bu sorunlar baş gösterdi’ diye tahmin yürüttüm.

Bakın kolun kırılması ayıp değil, hatalar insanlar için. İnsan dediğin hatalar yapacak, düşe kalka gidecek ve o kol zaman zaman kırılacak. Bunda bir sıkıntı yok. Kırıkta saklanılacak, utanılacak, sakınılacak bir şey yok da arkadaş bu Fenerbahçe’deki kol kolluktan çıkmış leşe dönmüş. Kolu uzun süre mumyalamışlar, sargılar bir çıktı leş gibi bir görüntü çıktı ortaya.

Ersun Yanal’ın özel hayatıyla ilgili o kadar ahlaksızca, o kadar terbiyesizce şeyler okudum ki seviyesizlikten midem bulandı.

Bu profesyonel bir iş ve profesyonel iş dünyasında ayrılıklar olur, bunlar son derece doğaldır. Yollarınızı ayırırsınız biter. Fakat arkadaş bu dönen dolaplar, çıkan haberler nedir yahu?

Ünal Aysal – Fatih Terim arasında yaşanan ayrılığı aylarca yazdık çizdik. “Aysal’ın mesajları ifşa etmesi ayıptır” dedik de bu tartışmanın yanında adamlar gözümde Lord gibi kaldı.

Aysal sadece “Terim benim mesajlarıma cevap vermiyor, aradığımda telefonumu açmıyor” demişti. Bunu aylarca yazdık yahu. Şimdi “idman saatlerini o…larına göre ayarlıyordu” açıklamalarını görünce… Haksız mıyım? Lord gibi durmuyor mu? Aysal o dönem, “ kendisiyle yollarımızı ayırdık ama ailecek görüşüyoruz, birbirimizin evlerine gitmişliğimiz var, benim Terim’e karşı duygularım değişmedi vs” demişti.

Şimdi bu olayların artık Aziz Yıldırım tarafından yapılınca pek konuşulmaması da doğal sanırım. Ben de günlerdir hiç yazmadım çünkü şaşırmıyorsun yahu. Aziz Yıldırım 16 yıldır zaten kulübü böyle yönetiyordu. Hiç değişmedi. İnsan ilişkileri hep daha kötüye gitti. Her seferinde daha ucuz şeylerle adam gönderdi. Alex’i bacak bacak üstüne attı diye gönderdiğinde tamam demişti Nirvana’ya erdi artık daha üst bir şey olmaz ama Ersun Yanal’da gördük ki insanların özel hayatında birlikte olduğu kadınlara göre de görevine son verilebiliyormuş.

Bizim Rıdvan Nicolas Erdem geçen gün Medyaspor’da yazdı. Çok iyi araştırmış. Gazete kupürlerini bulmuş. Aziz Yıldırım’ın Löw’ü de nasıl gönderdiğini hatırlatmış… 16 senede hiç değişmediğini anlatmış. O yazıdan sonra da düşündüm ki artık Aziz Yıldırım ne yapsa şaşırmıyorsun. Yarın İsmail Kartal’ı da kovsa şaşırır mısınız? Ben kendisinin psikolojisinin de normal olduğunu sanmıyorum. Son yıllarda çok acayip şeyler yaşadı. Hapse girerken fotoğrafları da çekildi, hapisten çıkınca Tanrı gibi de karşılandı. Bu kadar keskin şeyler yaşayan biri psikolojik olarak ne kadar sağlıklı olabilir ki? O dönem taraftarları organize eden Fenerbahçeli birçok takipçisi olan insanlar vardı ve sosyal medyada çok büyük bir Aziz Yıldırım propagandası yapılmıştı. Hatta bir sefer hapisten çıktığında mıydı neydi. Biri “Gülüyor” diye tweet atmıştı. Hala hatırladıkça ben de gülüyorum. O nasıl bir tapınmaydı yahu. Sanki peygamber görmüş, doğaüstü bir olaya tanık olmuş gibi sadece “gülüyor” yazmıştı.

Neyse işte dediğim gibi yarın İsmail Kartal kovulsa şaşırmam  “Ne yapsa yeridir?”

Rıdvan’dan bahsetmişken Medyaspor’un yazarlarına değinmeliyim. Beşiktaş konusunda Anıl Demirci, Fenerbahçe konusunda Rıdvan Nicolas Erdem çok genç ve kaliteli kalemler. Farklı şeyler yazabiliyorlar. Benim Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığım Medyaspor için yazmalarından da ayrıca mutluyum. Bu genç arkadaşlarımızla birlikte yine keza yazarımız Tümer Topal da ülkenin spor eleştirisini her yazısında büyük bir cesaret örneği göstererek harika yapıyor.

Şimdi geçelim Beşiktaş’a. Para yok dedik. Sakatlanma olasılığı yüksek oyuncu çok dedik. Mustafa müthiş durumda dedik. O halde 8-10 milyonluk 10 numara lüks değil mi? Bu takım geçen sene de 4-2-3-1 oynamadı mı? Beşiktaş’ın geçen sene tek sorunu, Almeida’nın iyisini ve Oğuzhan’ın iyisini mi almaktı yani?

Beşiktaş’ın esas sorunu sistemin hücumda işlevsizliği değil miydi? 10 numara mevkisine getireceğin adama topu yine Veli ve Atiba aktarmayacak mı? Bu oyuncuların öyle bir meziyeti var mı?

Neyi çözmüş olacaksın öyleyse? Şimdi düşünelim. 4-2-3-1’in 2’lisi defansif açıdan iyi ama hücumda sıkıntı değil mi? Pas oyununda çok beceriksiz öyle değil mi? O zaman verme bu görevi.

Bırak topu dripling yapabilen kanatların çıkarsın ve sırtı dönük mükemmel top alabilen Demba Ba’ya uzun oyna. Bu sırtı dönük oyunda üstelik Mustafa da oldukça iyi… Herkes Barcelona gibi oynamak zorunda değil. Elinde topu 3. Bölgeye geçirecek Xavi’lerin, İniesta’ların yoksa oynayamazsın. Elindekinin yeterliliğine göre maksimumu veren düzeni kurmalısın. Beşiktaş Veli, Necip, Atiba ve Oğuzhan’dan oluşan göbeğe bir de Holmen vari bir takviye yapsa ve sağ beke de hem stoper oynayabilen hem bek olabilen Ujfalusi’nin gençliği gibi üst seviye 4-5 milyonluk bir yıldız transfer etse çok daha dengeli olurdu. Misal yazarken aklıma geldi Micah Richards gibi bir bek-stoper Beşiktaş için çok daha faydalı olurdu. Stoperde şuan Ersan – Franco uyumlu ama eksikleri var. Sivok’u da beğeniyorum fakat Atınç tabi soru işareti. Bu dörtlüden Ersan sık sakatlanıyor. Aynı anda ikisi sakatlansa veya cezalı duruma düşse kadro zafiyet yaşar. O yüzden bir stoper alternatifi de yaratılmış olur. Üstelik Önder Özen döneminde Beşiktaş Lescott’la neden ilgileniyordu? Çünkü stoperler yumuşaktı. Sivok, çok beğenirim ama yumuşak, Franco çok yumuşak, Ersan çok sakatlanıyor… Bakın Feyenoord maçına misal yenen gole. Franco sezileri mükemmel çok zeki bir çocuk, gidiyor Ersan’ın boşalttığı alanı dolduruyor. Rakip daha çabuk topu üzerinden aşırtıyor ve Ersan da topu kale çizgisinden çıkarmaya çalışıyor ama gol oluyor. Bakın bu gole. Öncelikle Ersan’ın pozisyon hatası var. Önde yakalanıyor. Rakibi orada karşılayan Ersan, onun kademesine koşansa Franco olmalı ama tam tersi oluyor. Sonra rakip çalımı çok kolay atıyor. Üstünden aşırtıyor ve Franco hiçbir şey yapamıyor. Bruno Alves olsa? Egemen olsa? Lugano’lar, Luciano’lar olsa kalçayı çıkarır, sırtı koyar adamı geçirmez top Tolga’nın ellerinde kalırdı. Ama dediğim gibi Franco yumuşak… Sırf kalıpla ilgili de değil. Futbolda fiziğini kullanmak için illa fizikli olmaya da gerek yok. Semih de iri yarı değil ama bunları biliyor. Emre Belözoğlu kalçasını nasıl kullanıyor? Hadi o kısa, yere sağlam basıyor, kalçası kuvvetli diyelim. Peki, Aurelio’yu hatırlar mısınız? Orta boylu, çok cılız kürdan gibi bir adamdı. Ama o da kalçasını kullanmayı çok iyi bilirdi. Pres yediğinde ve pas opsiyonu olmadığında rakibe kalçasını dayar ve faul alırdı. Üstelik de çok kurnazdı, yere düştüğünde mutlaka topu da kollarının arasına alırdı ki hakem faul vermezse rakip topu alıp bizim stoperleri eksik yakalamasın. Eh Kadıköy’de de öyle pozisyonlarda Aurelio yerdeyken bir hakemin kalkıp el çaldığı olmazdı. Selçuk İnan da aynısını defalarca yapıyor. Müdahalelerin en az yarısı faul falan değil ama %95’ine faul çalınıyor. Dediğim gibi bu ille de fizik işi değil, biraz da tecrübe işi, şuan Franco’da ikisi de yok. İyi bir zeka ve iyi bir teknik var ama alacak da çok yolu var. O yüzden Richards gibi bir canavar onun yumuşaklığı için de birebir.

Fatih Terim mükemmel uyumlu bir 4-4-2’yi 2011-2012 sezonunda yarattığında topu hep göbekten kullanıyordu Galatasaray. Nedeni Melo ve Selçuk gibi çok meziyetli adamları olmasıydı. Oyunu iki yönlü oynadıkları için ve Galatasaray o yıl Avrupa’da da olmadığı için fiziksel zaaf yaşamadılar. Tabi kanatlarda da iştahlı adamlar var. Kazım’ı neden gönderdi? Riera’yı o sene neden kesti? Çünkü hem Selçuk, hem Melo, hem Kazım, hem Riera? Topu kim kazanacak? Baştan 4-1-4-1 başlamıştı hatırlarsınız. Baktı kanatlar Riera, Kazım süratli değil, gol koşuları, driplingleri yetersiz, eh Elmander de yaratıcı değil, takım hiç üretemiyor. Ne yaptı? Derindeki adamı çıkardı. Elmander’in yanına Necati’yi koydu.

Sağa da Engin, sola da Emre Çolak’ı koydu. Kazım ve Riera’ya göre çok daha şuursuz, çok daha dengesiz ama çok daha iştahlı iki kanadı koydu ki Melo ile Selçuk ortada iki kişi kaldıklarında 3 kişilik rakip göbeklere ezilmesinler. Bunlar sürekli ortayı doldurdu ve iştahla pres yaptı. Galatasaray kanatları hiç kullanamadan göbekten gele gele aldı şampiyonluğu o sene. Bitik Necati de iyi tekniği ve oyun bilgisiyle duvar oldu. Küçük takımları ezdiler ama büyük takımlarda sorun yaşadılar. O kadar iyi takım son maçta şampiyonluğu veriyordu. Neden mi?

Necati kaleden uzaktı ve yaşça bitik olduğu için hareketsizdi. Elmander de iyi bitirici değildi. Kanatlar da gol yükünü üstlenmiyordu. Melo ve Selçuk hayatlarının en çok istatistiğini yaptılar o sezon. Bu takımın skor üretemediği için Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olması çok zordu. O yüzden Burak geldi ve sistem değişti. İşte Terim böyle bir 4-4-2 ile sonuca gitmişti. Biliç ise aksini yapabilir. Terim’in kanatları içeri sokarak yarattığı pres gücünü Beşiktaş göbeği alarak yapabilir. Veli ve Atiba rakibin göbekten gelmesini engelleyebilir. Yetenekli kanatlar da hücumları kanattan yönlendirebilir ve teknik stoper Franco ile uzun toplarla Demba Ba’ya, Mustafa’ya çıkılabilir. Onlar da oyunu tekrar kanatlara açabilir.

Beşiktaş Veli ve Atiba ile ortasahayı kazanır. Olcay da akıllı adam o da savunma yardımı olan biri. O yüzden savunması kötü Motta veya İsmail’e Olcay da yardımcı olabilir. Sağda Gökhan ve Frei o konuda Olcay gibi değil, onlar savunma yapmaz ama işte dediğim stoper-sağ bek alınırsa misal Richard zaten tek başına o bölgeyi kapatır. Mancini onu City’le şampiyon olduğu sezon harika kullanmıştı. Sanırım geçen sene Salih Dursun’u da o yüzden aldırdı. Salih’i Mancini’nin özel olarak istediğini ve genç, uzun, güçlü oluşundan etkilendiğini biliyorum.

Beşiktaş ön görülerim bu kadar. Sağbek stoper şart. Ortasaha göbeğine çift yönlü bir dinamo rotasyona eklenmeli ve bu takımın en iyi oynayacağı düzen de 4-2-3-1 falan değil 4-4-2.

Anıl da bu konuda şahane bir yazı yazmış. Çok değerli istatistikler paylaşmış, mutlaka bakmanızı öneririm.  http://www.medyaspor.com/kose-yazilari/veli-atiba-ve-pasor-orta-saha-455

Son olarak Galatasaray…

Sadece 2 tane ciddi hazırlık maçı yapmasını hiç anlayamadım. Bir Rapid Wien bir de Atletico Madrid maçları hazırlık maçıydı.

Prandelli Eylül’e kadar Arena’da maça çıkamayacak. O tecrübeyi tadamadı. Neden? Çimler. Fenerbahçe maçlarını gül gibi stadında oynuyor, Galatasaray olmadık yerlere hazırlık maçına gidip oyuncularına küfür ettirtiyor.

Galatasaray’ın en büyük eksiği bir golcü. Chedjou ve Eboue satılamıyorken inatla stoper bakmak bence lüks. Prandelli 4-2-3-1’de karar kılmış ve fakat bu sistem Burak’a pek uygun değil. Topu yere indirip rakibi baskı altında tutuyorsun ve topu asla vermiyorsun ama bu pas oyununda Burak’a zaten yer yok. Onu geçelim koşacak alan da kalmıyor çünkü pasla oynarsan yavaş oynarsın ve yavaş oynarsan rakipler kolay yerleşir, alan daraltır. Uzun ve dikine paslar rakibi dengesiz yakalamak ve geniş alan bulmak içindir. Prandelli uzun ve dikine oyunu değil kısa ve topa hakim olan oyunu istiyor ve bu düzende Burak’a uymuyor. Bunun dışında forvet rotasyonu gerçekten çok kötü bu düzen Umut’a da hiç uymaz. Umut Bulut’un zaten Galatasaray heyecanını yaşadığını sanmıyorum artık.

Galatasaray’ın hazırlık maçlarında yavaş görünmesi şimdilik önemli değil. Topa hakimiyet alışkanlığı kazanıldığı için takımın yavaş hareket etmesi normal. Forvet konusunda tabi, ilk 11’e yabancı tercihi yapılamaması da Galatasaray’ı çok etkiliyor. Burak bu sene çok zorlanacak.

Hazırlık kampının en iyi iki oyuncusu Veysel ve Bruma idi. İkisi de sakatlandı, çok çalıştıkları için, zorladıkları için olabilir. En hazır dönmeyeni ise Telles’ti. Geçen sezon 2 ayda düşüş yaşamıştı yorgunluğa bağlamıştık ama döndü hala aynı. Bir de çalışıp arayı kapatacağına Bodrum’dan Melo’yla birlikte tatil fotoğrafları paylaşıyor. O sırada da Muslera dünya kupasından yeni dönmüş Florya’da çalışıyor. Muslera’nın son 2-3 yılda ne kadar geliştiği zaten ortada… Telles bunu görmeli. Melo onun için doğru rol model değil. Melo canavar gibi bir genetiğe sahip. Bazıları böyledir. Senin 5 haftada çalıştığın seviyeye o aynı tempoda 3 haftada çalışarak gelebilir. Bu genetikle ilgili. Telles’in ise en büyük eksiği bu.

Chedjou ve Koray maaşlarıyla birlikte Galatasaray’a neredeyse 20 milyon Euroluk bir yatırıma mal oldu. Galatasaray her 6 ayda bir transfer yaparak sorunlarını çözeceğine kendi yarasını kendisi sarmayı öğrenmeli. Zira öyle böyle boşa para harcanmıyor. Balotelli’yi adam edip, Almanya’yı eleyen adama transfer yapma zaten Chedjou’nun Lille dönemine dönmesini iste. Bu Prandelli gibi futbol öğretmenlerine 2-3 milyon Euro parayı sistem, taktik yapsın diye mi ödüyorsunuz? Hayır? Size Koray’ı kazanmalı, Chedjou’yu eski günlerine döndürmeli.

Galatasaray yönetimi şunu demeli. “Biz Chedjou – Koray ikilisine yaklaşık 20 milyon Euroluk yatırım yaptık. Lütfen bizden bu sene stoper isteme. En azından bir sene daha bu Chedjou veya Koray’dan birini kazanmaya çalışalım.” Zira Galatasaray 6 ayda 10-15 milyon Euroluk topçuları silebilecek kadar zengin bir Arabın kulübü değil yahu? Bu Chedjou canavar gibi topçuydu ama Galatasaray belli ki kandırıldı. Galatasaray’a sakat geldi ve art arda sakatlıklar yaşadı. En önemli artısı atletliği olan adam sakatlıktan doğrulamazken de birçok kötü maç çıkardı. Fakat geçmişteki performansı biliniyor.

Sonra sağ bek, sol bek için Tarık’a milyon Eurolar vermeye gerek yok. Belçika takımıyla yapılan hazırlık maçında Furkan oynadı gayet de performans verdi.  Bugün gitsin Eskişehirspor’da sağ ve sol bekte bir sezon oynasın Tarık’tan kötü oynayacağını hiç sanmıyorum. Zira bütün futbolculuk meziyetleri benzer. İkisi de çabuk, ikisi de zayıf, ikisi de mental olarak yetersiz, ikisi de teknik olarak iyi ve ikisi de sol ayağını fena kullanmıyor.

Oyuncu sürekli oynarsa potansiyelini gösterir. Galatasaray artık böyle Anadolu kulüplerine para saçmaktansa kendi değerlerini kazanmayı öğrenmeli.

Son olarak Eboue de sözleşmesinin son senesine girdi. Kimse onun maaşını karşılamaz. O yüzden satmak da kiralamak da pek mümkün olmayacak. Riera gibi zararına elden çıkarmak da saçmalık… Veysel’in yedeği olarak +3’te durması ve tekrar kazanılması daha mantıklı olurdu. Tabi ki alan varsa gönderilir ama alan yoksa kalsın.

Muslera, Chedjou , Melo ve Sneijder sürekli oynayan ilk 4 ve Eboue, Telles, Bruma ve yabancı forvet de rotasyonu zorlayan isimler olabilir.

Galatasaray’ı, sistem, taktik düzen vs olarak daha ayrıntılı bir şekilde tekrar analiz ederiz zira yine pres gücünü Olcan dışında arttırabilecek bir oyuncu yok kadroda… Görüşmek üzere.

YORUMLAR

Ziyaretçi 19 Ağustos 2014 Salı 00:19

abi yazilarin gercekten zeka ve emek kokuyor ellerine saglik.neredeyse hergun sayfaya bakiyorum yazin var mi diye gozumuz yollarda kaldi bekletme bu kadar :)

Alper 19 Ağustos 2014 Salı 06:57

galatasaray icin surekli forvet konusu ve topu cok yavas kullanma konusu tartisiliyor. defansa katki icin yapilacak transfer konusunda ayni kaniya sahibim. atletico macinda iyi kapanan, her pasi akilli oynayan, gorece hazir bir takima karsi kotu sinyaller almamistik maci izlerken. bir chelsea defansi gibi alan markajini iyi seviyede uygulayan, iyi yerde duran, topu kaptiginda etkin sekilde pas cerebilen defans umidi tasimiyorum. arzulu ve icten bir defans algisi bekliyorum.

Alper 19 Ağustos 2014 Salı 07:01

Forvette ise nonda tarzi duvar oyuncusuna, iyi plase oyuncusuna ihtiyacimiz var. bu nonda kalitesinde bile olsa en az 10 gol ve belli takimlara karsi oynarken yapilacak en az 6-8 asist demek olur. galatasaray, kotu transferlerin bedelini odemeli. fakat biz taraftarlar her 3-4 sezonda sadece 1 kere istikrarli bir sezon izlemek istemiyoruz. Ekonomik bunalim, transfer harcamalarini kisarak engelleniyorsa simdilik iyi gunler uzak.

Fırat Kasımoğlu 19 Ağustos 2014 Salı 11:46

Önceki yazılarınızdaki analizler ile çıtayı ve beklentileri o kadar yükselttiniz ki; bu sene okuduğum en doğru analizlerin yer aldığı yazınız bile kesmedi beni.Birde arayı çok açtınız.Haftalardır yeni yazınız var mı diye bakmaktan yorulmuştum. Doğrudur, gündem pek hareketli değil, yazılabilecekler kısıtlıydı fakat insan bu sıkıcı futbol sürecinde, bir renk , bir heyecan arıyor işte.Daha detaylı bir Galatasaray analizinizi sabırsızlıkla bekliyorum...

alperen 19 Ağustos 2014 Salı 14:10

daha detaylı bir galatasaray analizinizi bekliyoruz. ben özellikle olcanın da gelmesiyle selçuk-burak-olcan kankaların takımı bozacağını düşünüyorum. fatih terim 2 sene önce 2-3 maç burakı kadro dışı bırakmıştı pres yapmadığı için burak döndüğünde bomba gibi dönmüştü. burak şu sıralar sadece kendini yere atıp faul kazanmaya çalışıyor ve sürekli top kaybediyor. hazırlık maçlarında selçukun ileriye oynadığını görmedim.

Begenmedim 21 Ağustos 2014 Perşembe 05:37

Analiziniz maalesef twitterdaki taraftarlarinkilerden daha derin degil. Neredeyse tamamina katilmiyorum. Bruma kampin en iyilerindenmis diyorsunuz, bir kac calim atmak disinda ne yapti, kac gol atti ve attirdi? Ama tabii bunun suclusu da Galatasarayin forvet eksigidir.... Sol kanatta savunmada yasadigimiz problemler de Brumanin Prandellinin ona verdigi defansif gorevi yapamamasindan. Sezon acildiginda Prandellinin sizinle ayni goruste olup olmadigini gorecegiz tercihlerinden.

Birazakil 21 Ağustos 2014 Perşembe 07:53

Futbolcularin tatilini elestiriyorsunuz. Muslera tatilden gelmis, dinlenmis bedenle Floryada antrenorlerin programi dahilinde takimin geri kalanina yetismeye calisiyor. Melo/Telles Bodrumda yine Prandellinin uzman ekibinin programi dahilinde yogun yuklemeden sonra verilen izinde dinleniyorlar, buna laf ediyorsunuz. Belki spor biliminde recovery phase denen seyin onemini bir acip okusaniz, kendinize de okurlariniza da bir iyilik yapmis olursunuz. Saygilar.


Sinan Yılmaz Köşe Yazıları